
Tam bir yıkım hâdisesi içinde yaşıyoruz. Edebiyatçılar ve düşünürler on seneler evvelinden bunu ifâde ediyorlardı. II.Umûmî Harp sonrası, büyük bir bedel mukâbilinde , ihiitimamla kurulan, ince ince işlenen dünyânın son kolonları da gözümüzün önünde çöküyor.
1945’de inşâ edilen dünyâ bir dengeler sistemiydi. Her varlık, karşıtı tarafından dengeye getiriliyordu. Çok katmanlı bir sağlamalar sistemiydi bu. Ortada , şöyle veyâ bir mühendislik başarı mevcuttu. Meselâ o dünyâda kapitalizmin veyâ liberal değerlerin mutlak müdafaasını yapmak mümkün değildi. Onu sosyalist kampın değerleri tartışmalı hâle getiriyordu. Tıpkı bunun gibi, sosyalist sistem ve değerlerin mutlak müdafaasını yapmaya başladığınızda karşınızda kapitalist/liberal-demokrat değerlerin itirâzını bulurdunuz. Ekonomiyi ekonomi olarak kendi asimptotunda meselâ sonsuz ve mutlak kâr maksimizasyonu ile ateşleyip salamazdınız. O durumda siyâsî kürenin sağlamaları beklerdi sizi. Aynı şey siyâset için de vâritti. Dahası, devlet-ulus düzleminde yapılanan siyâsal yapılar da karşısında şu veyâ bu derecede onları aşan uluslararası ve uluslarüstü yapılarıdan gelebilecek mukavemetleri bulurdu. Evet, o zamanlar da bunların yaptırım gücü âhım şâhım değildi. Ama bunları es geçmek her ulusal yapıya derin bir meşrûiyet krizi yaşatırdı. Bu da az şey değildi. Hâsılı her eylem bir şekilde aşırılaşmaktan alıkonuluyordu.
Aşırılık, 19.Asrın zamân rûhuydu. Hepsinin merkezinde, sermâyenin kendi büyümesi ve genişlemesinin doğurduğu bir vasat vardı. Sanâyi kapitalizmi üzerinden vahşi bir aşırılaşmaydı bu. Bunun derin toplumsal/sınıfsal krizlere yol açması ise mukadderdi. Sermâyenin vahşi aşırılaşması maddî nitelikliydi. Hayattaki yansımaları ise muazzam bir çeşitlilikte ortaya çıktı. 19.asrın kültürel, felsefî ve edebî büyümesi de bunun bir fonksiyonuydu. Muazzam felsefî eserler bu asırda yazıldı. Başta romanlar olmak üzere, olağanüstü edebî metinler de öyle. Sanatın her sâhasında yapılanları da bu minvâl üzere kıymetlendirebiliriz. Esâsen bunlar cümlesiyle birer aşırılaşmaydı. Zanaatlar gelenek içinde,dâirevî tekrarlar üzerinden usul usul akar. Ama sanat ve sanatçı bu akışı mütemâdiyen köpürten ve yeri geldiğinde o büyük akışa ters akışlar “yaratmak” iddiasıyla yola çıkan, “aşırı” bir varlık değil midir? Aşırılığın naddî boyutu vahşiydi. Buna ahlâkî sâiklerle karşı çıkmak son derecede kolay, ve basitttir. Ama bunu kültürel olarak işlemek, tesirli bir mukavemete dönüştürmek için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bunun için karşı bir aşırılaştırma gerekir. İşte 19.Asrın entelektüel/artistik dünyâsı tam da bunu yapmıştır. Sürecin maddî boyutunu hikâye etmek elbette mide bulandırıcıdır. Emil Zola bunu Germinal ile, John Steinbeck ise Gazap Üzümleri ile karşılar. Orada yaşanan süreci hem tekmil ağırlığıyla hissettirir; hem de onun içinde insanın insanlığından gelen direncini bir umut olarak işler. Sürecin maddî boyutu lânetlidir. Ama kültürel boyutu için tam aksine bir ululama ve kutlama vârittir. Burada dikkat edilmesi lâzım gelen husus, esâsen her iki boyutun da derin bağlarını ihmâle etmemektir.
