Bu hafta sizlere bir izlenim aktaracağım. Basit ama mühim. Biliyorsunuz büyük şehrin apartmanları arasında kurban kesmek zor. Hele sığır malı olursa. Yaya kaldırımlarında, çöplüğe dönmüş arsa kalıntılarında, ayak altı sayılabilecek her yerde bu işe soyunanlar bir anlamda işi berbat, eti mundar ediyor sanki. Bir de bütün bu sıkıntılara katlanmamak için götürüp kurbanı bir yere bağışlamak var. Çoğu yapıyor bunu ya, bana biraz telefonla bayramlaşmak gibi geliyor.
Bu sene İstanbul dışında, bir küçük beldede kestik kurbanı.
Yer çok, bahçeler, arsalar geniş, ağaç altları ferah. Hem baharın yeşili her yanı kaplamış, her taraf çimen çiçek.
Kars-Ardahan tarafından hayvan getirmişler, bizim ortaklar da birini almış.
Namazdan sonra alana vardığımızda bizden önce davrananlar üç beş kurban kesmiş, derileri yüzmüştü bile. Bazıları da hazırlık yapıyorlardı. Hava bulutlu, yağmur neredeyse inecek.
Ortaklarımızdan biri kasap, hem o mahallenin sakini. Nedense masatı, bıçağı almış da ipi unutmuş işte. Ayrıca sağdan, soldan çağırıyorlar sevabına gidip kesiyor, anlayacağınız geciktik biraz.
Neyse hayvanı getirdiler; başı ufak, bilekleri ince harika bir genç tosun. Etrafa bakınıyoruz, yahu bize bir ip.
Biz öyle oyalanırken geniş alanda başka kurbanlar da kesildi. Anlayacağınız hemen herkeste ip var.
Ortaklar bir o yana, bir bu yana gitti geldi, hatta kasap kendisi bizatihi ip rica etti. I, ıh.. Kimsede tık yok.
Yahu ipinizi yemeyeceğiz işte. Şurada onbeş dakikalık bir ihtiyaç. Emaneten verin, kurban kesildikten sonra alırsınız.
İnanılır gibi değil ama ip bulamadık. Kasap oğlunu ta evine kadar gönderdi, ip getirtti. Usulüne uygun olarak kesildi kurban, ipin işi bitti.
Kasap bir yandan hayvanı yüzerken bir yandan dertli dertli konuşuyor, sanki "Kimseden etmem şikâyet..." şarkısını mırıldanıyor, arada bir terini sildikten sonra:
- Yarın bunlar dükkâna gelecek, yüz yüze bakacağız, diyor.
İşte size bir kurban hikâyesi ve komşuluk hukuku.
İçimden "Bir ip parçasını, o da ödünç olarak komşusundan esirgeyen insanlar kurban kesse ne olacak" diye geçiriyorum.
Allahın ipine sarılmak böyle mi olur?
Etleri ayırdık, arabaya yükledik, derken yağmur boşandı. Bizlerin, yani nadan ve bön insanların üzerine rahmet yağıyordu.
Başlıklar :

