Gezi körleşmesinden Gönül Elçileri"ne

00:0026/10/2013, Cumartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Ömer Lekesiz

Söylemiştim, SANART II. Türkiye Estetik Kongresi için Mersin"deyim.Perşembe sabahı Kongre"nin açılış konuşmaları yapıldı; Düzenleme Kurulu adına Prof. Dr. Cana Bilsel ile Prof. Nurseren Tor estetiğin burada konuşulma / tartışılma gerekçelerini sanat planında temellendirmekle kalmadılar, Mersin"in kültür ve sanat hayatına katkısı bakımından Kongre"nin önemine de vurgu yaptılar.Prof. Dr. Jale Nejdet Erzen de "davetli konuşmacı" olarak söz aldı ve estetiği sanat, felsefe ve kültür açısından nazari

Söylemiştim, SANART II. Türkiye Estetik Kongresi için Mersin"deyim.

Perşembe sabahı Kongre"nin açılış konuşmaları yapıldı; Düzenleme Kurulu adına Prof. Dr. Cana Bilsel ile Prof. Nurseren Tor estetiğin burada konuşulma / tartışılma gerekçelerini sanat planında temellendirmekle kalmadılar, Mersin"in kültür ve sanat hayatına katkısı bakımından Kongre"nin önemine de vurgu yaptılar.

Prof. Dr. Jale Nejdet Erzen de "davetli konuşmacı" olarak söz aldı ve estetiği sanat, felsefe ve kültür açısından nazari planda konumlandırdıktan sonra, estetik düşünceden yoksun anlayışın çevrenin tahribini beraberinde getirdiğini söyleyerek Urla"nın Barbaros köyünü örnek olarak verdi. Köy arsalarını ucuza kapatarak villa yapımıyla kentli tatilcilerin hizmetine sunan sömürgen sermayenin çirkin işlerinden örnekler verdi. Buraya kadar anlattığı şeyler estetiğin, sanatın ve çevredeki gerçeklerine ilişkindi ve kendi içinde doğruydu, güzeldi. Ama Erzen konuyu getirip "Gezi körleşmesi"ne kilitledi. Bilimsel üslubunu değiştirip, rakip bir siyasetçi edasına bürünerek şunları ileri sürdü:

Köyde babası tarafından yaptırılmış kütüphaneye (ki daracık bir köy odasından ibaretmiş) AK Parti"nin ilgili bakanlık memurlarınca el konmuş, kitaplar ilçeye taşınmış. AK Parti"nin ilgili bakanlık memurlarına (Erzen hıznı alamayıp iki de bir bu vurguyu yapıyordu) köylünün kitap ihtiyacını hatırlatmışlar ama onlar artık internetten kitaba erişmenin mümkün olduğunu söylemekle birlikte bilgisayarlara da el koymuşlar.

"Gezi körleşmesi" dedim, neyi kastettiğimi söyleyeceğim ama Kongre"den bir örnek daha vermeliyim:

İlk oturumda Öğretim Görevlisi Arzu Çevik, modern kentte sanatın kurumsal varlığı üzerine meydanlardaki, parklardaki heykellere karşı kırma, sökme, yer değiştirme, boyama, yazı yazma, çöp torbası asma, afiş yapıştırma... yoluyla yapılan tecavüzleri dile getirdikten sonra, bunları hiç olumlamayan bir tutumla önemli bir çelişkiye de parmak basarak, bienallerin sponsoru olan ve Gezi"de kendisine ait Divan Oteli"ni sığınak haline getiren holdingin aynı zamanda polisin eylemler esnasına kullandığı bir aracın üreticisi olduğunu söyledi; sermayenin sanat ve eylemlerle ilgili samimiyetsizliğine, kendi çıkarını gözetmesine dikkat çekti.

