Başörtülü yazar, ne yazar ne yazamaz?

00:0030/12/2006, Cumartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Özlem Albayrak

Aslında buna gönül indirmeyi sakil bulmuş,''bi dakka'' demeyi kısır bir çaba saymış olsam da, yazmadan edemedim. Elbette bu kararda, konuya dühul eyleyen başörtülü yazarların, yöneltilen isnadı çürütmek amacıyla bir bir savunmaya geçmesinin payı var. Ama onları haksız ya da yanlış bulduğumdan değil, çünkü gören hiçbir gözün inkar edemeyeceği şekilde ciddi bir birikim ve yeteneğe, çeşnili bir vukufiyet alanına sahip bu kadınlar ve yapıp ettiklerinin sadece küçük bir kısmını sundular.Ancak sorun şu

Aslında buna gönül indirmeyi sakil bulmuş,''bi dakka'' demeyi kısır bir çaba saymış olsam da, yazmadan edemedim. Elbette bu kararda, konuya dühul eyleyen başörtülü yazarların, yöneltilen isnadı çürütmek amacıyla bir bir savunmaya geçmesinin payı var. Ama onları haksız ya da yanlış bulduğumdan değil, çünkü gören hiçbir gözün inkar edemeyeceği şekilde ciddi bir birikim ve yeteneğe, çeşnili bir vukufiyet alanına sahip bu kadınlar ve yapıp ettiklerinin sadece küçük bir kısmını sundular.

Ancak sorun şu ki, “Başörtülü yazarlar, neden sadece başörtüsü yazar?” cümlesinin söylediğinin ardındaki söylenmemiş üsttenciliği, kendini onay ve tahlil mercii gören burnu havada hali, bana savunma yapmayı reddettiriyor.

''Mütedeyyin yazar'' ortaya attığı iddiasıyla çünkü, hepimize herhalde şükranlarımızı sunmamızı da bekleyerek müdafaa hakkı tanıyor ama, tek bir soru cümlesiyle on yılı, ondan daha uzun zamanlara yayılan yazı serüvenlerini, zihinsel performansları, düşünce salınımlarını alaşağı eden bu bakışın yıkıcılığı, verilebilecek hiçbir cevapla nötrlenmiyor. Çünkü olası bütün savunular, bu iddianın kendisiyle değil, en fazla söyledikleriyle cebelleşmeye yarıyor.

O nedenle defansta kalmayı reddederek, o iddiayı da bütün yanlışlığına rağmen doğru kabul etme faraziyesi üzerinden sormak isterim: Tamam, varsayalım ki, başörtülü yazarlar sadece başörtüsü yazıyor. Peki, şimdiye dek hangi yazar, ilgili, duygulu ve bilgili olduğu bir alan üzerinde yazmaktan, yoğunlaşmaktan kendini men edebilmiştir? Yazarın, içinde çıldırdığı dünyayla en azından konuşarak anlaşma isteğine ket vurmak zorunda hissetmesi, kaldı ki doğru mudur?

Önerdiği dünyanın bu ülkede karşılığı olmasa da, kendine ve fikrine kusursuz egemenliğini ve hiçbir zaman aksamayan güvenini sevimli bile bulabileceğiniz Serdar Turgut''u mesela, ''American Life ve şarap kültürü'' temalı yazılarıyla gelenek kırıcılık yolunda şaşmadan ve sapmadan yürüyor diye, tasnif edip, suçlu mu edeceğiz?

Emin Çölaşan''ı, yıllardır en küçük bir dil sapması, akıl-fikir güncellemesine bile ihtiyaç duymadan, sonsuz bir kararlılık ve dirayetle kaleme aldığı “Laikliği sevelim. İrticacıları kötü edelim” yazıları dışında neyle hatırlayabileceğiz yıllar sonra, çok pardon ama. F tipi hücre fikriyle savaşanlar, ölülerin üstüne basa basa yükselen bir haksızlığa bakmaya değil de, “Sen neden başka konu yazmıyorsun bakayım”a nasıl sebebiyet verebilir sizin tahlil mekanizmanız nazarında? Bunaltıcı hayatlarını sırtlayıp, bıktırıcı bir teklifsizlikle her Allah''ın günü kapımızda beliriveren ''life style'' yazarlarını, herhangi bir konuda bir kez olsun fikir serdederken görmüşlüğünüz var mıdır acaba?

Bana kalırsa “Başörtülü yazarlar neden sadece başörtüsü yazar?” değildir asıl soru; şudur: “Yüzde 70''i öyle ya da böyle başını örten kadınlardan müteşekkil bir memlekette başörtülü yazar sayısı neden 5''ten fazla 10''dan azla sınırlıdır?”

Rengini belli etmek bu ülkenin bu rejiminde, yalın kılıç karşına dikilmiş, burnundan soluyan binlerce savaşçının sıralandığı bir arenaya tek başına adım atarak ''açık hedef'' olma yürekliliği göstermektir ve takdir edersiniz ki, mütedeyyin erkekler sırf boşverme hakları var diye ''sünnet''i boşvererek sakal-bıyıktan kurtulup gümüş yüzüğü de çıkarıp, biraz demokratikleşip, biraz da liberalleştikten sonra bir anda ''tanınmaz'' olmasa da, en azından kalabalıklar arasına karışabilme kabiliyetine kavuşabilir.

Ama bu, ''farz'' kesinliğinde bir emri yerine getirebilme gayretinde olduğu için simgesel düzlemde kalakalan ve bu noktadan sonra ne yaparsa yapsın bu düzlemi aşamayacak olan başörtülü için pek de mümkün değildir. O artık desenleri, renkleri ve modeli değişse de, sadece bir “türban”dır, masumiyet atfedilebilecek kadar sade anlamlı başörtüsü bile değil, tüm kabahatleriyle “türban”.

Yani bu “başörtülüler neden başörtüsü yazar” cümlesine iyiniyetle mukabele edip, örtülü yazarların onay görebilmesi için farklı alanlarda da at koşturması gereğini samimiyetle ve taraftarlıkla salık verdiğini düşünsek bile, elimize düşen sonuç değişecek değildir. Çünkü o cümleyi bu nedenle kurmak, başörtülü yazarların alanları, üslupları, derinlikleri muhtelif sütunlarına hiç uğramamış olmak anlamına gelir. Ve ondan daha önemlisi; hala “onaylanmak için izlenmesi gereken yol” önerileri yapıldığına göre, şu başörtüsü denen ve günümüzde birileri eliyle “engelleyici, geciktirici, kısıtlayıcı, değer azaltıcı, tektipleştirici” gibi işlevler icra eder hale getirilen simgenin üstüne asla ve kata çıkılamayacağı gerçeğinin ''birebir yaşanmadığı için'' görülmediği sonucuna götürür bizi ki, bu da umarsızlık sularının derinliğini gösterir, o sulardan hiçbir faydanın sadır olmayacağını aynı zamanda.

Ingeborg Bachman bir zaman, bir nedenle, “Bugün sözcüğünü kullanma hakkının, yalnızca kendini öldürmek isteyenlere ait olması gerekir.” demişti. Bence de öyle. Kesinlikle öyle..