
Resmi rakamlara göre bankaların 1998 yılı Kasım ayı itibariyle açık pozisyonları 8 milyar Dolar civarında gerçekleşti. Bu resmi rakam. Gerçek durumun daha farklı olduğu tahmin ediliyor. Fiili açık pozisyon 8 milyar Dolar''ın bir hayli üzerinde.
Açık pozisyon bankanın döviz alacağı ile döviz borcu arasında oluşan dengesizliktir. Yani döviz cinsinden borcunun döviz alacağından fazla olmasıdır. Banka döviz olarak mevduat toplar. Veya döviz cinsinden yurtdışından borç para alır. Bunların bir kısmını döviz olarak kredi verir. Bir kısmını ise Türk Lirasına çevirerek değerlendirir. Türk Lirasına çevrilen dövizlerin büyük çoğunluğu Devlet Tahvili ve Hazine Bonosuna yatırılır. Daha açık bir ifade ile açık pozisyon, bankanın elde ettiği dövizlerin kamu kağıtları satın alınmasında kullanılması nedeniyle oluşur.
Açık pozisyonların 1999 yılında da artış eğiliminde olması kaçınılmazdır. Neden reel faizlerin yüksekliğidir. Son yapılan kamu kağıdı ihalesinde bileşik faiz % 106 civarında gerçekleşti. Önümüzdeki bir yıllık dönemde enflasyonun ve devalüasyonun % 50 olacağını varsayarsak reel faiz % 37''ye ulaşır. Eğer Enflasyon ve devalüasyon oranı % 40 şeklinde gerçekleşirse reel faiz % 47 olur.
Diyelim 100.000 Dolarınız var. Bunu önce Türk Lirasına çeviriyorsunuz. Hazine Bonosu satın alıyorsunuz. Bir yıl sonra faiziyle birlikte tekrar Dolara dönüştürüyorsunuz. Elinize 147.000 Dolar geçiyor. Dolar bazında % 47 getiri elde ediyorsunuz. Kazanç çok büyük . Son derece cazip.
İşte bankaların açık pozisyonlarının nedeni bu cazibeden kaynaklanıyor. Yurt içinden ve yurtdışından, % 15-20 hatta bazı bankalar % 25 faiz ödeyerek döviz topluyorlar. Dövizler Merkez Bankası''na satılıyor ve kamu kağıdı satın alınıyor. Eğer bir banka topladığı 2 milyar Doların bir milyar Dolarını Dolar olarak kredi verir ve bir milyar Dolarını da TL''ye çevirerek Hazine Bonosu satın alırsa, bu bankanın bir milyar Dolarlık açık pozisyonu mevcuttur. Dolar borcu 2 milyar Dolardır. Dolar cinsinden alacağı ise 1 milyar Dolardır.
Bankaların 1998 yılının Kasım ayı sonuna kadar elde ettikleri faiz gelirleri toplamı 2.5 katrilyon lira. Bunun 1.6 katrilyonluk kısmı, yani, % 64''lük bölümü Hazine Bonosu-Devlet Tahvili faizlerinden oluşuyor. Bankalar gerçek anlamda bankacılık yapmıyor. Topladıkları paraları Devlet''e borç veriyorlar. Riski yok. Garantili. Niye sanayiye kredi açıp riske girsin ki? Kredilerden bu kadar yüksek reel faiz elde etme imkanı da yok. Bankalar elbette kendi menfaatlerine en uygun işlemi yapacaklardır. Burada problem Hükümetin aşırı yüksek faiz politikasından kaynaklanmaktadır.
Yüksek faiz-aşırı değerli Türk Parası politikası devam ettiği sürece açık pozisyon bankalar açısından bir risk taşımaz. Mutlu günler devam eder. Ancak, herhangi bir nedenle aşırı değerli Türk Parası politikası terk edildiği taktirde bankaların yarısından fazlası iflasın eşiğine gelir.
Unutulmaması gerekir ki mevcut politikaların uzun süre devam ettirilme imkanı yoktur. Bütçe gelirlerinin büyük çoğunluğunun faize ödendiği ve bu oranın sürekli arttığı bir ekonomik yapı içerisinde patlama fazla uzun sürmez. Sınırın sonu faiz ödemelerinin bütçe gelirlerine ulaştığı noktadır. Sınırın sonuna gelinmeden de kontrolün kaybedilmesi son derece doğaldır.
Bankaların açık pozisyonlarını hızla kapatmaları gerekir.
Hiçbir bankanın açık pozisyonlarını azaltacağını tahmin etmiyorum. Bir çok bankanın mali yapısı zaten bozulmuş durumda. Ayrıca iflas aşamasına gelince Merkez Bankası bünyesindeki Fon tarafından kurtarılarak sahiplerine teslim edilmeleri garanti altında. Kısacası tedbirli olmaları için hiç bir neden yok.
Bir acayip ülkeyiz vesselam.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.