|
Yazarlar

11 Aralık 2002’den 13 Kasım 2019’a

04:00 . 14/11/2019 Perşembe

Mehmet Acet

1976 yılında Taşkent’te doğan Acet, ilk ve orta tahsilini Taşkent’te tamamladı. İstanbul Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun olan Acet mesleki kariyerine 1995 yılında TRT’ de staj yaparak adım attı. 1996 yılında Kanal 7 Dış Haberler Servisinde Muhabir olarak çalışmaya başladı. Bir yıl sonra Meridyen isimli dış politika programının yapımcılığını üstlendi. 1999 yılında Kosova’ dan savaş görüntülerini dünyaya geçen ilk gazeteci olarak ismini duyurdu. Daha sonra keskin bir dönüş yaparak diplomasi ve AB haberleri üzerinde yoğunlaştı. 2000 yılında Kanal 7’nin Brüksel temsilciliğini üstlendi. 1999 Helsinki zirvesinden 17 Aralık Brüksel zirvesine kadar uzanan süreçte AB - Türkiye ilişkilerini de ilgilendiren bir çok zirveyi yerinde takip etti. Son 7 yılda Orta Asya’ dan Amerika’nın batı yakasına kadar uzanan coğrafyayı gezerek bulunduğu ülkelerden haber ve dosya çalışmalarına imza attı. Kanal 7 Ankara temsilciliğine atanmadan önceki son çalışması Amerika’daki Ermeni Diasporası başlıklı dosya oldu. 2005 yılında Kanal 7’nin en genç yöneticisi olarak Ankara temsilciliğine atandı.

11 yıldır Kanal 7’nin Ankara Temsilciliğini yapan Acet, Kanal 7 ve Ülke tv de haftalık siyasi programlar yapmaya devam etmektedir.

İyi derecede İngilizce bilen Mehmet Acet evli ve iki çocuk babasıdır.

Mehmet Acet

2002 yılının son ayına gidiyoruz.

Dönemin ABD Başkanı Bush ile Ak Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Aralık ayının 11’inde, yine bir Çarşamba günü, yine aynı saatte, TSİ 20.00’de Beyaz Saray’da bir araya gelmişlerdi.

Erdoğan’ın bir ABD Başkanı ile ilk görüşmesi olacaktı bu.

Amerikalılar, kurnazca bir taktik geliştirmişlerdi.

Ülkesinde siyaset yasağı devam ettiği için milletvekili olamayan Ak Parti Genel Başkanı’nı Beyaz Saray’da ağırlayarak
“Biz kendisini tanıyoruz”
diyecekler ama karşılığında da sonradan önüne koymak üzere bir takım taahhütlerde bulunmasını isteyeceklerdi.

Irak’a ABD müdahalesinin ayak seslerinin duyulduğu dönemlerdi.

Bush, önceden planlandığı şekilde Erdoğan’ı şöyle bir yokladı, bağlayıcı bir söz almaya çalıştı.

Ancak Erdoğan tuzağa düşmedi,
“Türkiye’ye dönünce arkadaşlarla değerlendirmelerimizi yapar, kararımızı veririz”
dedi, geçiştirdi.
“BU İŞ BİTTİ” DENİLEN
ANLARDA AÇILAN SAYFALAR

Uzun yıllar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın A Takımı’nda yer alan, en son Genel Başkan Danışmanı sıfatıyla yine kendisine yakın bir yerde görev verilen Yalçın Akdoğan, dün Star gazetesindeki köşesinde Türk/Amerikan ilişkilerinin karakterini anlatan dikkat çekici bir yazıya imza attı.

Akdoğan, geçmiş dönemlerde Beyaz Saray’da yapılan görüşmeler öncesi yayılan karamsar atmosferlere atıflar yapıyor, sonra da şu tespitte bulunuyor:

“Geçmişte öyle zorluklar ve krizler yaşadık ki, ‘bu iş bitti’ denilen anlarda yeni bir sayfa açıldığına şahit olduk.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Türkiye saati ile 20.00’de Beyaz Saray’da, 17 yıl boyunca muhatap olduğu üçüncü ABD Başkanı olan Trump ile bir araya geldi.

