|
Yazarlar

Hayatın normal akışına ters düşmek

04:00 . 26/04/2019 Friday

Kemal Öztürk

1969 yılında Ağrı’da doğdu. Orta öğrenimini Sakarya’da tamamladı. Marmara Üniversitesiİletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Öğrenciliği esnasında çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yayınlayarak yazı hayatına atıldı. 1995 yılında Yeni Şafak Gazetesi’nde profesyonel gazeteciliğe başladı. 1997 yılında Kanal 7 televizyonuna transfer oldu ve televizyon haberciliğine başladı. Haberciliğin yanı sıra belgesel hazırlamaya başlayan Öztürk’ün ilk belgeseli Sarıkamış oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını konu edinen ilk belgesele imza attı. Sonrasında İlk Meclis, Yemen, 1999 Depremi, Türkiye’de kadın hareketi tarihi ve Halide Edip, Osmanlı Modernleşmesi ve Pera gibi konularda birçok belgesele imza attı. 1999 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın en iyi belgesel ödülüne layık görüldü. 1999 yılında Amerika ve Kanada’ya giderek yabancı dil eğitimi aldı ve belgesel alanında araştırmalar yaptı. 2003 yılında TBMM Başkanı İletişim Danışmanı oldu. İki yıl sonra TBMM Başkanı Başdanışmanlığına getirildi. 2008 yılında AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak görev aldı. 2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı görevine getirildi. İki yıl boyunca Başbakan Erdoğan’ın basınla ilişkilerini koordine etti. 3 Ağustos 2011 tarihinde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atandı. 1 Aralık 2014 tarihinde “kişisel prensip ve ilkeleri” nedeniyle, 3 yıl 4 ay sürdürdüğü, AA Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevinden istifa ettiğini duyurdu. 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazarı oldu. 18 Şubat 2015 tarihinde de Katar’ın önemli gazetelerinden Al Şark Gazetesi’nde yazıları yayımlanmaya başladı. İyi derecede İngilizce bilen Öztürk, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Kemal Öztürk

Doğa uyanıyor. Bahar toprağı ısıttı, suyu ısıttı, bitkileri ısıttı ve hepsi yavaş yavaş canlanıyor. Kaz Dağlarında, Behramkale’nin tepelerinde dolaştıkça, hayatın normal akışının seyri seferini izliyorum. Muhteşem.



Kayın, gürgen, kavak, söğüt tomurcuk vermiş. Gelincikler serpilmiş, yapraklarını açıp, güneşi yudumluyor. Papatyalar her yanda boy vermiş, rüzgârın tatlı esintisiyle gelin gibi salınıyor.

Kuşlar eşlik ediyor bu canlanmaya. Nisan neşesi hepsini sarmış. Serçe, bıldırcın, keklik, kumru… onlarca kuş türünden, onlarca farklı müzik yayılıyor etrafa.

Bir neşe, bir mutluluk, bir huzur dolmuş dağlara, ovalara, yaylalara.

Sümbüller morun en güzel rengini, kekik en güzel kokusunu, hanımeli en güzel parfümünü yaymış ortama.

Kelebekler uyanmış. Yaratıcının özene bezene çizdiği kanatlarıyla bir çiçekten diğerine uçuşuyor. Pek güzeller.

Tatlı bir meltem tüm kokuları, sesleri ve polenleri alıp, sağa sola savuruyor, uyanmayan kalmasın diyor.

Hayatın doğal akışı, binlerce yıldır olduğu gibi, ahenkle devam ediyor burada...

İnsanoğlu doğadan şok şey öğrendi. Hala da öğrenmeye devam ediyor. Her canlı gibi bu hayatın bir parçasıyız ve onlarla birlikte yaşıyoruz.

Bizim de hayatımızın doğal bir akışı var. Bu akış kesildiğinde, bu süreç durduğunda, hayatımız normal olmaktan çıktığında bocalamaya başlıyoruz.

Modern zamanların en büyük hastalığı olan stres, depresyon hayatımızın doğal akışı kesildiğinde başlar. Tüm hastalıkların tetikleyicisi, ana kaynağı bu.

Hayatımızın doğal akşını kontrol etmek zorundayız. Yani bazen üzülsek bile, bazen mutlu olacak şeyler yapmalıyız. Bazen kızsak da, bazen sevinecek şeyler yapmalıyız. Bazen ağlasak da, bazen gülmeliyiz.

Bunlardan biri eksik olduğunda, tekdüzeleştiğinde hayatımız, gidişatta anormallikler var demektir. İnsan hep sinirli olamaz. İnsan hep üzgün olamaz. İnsan hep öfkeli olamaz. Aynı şekilde insan hep mutlu, hep sakin, hep gülen bir varlık da olamaz.

Doğanın kendi içinde kurduğu denge gibi, hayatımızda bir denge kurmalıyız.

Örneğin her günümüzü, her saatimizi siyaset konuşarak geçirmek, bizim gibi mesleği siyaset olmayan insanlar için sağlıklı değildir. Hatta mesleği siyaset olanlar bile zaman zaman hayatın diğer alanlarına yönelmeli, rutin dışına çıkmalı.

Yani stresimizi yönetmeyi başarmalıyız.

Mesela benim için doğaya çıkmak, dağlarda yürüyüş yapmak, diğer canlılarla iletişim kurmak hayatımı normalleştiriyor.

Doğayla baş başa kalıp stresimi azalttığımda, hayatımın akışını düzenlediğimde daha sağlıklı düşünebildiğimi görüyorum. Bir yazarın maruz kaldığı baskı, hakaret, öfke ve ötekileştirmeyi tahmin edebilirsiniz. İşte bunu dengelemek için, yazı dışında bir yaşamın olduğunu, hayatın normal bir akışını olduğunu görerek ve hissederek denge kurmaya çalışıyorum.

Eminim sizlerin de hayatında normal akışa uymayan şeyler vardır. Sizin bunu dengelemek için yapacağınız şeyler farklı olabilir. Kimi spor yaparak, kimi müzik dinleyerek, kimi resim yaparak, kimi kitap okuyarak stresini yönetebilir.

Her ne şekilde olursa olsun, hayatın normal akışına ters giden şeyler olduğunda buna müdahale etmelisiniz. Yoksa içinden çıkılmaz bir sarmala dönüşür hayat.

Üzülerek görüyorum ki çoğu insan bu sarmalın içine girmiş durumda. Örümcek ağına yakalanmış bir sinek gibi, çırpındıkça daha çok ağa dolaşıyor. Oradan çıkılmaz bir hale geldiğinde her şey için çok geç kalırsınız.

O nedenle hayatınızın normal akışını düzenleyin.

Doğa sizi bekliyor. Baharın tüm güzelliklerini size göstermeye ve sizi sakinleştirmeye hazır. Güzelliği kaçırmayın.

#Doğa
#Behramkale
#Kaz Dağları
4 years ago
default-profile-img
Hayatın normal akışına ters düşmek
Enerjide Türkiye Yüzyılı Zirvesi
Kafkasya ısınıyor
Avrupa’nın korkusu boşuna değil: Avrupa, İslâm’a gebe…
Beyaz bir kağıt
Kılıçdaroğlu’ndan SADAT’A Goebbels teknikleri ile seçimler öncesi ortalığı karıştıracak KAOS suikastlar uyuyan hücreler iftirası mı?