Nasıl bir ilgi olabilir, kalbe dönmekle define bulmak arasında?

04:009/01/2026, Cuma
G: 9/01/2026, Cuma
Mehmet Şeker

“Kırk yaşındayım artık, şaka değil kırk yıllık koca bir ömür. Yaşlılığın ta kendisi. Kırkından fazla yaşamak ayıptır, aşağılılıktır, ahlâksızlıktır. Kim yaşar kırkından fazla? (…) Aptallar, namussuzlar yaşar kırkından sonra. Bütün ihtiyarların, o ak saçlı, güzel kokular sürünmüş saygıdeğer ihtiyarların yüzüne karşı söylerim bunu.” 1821 Moskova doğumlu Dostoyevski, 1881’de Petersburg’da ölmüştür. Yeraltından Notlar kitabında bu satırlara yer vermiş. Kendisi kırkından sonra yirmi yıl daha yaşamış.

“Kırk yaşındayım artık, şaka değil kırk yıllık koca bir ömür. Yaşlılığın ta kendisi. Kırkından fazla yaşamak ayıptır, aşağılılıktır, ahlâksızlıktır. Kim yaşar kırkından fazla? (…) Aptallar, namussuzlar yaşar kırkından sonra. Bütün ihtiyarların, o ak saçlı, güzel kokular sürünmüş saygıdeğer ihtiyarların yüzüne karşı söylerim bunu.”

1821 Moskova doğumlu Dostoyevski, 1881’de Petersburg’da ölmüştür. Yeraltından Notlar kitabında bu satırlara yer vermiş.

Kendisi kırkından sonra yirmi yıl daha yaşamış.

*

Eski zamanlarda her yıl bir savaşın insanları biçtiği, yirmisine varmayan gençlerin bile tırpanla biçilen ekinler gibi (Yunus’u hatırlarsak, “gök ekin” demeliyiz) toprağa düştüğü dönemlerde, kırk yaşını aşmak değil, kırkına ulaşmak bile meseleydi.

15’liler cepheye giderken “kızların gözü yaşlı” diye daha baştan ağıt yakılması, boşuna mıydı?

Biliyorlardı ki giden gelmeyecek. Yahut çok azı yaralı, sakat dönebilecek.

*

Bugün de ateş altında olan yerlerde yalnızca büyükler ve gençler değil, çocuklar ve bebekler de istisnasız öldürülüyor.

Savaş ahlâkına aykırı şekilde, ayrım yapmadan.

Filistinli çocuğa “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu bu yüzden anlamsız hâle geldi.

“Bizim burada çocuklar büyümez” cevabını duyan birinin ayakta durabilmesi zor. Çökertir, yere yıkar bu söz insanı.

*

Dünyanın gözü önünde yaşananları görüp de bir şey yapamamak, çaresiz kalmak, el uzatamamak, katilleri durduramamak çok kötü.

Yardım göndermekle yürek ferahlamıyor. “Bir şey yapmalı” deyip ele kılıç kalkan alarak katliamcıların üstüne yürüyemiyoruz. Yahut “aynalı martin” ile yola çıkamıyoruz.

Yine de bir damla su mesabesinde gayret gösterebiliriz.

Herkes elinden ne gelirse ortaya koymalı.

En azından hepimizin dua edecek gücü vardır.

*

Yüzlerce yazar şair bir araya geldi ve Filistin için hazırlanan özel sayıda buluştu.

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından çıkarılan Yitiksöz dergisi, bu yılın ilk sayısını Filistin’e ayırdı.

Duran Boz yönetiminde hazırlanan Filistin Özel Sayısı 700 sayfaya ulaştı. Tuğla gibi bir eser ortaya çıktı. Hasan Aycın’ın çizgileri de elbette bütünüyle Filistin ve Gazze’ye dair.

Hacimli bu eser, siyonist katilbaşı Netanyahu’nun kafasına düşse, yaralar.

Hepimiz bir araya gelip elimizdeki dergileri fırlatsak, yaralamaktan ötesine geçer.

Ama nerede bulacağız onu? Uçakla ABD’ye giderken bile hakkındaki tutuklama kararından dolayı hiçbir ülkenin hava sahasına girmiyor Neto. Deniz üstünden ilerliyor, Cebelitarık’tan bile gemi gibi geçiyor.

*

Bu özel çalışma, Kahramanmaraş’a çok yakıştı.

Hiç kimse Ekrem’den veya Mansur’dan böyle bir hareket beklemezdi.

Zaten onların da aklına gelmezdi.

Kahramanmaraş’ın Unesco tarafından Türkiye’nin ilk ve tek Edebiyat Şehri seçilmesi, nasıl isabetli bir kararsa, bu özel sayının çıkması da o ölçüde münasiptir.

*

2013’te Kahramanmaraş Şiir Festivali günlerinden bir sahne hiç aklımdan çıkmaz.

Bir köşede birkaç arkadaşla beraber Bahattin Karakoç’u beklerken, ayak üstü sohbet ediyorduk.

Elinde uzun saplı süpürgeyle sokakta temizlik yapan biri yanımıza yaklaştı.

Selâm verdikten sonra, cebinden, bastırdığı şiir kitabını çıkarıp bize gösterdi.

“Bu şehirde galiba şiir yazmayan kimseye rastlanmaz” kanaatine vardık.

Herhâlde aynı kanaat Unesco yetkililerinde de oluşmuş ki o kararı almışlar.


#hayat
#insan
#Mehmet Şeker