Oldukça saf biriyim, hiç “uyanık” sayılmam. Zaten uyanık olsaydım bu yazıyı yazmazdım.
Lakin “salak” da sayılmam!
Yüksek matematiğim 100'dü. Hiç durmadan en az üç saat konferans verebilirim “
Kuantum fiziği
” hakkında.
Yine de alışveriş yaparken bir çocuk bile rahatlıkla “kazıklar” beni.
Yeteneklerim çok sınırlı. Mesela, hiçbir espriye düşünürken gülemem.
Bir yaprağın düşüşünü 20 farklı şekilde anlatan usta yazarlar vardır, ben anlatamam.
Yaprak düşer; ben en fazla ağlarım!
Hiç cesur değilim.
Şimşek çaksa hâlâ rahmetli anamın kucağını ararım! Köpek fobim dillere destan! Şayet yayan yürürsem, ceplerimi taş doldurmadan geceleyin eve varamam.
Uçakla seyahatten hiç hazzetmem.
Dostoyevski
'nin,
Budala
romanında
Prens Mişkin
'e söylettiklerini, “
giyotin
” yerine “
uçak
” koyarak düşünürüm. Herkes seyahat eder ben giyotine kellemi uzatırım.
Cesur değilim dedimse, yanlış anlaşılmasın.
İnandığım davada, bütün bir yeryüzü bir olup giyotinleriyle, azgın köpekleriyle üzerime gelse, milim sapmam.
İdare-i maslahatçılıktan nefret ederim! Pire için yorgan yakmaktır hayat görüşüm.
Biliyorum; hayat görüşüm, hayatta pek işe yaramaz.
Türküm ama Türkçe bilmediği için öğretmenine tuvalet ihtiyacını söyleyemeyip altını ıslatan bir
Kürt kız çocuğunun
dramını okuduğumda, doğup büyüdüğüm
Karadeniz
'in bütün dalgaları beni öyle boğdu ki, Kürt oldum!
Zulme maruz kalan mazlumun sıfatına, sınıfına, etnisitesine, mezhebine, meşrebine, coğrafyasına bakmam.
Zalimin olduğu her yerde mazlumun taa kendisiyim.
Grupçulukla, klikçilikle, hizipçilikle hiç işim olmaz. Şucu bucu da olmadım ömr ü hayatımda.
Kıymet hükmüm, teknesinde yoğrulduğum
Büyük Doğu
'nun ölçüsüdür: “
Kim pazarlıksız olarak Allah ve Rasulü diyorsa o bizdendir ve biz de ondanız.
”
Bu ölçü dolayımında, mütefekkir yazar
Salih Mirzabeyoğlu'n
dan “
Bisikletli yazar
” dediğim
S. E. Çakırgil
'e kadar tüm mazlumları dilim döndüğünce savundum.
Çıkardığım bir dergi 80'li yılların başında
DGM
tarafından kapatıldı.
Brecht
'ten “
uyarladığım
” bir oyun nedeniyle de, aynı anda 141-142 ve 163'den yargılandım.
28 Şubat
'tan önce yazdığım bir film senaryosu nedeniyle
Genelkurmay
muhtıra verecekti nerdeyse!
İlk oyunum, 21 yaşımda,
Dünya Yayınları
'nı kurup
Fizilal
yayınladığımız dönemde sahnelendi.
Aç susuz
Fatih Camii
avlusunda yattığımız günlerde alimlerden kitaplar çevirip bastık; “
Ederi üzerinde satılamaz
” diyerek, maliyet fiyatına.
Sonra, “
Şubat ayı şehit ayıdır
” diyerek
Malcolm X
'den
Metin Yüksel
'e kadar “
Şubat Destanı
”nı yazdım 80'li yılların başında…
Böyle başladı destan… Böyle başladık her yıl Şubat ayında şehitleri anmaya…
Ve, o vakit aldım şehitlerden adımı.
Ne idüğü belirsiz
“tekfirci müfteriler
” geçen hafta
İHH
'nın bir toplantısını sabote ederek, “
Salih Tuna Müslümanlara hesap verecek
” diyecek kadar tozuttular.(Neyin hesabı mı? Siyaset hırsızlarına karşı her dâim Erdoğan'ın yanında durmanın hesabı, başka ne olacak!)
“
Siyaset hırsızlarının
” gölgesinde yürüyenler
DEAŞ'ı çağrıştıran bu tekfirciliğe
sesini çıkarmadı.
Gelgelelim, “
Kırk yıllık dava arkadaşımız Salih Tuna'nın yanında durmak boynumuzun borcudur
” diyen
Fatih Akıncıları
kendine yakışır şekilde tepkisini ortaya koydu: “
Salih Tuna, şehidimiz Salih Kara'dan 'Salih', şehidimiz Erdoğan Tuna'dan 'Tuna'yı almıştır. Bilmeyen varsa öğretmiş olalım.
”
Aynı şekilde,
İHH yöneticilerinden Osman Atalay
'dan
Dünya Yayınları
'nın sahibi
İlyas Dönmez
'e kadar birçok eş dost mahut edepsizliğe isyan etti.
Hal-i pür melalim…
Rahmetli babamın tüm şiirlerini ezberden okuduğu
Niyâzî-i Mısrî
'nin “
Her taraftan yıkılıp vîran olan anlar bizi
” ifadesidir.
Fakiri tanıyan herkes bilir, burnum yere düşse almam; makam mevki, şan şöhret, para pul umrumda olmaz.
FETÖ
'nün ilk mağduru benim ailemdir.
Fetullah Gülen
'e tee
1999
'dan beri “
kardinal
” diyen abimi 2008'de alıp tam 1 yıl hücrede işkence yaptılar. Fakiri de
2009
'da karakola çektiler. Yaptıklarını bu köşecikte anlattığımda, “fitne çıkartma” dediler... Hülasa, günümüz “
Aslan Asker Şvayk
”ları o günlerde, “
Kuşçubası Eşref
” muamelesi yapıyordu
Fetullah
'a.
Sayın Erdoğan
, FETÖ'ye karşı harekete geçinceye kadar “maslahat” gereği yutkunduk. Bugün “
AKP'li kimi siyasi figürlere
” neden nasıl yutkunuyorsak aynen öyle. Yoksa 90'lı yılların ortasına gerek
İmza dergisinde
gerek
Selam gazetesinde
Fetullah Gülen
'e nasıl baktığımız herkesin malumudur.
Uzun lafın kısası, başıboş hareket etmedik; adımlarımızı Erdoğan'a uydurduk.
Zira,
Erdoğan
bizim için sadece bir şahıs değildir. Zalime karşı mazlumun yanında duruşun ifadesidir. Yani soylu bir direnişin, yani bu toprakları “
ehl- i salib
”e çiğnetmeme azim ve kararlılığının…
Asuman
da sadece bir şahıs değildir.
Kurnazdır. Müraidir. Çemkirgendir. Sinsidir. Fırıldaktır. Hep hesap peşindedir. “Erdoğancıymış” gibi yapar ama Erdoğan'ın yanında duran kim varsa itibarsızlaştırmaya çalışır. İkiyüzlüdür. Fırsatçıdır. Menfaati için yapmayacağı alçaklık yoktur…
Ah Asuman!
Sen ne karaktersiz bir karaktersin.
NOT:
Bu yazının giriş bölümü 2010'da yazdığım bir yazının 2. baskısıdır.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.