Yunanistan, Megalo İdea ve Kıbrıs

00:0021/07/1999, Çarşamba
G: 9/09/2019, Pazartesi
Nazlı Ilıcak

Yunan devleti, adım adım kuruldu. Fransa, İngiltere ve Rusya''nın himayesi altında, Osmanlı İmparatorluğu''ndan ilk kopan parçalarla oluşan bu küçük devlet, neredeyse Mora yarımadasına sıkışıp kalmıştı. Kendilerini Kutsal Doğu Roma İmparatorluğu''nun varisi gibi gören bir millet açısından, durum hayli moral bozucuydu.Şımarık çocuk19''uncu asırda meydana çıkan bu yeni ulusun, eski Yunan medeniyeti olarak bilinen kültürle, hiç bir alakası yoktu.Rönesansla birlikte yeniden keşfedilen eski Yunan medeniyetinin,

Yunan devleti, adım adım kuruldu. Fransa, İngiltere ve Rusya''nın himayesi altında, Osmanlı İmparatorluğu''ndan ilk kopan parçalarla oluşan bu küçük devlet, neredeyse Mora yarımadasına sıkışıp kalmıştı. Kendilerini Kutsal Doğu Roma İmparatorluğu''nun varisi gibi gören bir millet açısından, durum hayli moral bozucuydu.

Şımarık çocuk

19''uncu asırda meydana çıkan bu yeni ulusun, eski Yunan medeniyeti olarak bilinen kültürle, hiç bir alakası yoktu.

Rönesansla birlikte yeniden keşfedilen eski Yunan medeniyetinin, 16''ncı yüzyıldan itibaren Avrupa kültürünün şekillenmesinde önemli bir rol oynaması, aynı topraklarda yaşayan bu insanlara, Batı''nın zaaf duymasına yol açmıştı. Yunanlılar, kendileriyle doğrudan ilgisi bulunmayan bir mazi yüzünden, Batı''nın "şımarık çocuğu" oldu. Yunan devleti, toprağını, Avrupa ülkelerinin desteği ile, Osmanlı imparatorluğu aleyhine adım adım genişletti. Mora''dan sonra, Teselya''yı aldı; Balkan Savaşı''nı takiben Epir''in hemen hepsini, ayrıca Selanik gibi önemli bir kent de dahil olmak üzere, Makedonya''nın büyük kısmını ele geçirdi. Nihayet, daha önce özerk bir statüye geçen Girit''i ilhak etti.

Megalo İdea

Osmanlı İmparatorluğu''nun küllerinden yeni bir Yunan İmparatorluğu yaratma hayali, Yunanlıların bitmeyen rüyası idi.

Megalo İdea, ilk kurulduğu günden itibaren Yunan devletinin ulusal ideolojisi haline gelmişti.

Megalo İdea''nın özü, en ateşli savunucularından Başbakan John Kolettis''in 1844 yılında yaptığı bir konuşmada görülebilir: "Yunanistan Krallığı, Yunanistan demek değildir. O, Yunanistan''ın en küçük, en fakir parçasıdır. Bir Yunanlı, yalnız bu krallıkta yaşayan değil, ama Yanya veya Selanik veya Serez veya Edirne veya Konstantinopolis veya Trabzon veya Girit veya Sakız veya tarihsel olarak Yunan olan herhangi bir yerde yaşayan ya da Yunan ırkından olandır. Bağımsızlık kahramanları, yalnızca bu krallığın evlatları değildir. Onlar, Haimos''tan, Tainaron''a, Trabzon''dan Klikya''ya bütün Yunan dünyasının eyaletlerinin evlatlarıdır. Helenizm''in iki büyük merkezi var: Atina ve Konstantinopolis. Atina ancak krallığın başkentidir. Konstantinopolis esas başkent, hayallerimizdeki kent, bütün Helenleri neşelendiren bir umut kaynağıdır."

Türk Yunan ilişkileri ve Kıbrıs''ı değerlendirirken, bugün resmen vazgeçilmiş görünen, Megalo İdea''yı göz ardı edemeyiz. 19''uncu asır başında kurulan ve adım adım büyürken gözünü eski Bizans İmparatorluğu''nun başkenti İstanbul''a diken Yunanistan, ilk defa Kıbrıs''ta geri adım atmak zorunda kaldı.

Kıbrıs

Genişleme döneminde, Yunanlılar Kıbrıs''ı ülkelerine ilhak etmek, Enosis''i gerçekleştirmek hedefini benimsediler. 1878''de, İngilizlerin Berlin Kongresi''nde gösterdiği desteğin mükâfatı olarak, Osmanlılar ada yönetimini İngiltere''ye bırakmıştı. Yunanistan, kısa sürede İngiltere''nin çekileceğini ve Kıbrıs''ın kendisine kalacağını umuyordu. Oysa İngiltere''nin de hesapları vardı. Süveyş Kanalı''nın girişini korumak için adaya ihtiyaç duyuluyordu. Bu yüzden, Yunanistan''ın beklentileri boş çıktı.

