tizm, konuşma ve sosyal ilişki kurmakta gecikme ve normalden sapma ile kendini gösteren çocukluk döneminin en önemli gelişimsel hastalıklarından biridir. Otizmin zekâ ile direkt bir ilişkisi yoktur. Bu çocuklar içinde zihinsel olarak geri olanlar olduğu gibi, normal hatta üstün olanlar da olabilir. Ancak önemli bir kısmı az ya da çok zihinsel olarak geridir. Hastalığın görülme sıklığı yaklaşık % 1 dir. Erkeklerde kızlara oranla daha sık rastlanır. Otizmin nedeni konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda, otizmin beyin işlevlerindeki yapısal bozukluktan kaynaklandığını ve genetik geçişin önemli olduğunu gösterilmiştir. Ancak tam bir neden henüz bulunamamıştır.
Nedenin kesin olarak bilinememesi tedavi yaklaşımlarını sınırlamaktadır. Tedavinin ilk ve en önemli aşaması, ailenin hastalık hakkında yeterince bilgilendirilmesidir. Oldukça zahmetli ve sonucun o kadar da berrak olmayan bu süreçte, gerek tedavinin devamını sağlama gerekse tedavi içinde aktif rol almada, ailenin uyumu kaçınılmaz bir gerekliliktir. Sabırsız davranan, hastalığın gerginliğini üzerinden atamamış ve beklentisi yüksek anne ve babaların işbirliği yapması oldukça güçtür. Hastalığa özgü ilaç henüz bulunmamıştır.
Asıl üzerinde durulan tedavi yaklaşımları davranış programları ve özel eğitimdir. Amaç önce çocuğu içinde bulunduğu otistik durumdan çıkarıp, ilişki kurabilmesini ve sosyalleşmesini sağlamaktır. Daha sonra zekâ düzeyine göre, konuşmadan okumaya kadar geniş bir yelpaze içinde eğitim planlanır. Bütün bu gayretler çocuğun çevreye olan uyumunu artırmaya yöneliktir.
Tedavi hayatın her alanında devam etmelidir. Bu nedenle aile tedavi ekibi ile çok iyi işbirliği yapmalı ve evde de tedavi programını yürütmelidir. Otizmin erken tanısı ve erken müdahale etmek çok önemlidir. Tedaviden elde edilen sonuçlar çok değişkendir. Tamamen normal denebilecek şekilde düzelmeler gözlenebilir ya da hastalığın düzeyine göre belli alanlarda gelişmeler kat edilir. Şurası unutulmamalıdır ki, tüm çabalarımıza karşın olumlu yönde ilerleme gözlenmeyen olgular da vardır. Bu nedenle tedavinin başarısız kaldığı durumlarda, ailenin suçluluk duygusuna kapılmaması gerekir.
Aşağıdaki belirtilerin bir ya da bir kaçını çocuğumuzda gözlemlediğimizde mutlaka bir çocuk psikiyatristinden yardım almalı ve teşhis konusunda bilgilenmeliyiz.
Pışpışlamaktan sallanmaktan, dizde hoplatılmaktan hoşlanmıyor.
Başka çocuklarla hiç ilgilenmiyor.
Konuşmuyor.
Ce-ee ya da saklambaç oynamaktan hoşlanmıyor.
Rol oyunları oynamıyor (telefonda konuşuyor gibi yapmıyor ya da evcilik oynamıyor).
Bir şeyi istemek için işaret parmağını kullanmıyor.
Küçük oyuncaklarla (araba ya da küplerle) amacına uygun bir şekilde (onları sürekli ağzına götürmeden ya da düşürmeden) oynamıyor.
Gözünüze 1-2 saniyeden daha uzun bir süre bakmıyor.
Gürültüye karşı aşırı duyarlı. (bu nedenle kulaklarını kapatıyor)
Siz gülümseyince gülümseyerek yanıt vermiyor.
Sizi taklit etmiyor (herhangi bir yüz ifadesi yapsanız bunu taklit etmiyor).
Seslendiğinizde herhangi bir tepki göstermiyor.
Parmaklarıyla anormal hareketler yapıyor.
Sanki işitmiyor gibi davranıyor. Size tepki vermiyor.
Söylenenleri anlamıyor gibi davranıyor. Komutları yerine getirmiyor.
Bazen anlamsız bir şekilde bakıyor ya da amaçsızca geziniyor.
Cansız nesnelere insanlardan daha fazla ilgi gösteriyor.
Söylenen sözleri anlamsızca tekrarlıyor.
Arka arkaya anlamsızca bazı hareketleri tekrarlıyor.
Sebepsiz gülüyor ya da ağlıyor.