|
Şanzıman dağılmadan

5 Kasım''daki Bush zirvesinden sonra Başbakan Erdoğan''ın ''vites yükselttiğini'' ve yakında Kürt meselesinde ''kapsamlı'' bir planı devreye sokacağını söyleyen gazeteci arkadaşlarımız arasında son günlerde hafif değil, ağır bir kayal kırıklığı yaşanıyor.

Portekiz seferinde Başbakan''ın uçağında yer alıp da böyle bir plandan söz eden arkadaşlarımızın bir kısmı hala umutla beklemeye devam ediyor olsa bile, artık ''kapsamlı plan'' lafını ağzına alana pek rastlanmıyor.

(Tabii PKK meselesinde ve sınırötesi hareket konusunda ''paket'' edebiyatı yapanlarda, PKK''yi ''bugün itibarıyle'' bitirenlerde ve savcıları ''paketlenen'' PKK liderlerini sorgulamak üzere Kandil''e gönderenlerde henüz bir hareket yok!)

Buna karşılık Başbakan''ın son açıklamalarına bakarak Kürt meselesine ilişkin umutsuzluklarını dile getirenlerin sayısı ise her geçen gün artıyor.

Bu umutsuzluk kuşkusuz sadece Kürt meselesiyle ilgili açıklamalardan kaynaklanmıyor.

Konu, AKP''nin genel olarak Türkiye''nin temel meseleleri karşısında takındığı umursamaz tavırla ilgili.

Seçmen desteği: Fazlası ile tamam. Yüzde 47 civarında olan genel seçimdeki desteğin yerel seçimlerde yüzde 60''lara çıkması bekleniyor.

Askerle ilişkiler: Sınırötesi operasyonla birlikte Kürt meselesi üzerinden AKP ile asker arasında gözle görülür bir uyum söz konusu.(Şimdilik)

Dış destekler: Devam ediyor. ABD ile ilişkiler düzeltildi. (Kimi bunun ABD''ye zorla kabul ettirildiğini yazıyor!) Hükümetin, sanki AB diye bir meselesi yokmuş gibi davranmasına rağmen, Türkiye''nin tam üyelik nihai hedefi önüne resmi bir engel çıkartılmıyor. (Şimdilik)

Muhalefet: Yok. Varmış gibi yapan iki devletçi parti var. Yapmaya niyeti olan DTP de “Önce PKK''yı lanetle” diye sindirildiği için memleket dikensiz gül bahçesi gibi.

Peki öyleyse mesele ne? Niçin AKP bu kadar güçlü olduğu bir sırada verdiği sözleri bile yerine getirmekten özel olarak kaçınan bir görüntü sergiliyor?

Derdi ne AKP''nin? Niçin Kürt meselesini sadece terör ve askeri harekat boyutuna indirgeyip orada durdu?

Niçin Kürt meselesini çözmek istemiyor? Alevi meselesinde olduğu gibi, niçin meselelerin etrafında dolaşıyor, esasına inmiyor?

Niçin bir 301''inci madde için 2.5 yıl beklemiş olabilir? Niçin diğer yasakların kaldırılması için harekete geçmek istemiyor?

Niçin yargı için kapsamlı bir reform istemiyor?

Niçin devlet içindeki çetelerin üzerine gitmiyor?

Niçin AB tam üyeliği konusunda isteksiz davranıyor?

Bu soruları Murat Belge de dünkü yazısında soruyordu ve şöyle diyordu:

“Yüzde 50''ye yakın oy alarak iktidara geldiniz. Yıllardır bu toplumun özlediği, beklediği demokratik açılımı yapasınız diye mi verildi bu oylar, yoksa yıllardır o açılımı engelleyenlerle iyi geçinesiniz, kendinizi onlara beğendiresiniz diye mi?

Düşmanlarınızın sizi beğeneceği yok. Onlar olsa olsa, yeni koşullarda yeni strateji üretmek üzere zaman kazanır. Geleceğinizin demokrasiye bağlı olduğunu düşünerek sizi destekleyenlerin de desteğini kaybedersiniz. Olacağı bu.”

Olacağı bu da AKP''nin bu sefer bu oy kaybını hiç dikkate almadığı anlaşılıyor.

Çünkü bütün bu yapmadıklarına rağmen oy oranı artıyorsa niçin birşeyler yapıp da başını bürokrasiyle ya da başka güçlerle derde soksun?

Yukardaki soruların, Belge''nin söylediklerinin yanısıra mantıklı bir tek cevabı olabilir.

O sıraladığım şeyleri, halkın onca talebine ve bu talepleri yerine getirmek amacıyla verdiği olağanüstü desteğe rağmen yapmamanın bir tek nedeni olabilir.

Onlara, o meselelere inanmıyor olması. Ya da böyle bir derdinin bulunmaması.

AKP ne Türkiye''de bir Kürt meselesi olduğuna, ne bir AB meselesi olduğuna, ne bir özgürlükler meselesi olduğuna, ne bir Alevilik meselesi olduğuna ne de reform yapılacak bir yığın mesele olduğuna inanmıyor olabilir.

AKP için bütün mesele bürokrasiyle uyum içinde iktidarı paylaşmak olabilir.

Bu nedenle özgürlükleri savunuyor görünmüş de olabilir.

Büyük ihtimalle bu nedenle Murat Belge yazısının başlığını, “Sorun çözme top çevir” koymuş.

Öte yandan Hükümetin, Türkiye''nin meselelerini ve özellikle de Kürt meselesini çözme yolunda hayli kararlı olduğunu söyleyegelenlerden arkadaşımız Ali Bayramoğlu da önceki günkü yazısında, bu konudaki umutsuzluğunu dile getirmişti.

O da şöyle bağlamıştı yazısını:

“Biliriz Osmanlı diyarında vites hızla beş''ten geriye geçebilir…

Ve bunun yarattığı tahribat ağır olur…”

Araba kullananlar bilirler, vitesi beşten geriye geçirince şanzıman (Motor gücünü tekerlere ileten dişlilerin bulunduğu kutu) dağılır.

Böylece araba yolda kalır.

Bu nedenle içinde olduğumuz arabanın vites kutusunun bozuk olduğunu düşünüyorsak

bunu önceden söylemek boynumuz borcu olmalı.

Çünkü şanzıman dağıldıktan sonra, “ben tahmin etmiştim” demenin hiçbir yararı yok.

16 yıl önce
Şanzıman dağılmadan
Hicret yurduna veda: Dağına taşına kadar vefa
Hayaller ve gerçekler
En baştan kaybetmek
Osmanlı şehirlerinde imaret sistemi
‘İsrail Lobisi’nin ev ödevleri!