Birinci Dünya Savaşı''nda Osmanlı''nın yenik düşmesi, Megalo İdea''nın gerçekleşmesinin önündeki temel engeli ortadan kaldırmıştı. Parçalanan bir imparatorluk karşısında galip devletlerle işbirliği yapan muzaffer bir Yunanistan... Yunanistan''ın, Batı Anadolu''yu ve İstanbul''u fetih hayallerinin, Yunan ordusunun Ege''den denize dökülmesi ile son bulması gerekirdi.

Ama, Megalo İdea''nın muharebe meydanlarında kaybolmadığı, Kıbrıs örneği ile ortaya çıktı. Bilhassa İkinci Dünya Savaşı sonrasında, İtalyanların 12 adayı Yunanistan''a vermesi, Yunan yayılmacılığının bir parçası olan Enosis umudunu iyice arttırdı.

27 Ekim 1964''te, Selanik''te yaptığı bir konuşmada Başbakan George Papandreau "Kıbrıs, Büyük İskender''in Doğu hakkındaki rüyalarının atlama tahtasıdır" diyordu. Tıpkı Papandreau gibi bir çok Yunanlı devlet adamı ve asker, Enosis ile Yunan yayılmacılığı arasındaki ilişkiyi vurgulamaktaydı.

İlhaktan Eoka''ya ve Barış harekatına

İngiltere kendisine Osmanlı devleti tarafından kiralanan Kıbrıs''ı 1914''te tek taraflı bir tasarrufla ilhak etti.

Enosis propagandacısı olarak etkili bir rol üstlenen Başpiskopos Makarios, İngilizleri adadan çıkarmak için tek imkânın terörizm olduğu kanaatine vardığından, Kıbrıs kökenli emekli Yunan subayı Grivas ile işbirliği yaptı, Eoka''nın eylemleri hem İngiliz, hem adadaki Türkleri vurdu.

1959''da Zürih ve Londra anlaşmaları ile iki eşit topluma dayanan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Ama, Anayasayı çiğneyen Makarios, Kıbrıs Cumhuriyeti''ni fiilen sona erdirdi.

1974''te gerçekleşen Türk Silahlı Kuvvetleri''nin harekatına kadar, adaya barış bir türlü gelmedi. Türk toplumu zulme uğradı.

Elbette mukabil saldırılarda da bulundu. 1974''te gerçekleşen harekat akan kanı durdurdu ve Kıbrıs''ta 25 yıl süren bir barışı hakim kıldı.

Olayın Özü

Bu tarihi perspektif içinde olaylara bakınca:

1- Yunanlılar, Helen hayranlığı yüzünden Batı''nın şımarık çocuklarıdır. Avrupa her zaman Yunanistan''ın yanında yer almıştır.

2- Kıbrıs, Osmanlı toprağıdır. Hiç bir zaman Yunanlılara ait olmamıştır. Kiraya verilmişken, İngiltere haksız yere ilhak etmiştir.

3- Yunanistan''ın Megalo İdea''sında Kıbrıs önemli bir dönüm noktasıdır. Atlama taşıdır. Türk toprakları aleyhinde genişleyen Yunanistan''a, ilk defa Kıbrıs''ta dur denilmiştir.

***

Bugün, Batı alemi, Rum hükûmetini Kıbrıs''ın tek meşru hükûmeti sayıyor. Onunla, Kıbrıs''ın bütünü için, Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini yürütüyor. G 8 ülkeleri, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti''nin egemenliğini tanımamak suretiyle yıllardır sürüp gelen bu fiili duruma gözlerini yumuyor.

Kıbrıs sorununun çözümü bu yüzden zorlaşıyor. Rumlar, Kıbrıs''ın tek meşru temsilcisi, Türkler de işgalci sayıldıkça, uzlaşma yolunda adım atılamaz.

Rauf Denktaş, egemen bir devletin temsilcisi sıfatıyla ve eşit statüde, ancak Rumlarla müzakere edebileceğini söyledi durdu. İhtilafın bir türlü sona ermemesinin sorumlusu, onun sözlerine ve uyarılarına kulaklarını tıkayanlardır.

Savaş meydanlarında kazanılan yavru vatanı, kâğıt üzerinde kaybetmeye hiç niyetimiz yok. Kıbrıs''tan yeni bir Girit yaratmak isteyenler hayal kırıklığına uğrayacaklardır.