
Bir kül tablasının öyküsünü yazmak imkânsız bir şeydir. Çünkü kül tablası cansız bir şeydir.
Çehov''a atfedilen bir söz var: "Ben bir kül tablasından bile bir öykü çıkartabilirim" demiş. Bir bakışta, Çehov gibi bir adam için bundan kolay ne olabilir, diye düşünebilir insan. Ama bir kül tablasından bir öykü çıkartmaya girişirseniz, bu sözün ne demeye geldiğini de anlamaya başlarsınız. Kül tablasından öykü çıkartmak ya da kül tablasının öyküsünü yazmak... Acaba bir öykü, birinin (bir şeyin) başından geçenleri anlatmak mıdır? İşin, buna ilişkin bir yanı bulunabilir. Ama birinin (veya bir kişinin) başından geçenlerin anlatılması, yalnızca bundan ibaret bırakılırsa, yapılan iş bir tarihçe yazmaktan ibaret de kalabilir. O zaman öyküyü nerede bulmalı ya da onu nereye koymalı? Çocukluğumuzun ilkokul okuma kitaplarının birinde "Bir dilim ekmeğin başından geçenler" başlıklı bir yazı yer alıyordu. O yazıda, soframızda bulunan bir dilim ekmeğin, hiç de kolay biçimde elde edilmediğinden bahisle, çiftçinin tarlaya tohum ekmesinden, tohumun buğday olmasına, buğdayın hasadına, değirmene, oradan fırına, fırından soframıza kadar uzanan süreç bir bir anlatılıyordu. Ama bu anlatılan şeyin bir öykü olmadığını biliyorduk biz. Bir dilim ekmeğin başından geçen "serüven", serüvense serüvendi. Ama o serüvene gene de öykü diyemiyorduk. Niçin? Acaba o yazının öykü olabilmesi için eksik kalan neydi ki, o yazı öykü olmuyordu?
Bu bakımdan, bir kül tablasından bir öykü çıkartmak kolay bir iş değildir. O kül tablasının geçirmiş olduğu endüstriyel sürecin anlatımı, bir başına bir yazıyı öykü yapmaya yetmiyor. Öykü olabilmesi için o yazının bazı yerlerinin hayal gücüyle bezenmesini mi beklemeliydik? Ama yalnızca bir dilim ekmeğin başından geçenleri anlatmak gibi bir işe girişen biri bile, aslında ve eninde sonunda kendi zihinsel imajını (bu imaj bir gerçekle örtüşüyor olsa da) aktarıyor değil midir? Demek ki, öykü için aradığımız fazladan bir şey gerekiyor. Acaba o şey, aradığımız o "fazladan" şey nedir?
Bu fazladan şeyin ne olduğunu belki ancak bir kül tablasının öyküsünü yazmayı deneyerek çıkartabiliriz. Aslında bir kül tablasının öyküsünü yazmak imkânsız bir şeydir. Çünkü kül tablası cansız bir şeydir. Bir dilim ekmeğin başından geçenler de, aslında onun başından geçenleri değil, o ekmeğin nasıl meydana getirildiğini anlatıyor bize. Öyleyse bir kül tablasının öyküsünü yazmayı denediğimizde ne yapabiliriz? O kül tablasına değer atfeden bir insanın, o kül tablası çevresinde ve çerçevesinde, ona ilişkin olarak yaptığı ve tasarladığı şeyler anlatılmak gerekir: böylece, son tahlilde, anlatılan olgu kül tablasının kendisi olmaktan çıkar, fakat o kül tablasıyla ilgili bulunan bir insanın öyküsü haline gelir. O ''Henry''nin "Son Yaprak"ı, dalda kalmış bir son yaprağın öyküsü mü sanki? O öykü dalda kalmış son yaprağa insan hayatına ilişkin olarak yüklenen bir anlamın öyküsü değil mi?
Ama bir öykü, bir kez meydana getirilince, bırakıldığı yerde de durmuyor. Çünkü bir öykü de, son tahlilde, istediği kadar gerçekçi olsun, mecaza ve istiareye dayanan anlam katmanlarının ürünü olmak durumundadır. Bir anlam katmanına ulaşılınca, altından yeni bir katmanın çıkmasını beklemek gerekir, tüketilemezcesine...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.