Bu çalışma gezisinin yine Yalçın Akdoğan’ın ifadesiyle
“sıkıntılı, zorlu ve gerilimli”
bir süreçte yapıldığını biliyoruz.

İşin şöyle bir realitesi var:

1945 denkleminin kurulmasıyla başlayan ilişkiler tarihinde Türkiye, ABD’ye karşı son 74 yılın en güçlü dönemini yaşıyor.

Tersinden bir ifadeyle tanımlayacak olursak, ABD’nin Türkiye üzerindeki etkinliği hiç bu kadar zayıflamamıştı.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin savuşturulması bu anlamda bir milat oldu diyebiliriz.

ELİNİ VERİRSEN KOLUNU KAPTIRIRSIN
Erdoğan’ın ABD açısından Trump’ın kullandığı tabirle tough/sıkı bir müzakereci olmasının arka planında, uzun bir liste halinde çıkarılabilecek olan
‘yaşanmışlıkların’
etkisi yok denebilir mi?

Yaz aylarında S-400 krizinin derinleştiği dönemlerde tehditler, şantajlar havada uçuşurken, Ankara’da pozisyon sahibi bir sürü insan yalpalarken, Cumhurbaşkanı milim kıpırdamadı.

Bir haber kaynağımızın ifadesiyle Erdoğan, etrafındaki bazı isimlerle bire bir konuşmalarında
“yoksa bu işe sen de mi karşı çıkıyorsun”
diye soruyordu.

Bu duruşu destekleyen faktörlerden bir tanesi hiç kuşkusuz Erdoğan’ın ABD’ye karşı beslediği güvensizlik duygusu idi.

Geri adım atması halinde bu durumun
‘elini verirsen, kolunu kaptırırsın’
haline dönüşeceğini düşünüyordu.

Kapalı kapılar ardında yaptığı görüşmelerde, parti yönetimi toplantılarında dışarıya verdiği nabız buydu.

Bir kişinin sürekli bir biçimde
‘şeytana takla attırarak’
hareket eden bir muhatabı varsa eğer, böyle düşünmesini normal karşılamak gerekmez mi?
MODEL ORTAKLIKTAN ‘ERDOĞAN
GİTSİN, ESED KALSIN’ POLİTİKASINA…

2008’de Obama Başkan seçildikten sonra ilk yurt dışı gezisini Türkiye’ye yapmıştı.

TBMM’de yaptığı konuşmada
“partnership model/model ortaklık”
teklifinde bulundu.
İlk döneminde ilişkiler hiç olmadığı ölçüde
‘ılımlı’
bir atmosferde gelişti.

Ancak devamında Obama’nın Türkiye için önerdiği model ortaklığı, İsrail’in Ortadoğu’da yalnızlaşmasına yol açan sonuçlar üretince, işbirliği arayışlarının yerini cezalandırma çabaları aldı.

Özellikle 2013’ten itibaren.

17 Mayıs 2013’te Beyaz Saray’da Erdoğan başkanlığındaki Türk heyeti ile Obama başkanlığındaki ABD heyeti arasında yapılan görüşme, Washington açısından Türkiye’yi cezalandırma politikasına yönelişin başlangıcı olarak görülebilir.

Obama o görüşmede Suriye politikasını değiştirmekten söz etti.

Artık Türkiye ile birlikte hareket etmeyecekti.

Esed giderse yerine kim gelir diye sordu.

O görüşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan fiili gelişmeler,
‘Esed kalsın, Erdoğan gitsin’
şablonuna uyacak şekilde karşımıza çıktı.

Öyle olmadı mı?

Erdoğan Amerika’dan döndükten hemen sonra Gezi olayları başladı.

Devamını biliyorsunuz.

#Recep Tayyip Erdoğan
#ABD
#Beyaz Saray
#Donald Trump
#Barack Obama
3 yıl önce
default-profile-img
11 Aralık 2002’den 13 Kasım 2019’a
“Yılan çukuru”..
Güven sorunu aşılırsa...
İşgalci Yahudilerin hubris sendromu
Bu kez de tamam inşallah…
Siyasi hesaplar, büyük hülyalar, renkli rüyalar…