Lâkin aşırılaştırma işi bununla mahdut kalmamıştır. İdeolojiler de devreye girmiştir. İdeolojik hâlin bizatih bir aşırılık olarak anlaşılması da bu sebeptendir. İdeolojik süreçlerin makyavelist bir paradoksa düşmesi, hedefe giden yolda her çeşit âleti meşrû görmesi ve trajik olarak savrulması mutad bir durumdur. Sıkıntı da burada ortaya çıkmıştır. II.Umûmî Harp, bu aşırılıklar arasında nazizm, faşizmin rakiplerini bertaraf etmesiyle tırmandı. Birikim ve paylaşımın doğurduğu krizler elbette bu süreci derinleştirdi. Bu ideolojiler ,kendi aşırılaştırmaları içinde kapitalizmin vahşi birikim ve genişleme süreçlerine askerî bir boyut kazandırdı. Netice on milyonlarca insanın ölümüyle tam bir yıkımdı.
İşin dikkat çeken tarafı, tehlikenin ,biri Kuzey Avrupa’da , diğeri ise Paisifik’de yer alan iki geç modern toplumu olan Almanya ve Japonya’dan neşet etmesiydi. Bunlar, disiplin ve itaat kültürü yüksek ,kuvvetli toprak soylusu geleneklerine bağlı kalarak sanâyileşmiş; bu kültürel husûsiyetleri üzerinden hızla militerleşmiş milletlerdi.İşte 1945’de başlayan 20.Asır ,felâketin tekrârını yaşamamak adına yapılan düzenlemelerin ve inşâ edilen yapıların dünyâsıdır. İşe , Almanya ve Japonya’nın militer yapılarının tasfiyesi ile başlanması son derecede mâküldür.
19.Asır ne kadar aşırılıklar zamânı ise 20.Asır o kadar yatıştırıcılıklar zamânıdır. Evet artık 20.Asır edebiyatları, sanatları ve fikirleri 19.Asır kadar parlak olmayacaktır. Bunlar da asrın rûhuna uygun olarak hayli yatıştırıcı mahsuller verecektir.
Sovyetler Birliği, Doğu Bloku ve reel sosyalizmin çöküşü bir düğün bayram havasıyla karşılandı. Artık Tek Kutuplu Dünyâ kuruldu dendi. Bu sürecin, derin bir 20.Asır eleştirisine dayandığını görüyoruz. Artık 20.Asır yoz bir uyuşıukluk ve kilitlenmeyle anılıyor ve mahkûm ediliyordu. Sovyetler’in çöküşünün insanlığın önünü açtığı çok vurgulanan bir husustur.
2020’lere kadar eski dünyânın kurum ve kuruluşları ,şöyle böyle ayakta kaldı. Ama her geçen gün kan kaybetti ve işlevsizleşti. 2020’lerden sonra; bilhassa da Rusya-Ukrayna savaşından başlayarak artık birer tabelaya dönüştüler.
21.Asır ne 19.Asır gibi aşırılılar ne de 20.Asır gibi bir yatıştırmalar asrıdır. Bu asır, tüketim odaklı günlük hayattan başlayarak tam bir kışkırtmalar asrı olarak temâyüz ediyor. Siyâseti, ekonomisi, kültürü, edebiyatını idâre eden ana güdü bu. Doğan boşluklarda her geçen gün, uyuyan iki dev olarak Japonya ve Almanya’nın hızla ordulaştığı haberleri geliyor. Elbette vasat 19.Asırdan çok farklı. Bu gidişâtı ne mevcut Alman ne de Japon toplumun başarabileceğine dâir ciddî şüpheler var. Bunlara ben de iştirak ediyorum. Ama mülahazat hânesini açık tuttuğumu da ifâde etmeliyim. Târihî/kültürel zihin kodları yok olmuyor. Belli de olmaz. Eğer başarırlarsa 19.Asra dönmüş olmayacağız elbette. Târih tekerrür etmiyor. Ama Mark Twain’den yaptığı alıntıyla kitap yazan dostum Prof.Dr.Taşansu Türker’in ifâdesiyle kendisine kâfiye düşürüyor. 19.Asrın aşırılıklarına 20.Asır bir kontrpuan yazdı. 21.Asır ise ona bir kâfiye düşürüyor olamaz mı?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.