
Mezarlıklar arasından yokuşa vuruyorum kendimi. Sağda solda yıkılmış kavuklu, güzelim yazıları ile Osmanlı’dan kalma mezar taşları. Geçmiş hayatımızın ölümle noktalanan bütünlüğünü o nesih, o sülüs, o talik yazılardan görmek, okumak mümkün. Hayata gösterilen itina ölüme de gösterilmiş.
Ya şimdi...
Şimdiki mezarlar garabet arz eden hayatımızın bir aynası. Kaba, gösterişli, özensiz ve sıradan. Bir mezar taşına işlenen şiirin ilk mısraı şöyle: “Geçti ömrüm hicranlı bir rüyada”... İnsanı nereye alıp götürüyor bu sade dilli mısra...
Yol boyunca tanıdık simaların mezarları da var. Cihan Pehlivanı Kara Ahmed, ünlü bestekâr Zekaî Dede vb. gibi.
Bu mezar taşlarına gerekli itina gösterilemez mi? Hayatımızın güzelliği, dengesi, kıymeti ölüme yansıyamaz mı? Belli ki yok böyle bir şey. Olsa idi örneği yanı başımızda duruyor. İnsan o her biri bir sanat şaheseri olan mezar taşlarından biraz ilham alır.
Geçmişte kalan hayatımızın çizgisi dünya ile âhıreti birleştirmiş, ölümü ve mezarı bir menzil, bir dinlenme yeri olarak anlamıştı.
Ölüm ve mezarlık korkulacak şeyler değildi. Bu yüzden güzeldiler, güzel kaldılar. Şimdi yaşanan hayat dünya ile âhıreti giderek birbirlerinden koparıyor. Âhıreti yaşarken hatırlamayanların mezarı pek tabii bu kadar kaba saba olur.
Mezar taşlarındaki bu bariz fark mimaride de gözükmüyor mu? Eski mimarimizden ufacık bir nasip alsa idi mimarlarımız, Koca Sinan’ın kemiklerini sızlatacak karakoncolos binaları her köşe başına dikebilirler miydi?
Gümüşsuyu Tepesi’nde çoklarımızın bilmediği bir mescit ve tekke var. Kaşgarî Tekkesi...
Buranın bânisi Mürteza Efendi. Tersane ruznamesinde çalışmış ve 1746’da vefat etmiş. Mescidin ilk görevlisi Abdullah Kaşgarî hazretleri. Onun ismi ile anılıyor burası. Daha sonra oğlu Ubeydullah Efendi ve sonra Geylanî Efendi hizmet vermişler. Bir ara III. Selim burayı ihya etmiş. En son vazife yapan ise Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri.
Şimdilerde tekke, mescit ile birlikte bir tamir geçiriyor. Yalnız güzelim, küçümen bahçesinin ortasına türbe yeşiline boyanmış, fevkalade çirkin, bir şadırvan yapmışlar. Bunu yapanlar mescit ve tekkenin ahşap yapısını görmemişler mi, insan hayretler içinde kalıyor. Yine de el atanlara, yardımcı olanlara teşekkür etmek gerek. Bahar geliyor... Beyaz sakallı bir dede bahçeyi tanzim ediyor. Yakında çiçekler açar, Kaşgarî Tekkesi bütün görkemi ile bir daha tabiatı kucaklar.
Büyük şehrin gürültüsünün, tozun-dumanın, hayat kavgasının sizi bezdirdiği bir zamanda yolunuzu bu tekkeye düşürün. Bahçesinde bir soluklanın şöyle. İki rekat namaz kılın. Erenlerin himmeti size de yetişecektir, buna eminim.
Mezarlıklar arasından geçen bu taşlı, incecik yol bizi sonunda Pierre Loti kahvesine ulaştırıyor. Girişin solunda Ressam Avni Lifij’in kabri var. Loti’ye de yakışmış yani. Batılı havası olan bir ressamdır Lifij, enteresan bir hayat hikâyesi vardır. Öyle ki eski harflerle ve bozuk bir yazı ile adını yazdıkları taş, mezarın ortasında yan yatmış duruyor. Keşke ressam olduğu da belirtilse idi.

BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.