
Taner Akçam''ın geçenlerde (11 Mayıs) Taraf gazetesinde yayımlanan "Davutoğlu''nun anlayamadıkları" başlıklı yazısının değerlendirilmesine gelmişti sıra.
Akçam, Davutoğlu''nun Ermeni soykırımı tartışmaları çerçevesinde ortaya attığı "adil hafıza" kavramının eskinin "karşılıklı acılar" tezinin yeni sözcüklerle ifade edilmesinden başka bir yenilik, bir anlam taşımadığını ileri sürüyordu.
"Adil hafıza" kavramından ne anlaşılması gerektiğini ve dolayısıyla bu kavramın niçin "yeni" bir kavram olarak takdim edildiğini doğrusu ben de anlamamıştım… Demokrasilerde birçok devletin "68"in getirdiği zihinsel devrimin yarattığı tartışmaların etkisiyle özellikle 90''lı yıllardan itibaren çok daha açık biçimde benimsedikleri "hafıza ödevi" ya da bu sürecin tamamlayıcısı olarak ortaya çıkan "hafıza çalışması" gibi kavramlar ortada dururken, "adil hafıza" gibi her yana çekilebilecek yeni kavram icat etmeye ne gerek vardı? "Hafıza" gibi moral ve politik yönü kuvvetli bir kavramın düşünce ve politik hayatımıza girmesi için bu "müdahale"ye niçin gerek duyulmuştu?
"Adil hafıza" kavramını eskinin "karşılıklı acılar" tezinin farklı sözcüklerle ifadesi olarak değerlendiren Taner Akçam haklı. Gerçekten de, Davutoğlu''nun 1915''in Ermeniler açısından "tehcir yılı", ama "bizim" için "Çanakkale" ve "Sarıkamış" olarak algılandığını hatırlatabilmesi bu "karşılıklı acılar" tezinin sonucudur.
Akçam''ın bu tutuma ilişkin genel değerlendirmesi şöyle: "Buna göre yakın tarih,''Müslümanların'' ve ''Hıristiyanların'' iki ayrı tarafını oluşturduğu aktörlerce şekillenmiş ve bu ''iki taraf'', birbirleri ile çatışma içinde farklı ''tarih ve hafıza'' sahibi olmuşlardır. Bu ciddi bir tarih bilgisi çarpıtmasıdır."
Akçam''ın bu değerlendirmesi de yerinde ve haklı. Muhakkak ki dünya siyasi ve askeri tarihinde "karşılıklı acılar" tezinden söz edilebilecek çok sayfa vardır. Bu çerçevede en yakın örneğiyle, karşılıklı olarak milyonlarca insanın ölümüne neden olan Birinci Dünya Savaşı''nı hatırlayabiliriz. Karşısındakini yok etmek için cepheye sürülen Fransız ve Alman milleti "karşılıklı acıları"ndan bu çerçevede söz edebilirler şüphesiz. Ama 1915 tehciri ile Çanakkale ve Sarıkamış''ın benzer biçimde karşı karşıya konmasının sırası mı şimdi?
Akçam: "Bir hükümet veya partinin emri ile sivil halkın imha edilmesinin karşısına asla ve asla savaşlardaki sivil ve asker kayıplarını dikmeyiniz. Çünkü bu çok sıradan bir inkâr taktiğidir."
Geçekten de bu tarih tezinin yeni hiçbir yanı yoktur. Bu tez tam aksine, yakın zamanlara kadar hakim olan tek bir "hafıza"yı, yani ulus-devletler tarafından inşa edilen"milli hafıza"yı esas almaktadır. Oysa son birkaç on yıl içinde devir değişmiş, sayıları hızla çeşitlenen otonom- özel hafızalar "ulusal hafıza"ların karşısına çıkmaya başlamıştır. Bu yeni hafızalar, tabii olarak "çoğul" ve de özellikle "kurban hafızaları"dır.
Akçam, ayrıca, "Tehcir" ile "Çanakkale" ve "Sarıkamış" karşılaştırmasının "maddi hatalar" içerdiğine de dikkat çekiyor. Mesela Balkan Savaşı; "Osmanlıların mobilize ettikleri ordunun dörtte biri Hırıstiyan Osmanlı vatandaşından oluşuyordu." Mesela Sarıkamış: "Sayın Davutoğlu bana anlatabilir mi, niye Sarıkamış bir tarafta, Ermeniler öbür tarafta duruyor? (…) Birinci Cihan Harbi''ndeki Müslüman kayıplarının da Ermeni cinayetlerinin de sorumlusu İttihat ve Terakki Partisi değil mi?" Mesela Çanakkale: "Osmanlı Ordusu''nda, Sarıkamış''da ve Çanakkale''de savaşan Ermeniler vardır. Ve bu askerler cephede savaşırken aileleri sürgün edilmiş ve imha edilmişlerdir. (…) Çanakkale, Osmanlı ordusunda savaşan Ermeni asker ailelerinin imha edilmesi tarihi olarak da duruyor."
Akçam''ın yazısını burada bırakalım, çünkü isteyen bu uzun yazının tamamına kolayca ulaşabilir.
Biz yine dönelim "adil hafıza" kavramının niçin "yeni" sıfatını taşımadığı meselesine:
Kavramlar dünyası tabii ki sürekli gelişen-zenginleşen niteliktedir. Dolayısıyla ortaya yeni kavramlar atmak-icat etmek, "hafıza" kavramını bazı yeni kavramlarla birlikte anmayı önermek de takdir edilmesi gereken bir iştir. Ama unutmayalım ki, bu girişimler sonucunda ortaya atılan kavramlar "hafıza" konusuna ilgi duyanların dünyalarını genişletmeye yardımcı olduğu ölçüde "yeni" ve değerlidir. Oysa "adil hafıza" gibi büyük ölçüde "eski şarkı"nın devamı olan bir kavram icat etmeye kalkışmak yararsız bir girişimdir. Ayrıca devletlerin "hafıza" konusunda yeni kavramlar ortaya atmaları da âdetten değildir. Bu iş düşünürlere ve hafızaları kurcalamaya niyetlenen toplumlara bırakılmıştır. Hatta öyle ki, "milli hafıza" adı altında "devlet hafızası"na işaret eden kavramlar bile devletlerin elinden çıkmamıştır. Dolayısıyla her devlet gibi Davutoğlu''nun devleti de bu işten -yeni kavramlar icat etme işinden- elini çekmeli ve artık Türkiye''de de giderek güçlenen "çoğul hafızalar" hareketinden "medeni bir devlet"in çıkarması gereken dersleri çıkarmaya yönelmelidir. Bakın görüyorsunuz; toplum giderek ne "hikayeler-anılar" anlatmaya başladı. Zaten dikkat ederseniz, toplum bu çerçevede "adil hafıza" kavramına hiç itibar etmedi. O şimdilik "hikayelerini-anılarını" hatırlıyor ve biriktiriyor… Yeri gelmişken, "hafıza ve adalet" (doğru kavram budur çünkü) alanında ülkemizin en büyük "hikaye anlatıcısı"nın yeri doldurulamaz olan Hrant olduğunu da hatırlayalım. Söyleyin, Hrant''ın salonlarda ve ekranlarda karşımıza çıkan "hikaye anlatıcılığı" karşısında "adil hafıza" filan gibi havada uçuşan kavramlara kimse dönüp bakar mıydı?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.