Sorular kısmında bir kız öğrenci, hocası olan Çevik"in sözleri (bir kulağından girip çıksa iyi) sanki kulağına hiç girmemiş gibi kalkıp şu soruyu sordu: "Toplu kullanım alanındaki sütunları öğrenciler bayram öncesinde renkli boyalarla boyamışlardı, bayram tatilinden gelince gördük ki, o sütunlar eski haline getirilmiş, bu nasıl olabilir; o alan herkese ait ve öğrenciler oranın boyalı olmasını istiyorlar, bunu kim değiştirebilir? Ortak alandaki şeyleri boyamak için izin mi almamız gerekiyor, olur mu böyle şey?"

"Gezi körleşmesi" dediğim şey budur. Bir sanat tarihçisiyle, kendisini hocasının biraz önce anlattıklarını anlamaktan muaf tutan bir çocuğun bakış açısının eşitlenmesidir. Prof. olan babası tarafından kurulan minicik kitaplığın kapatılmasını AK Partili memurların (devlet memurlarının değil) mütecaviz bir tutumu olarak yorumlarken, bir öğrenci de kafasına estiği şekliyle görüşüne takılan her yeri boyayabileceğini, değiştirirlerse onlardan hesap sorabileceğini düşünüyor. Bunun adı "Gezi körleşmesi" değilse nedir? Nitekim aynı türden bir körleşmenin örnekleriyle 13. Bienal"de sanata aksırıncaya, tıksırıncaya, kusuncaya kadar doyurulmadık mı?

Bunları derken Estetik Kongresi"ni 13. Bienal kepazeliğiyle eşitlediğimi sanmayasınız. Bilsel ile Tor"un gayretleriyle gerçekleşen Kongre"nin (Gezi körleşmesine tutulanların bireysel kazalarını bir kenara bırakırsak) hem Türkiye hem de Mersin açısından çok önemli olduğunu özellikle vurgulamalıyım.

Gönül Elçileri

O gün akşam arkadaşlar beni bir derneğe götürdüler. Adı, "Gönül Elçileri Yardımlaşma Derneği". Zeynep Erim"in başkanlığında yardım hizmetini kendilerine dert edinmiş Mersinli bir grup hanım tarafından kurulmuş.

Siyasi bir aidiyeti olmayan bu derneğin yaptığı iş, birinci ya da ikinci el giysileri toplayarak onları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak.

Size normal gelebilecek olan bu faaliyet şunun için önemli: On yıl, onbeş yıl önce Doğu"dan gelip Mersin"in varoşlarına yerleşmiş ailelerden şu gün olmuş hala Pozcu"ya inememiş olanlar var. Bunlar kendi yağlarıyla kavrulan yoksul, dışa kapalı aileler. Bunlara erişmek, yardımcı olmak, daha da önemlisi onlara yalnız olmadıklarını hatırlatmak gerekiyor. İşte Gönül Elçileri bu nedenle çok önemli. İmkanı olan yerleden temin ettikleri giysileri ihtiyaç sahiplerine ulaştırırırken aynı zamanda onları seven, merak eden kardeş gönüllerin de Mersin"de bulunduğunu iletmiş oluyorlar.

Bir yanda Gezi körleşmesine uğramış "parafesörler", kafasına kavak yeli vurmuş üç beş divane öğrenci... diğer tarafta azını paylaşmaya, sevgi iletmeye ve gönül kazanmaya adanmış şöhretsiz ama gürbüz yürekler...

Diğer yanda İskenderiye kütüphanesini yıkmışçasına, o mekanda temsilcisi olmayan bir partiyi kötülemeyi görev ve sütun boyamayı maharet bilenlerle, diğer yanda kırgın gönülleri onarmayı, yoksullukla gerilmiş yüzleri tebessüm nuruyla aydınlatmayı kendilerine dert edinenler...

Bunları size yandaşlıkla körleşmeyelim ama hangi yana hangi insani ve imani nedenlerle muhabbet duyacağımızı da iyi bilelim diye anlattım.