II.Umûmî Harp sonrasında Türkiye’nin birinci dereceden ve doğrudan Avrupa güçleri ile göğüs göğüse yürüttüğü boğucu ilişkilerin ağırlığından kurtulduk. Artık
yeni bir güç, ABD dünyâya hükmediyordu. Üstelik bu yeni güç, Türkiye ve Türklerden târihsel olarak kopuk ve uzaktı. Bu yüzden bize, Avrupalıların aksine son derecede
bakıyordu. Türkleri ve Türkiye’yi ne çok fazla biliyor ne de fazlaca merak ediyorlardı. Birleşik Krallık’ın derin arşivleri ellerindeydi. Ama onlar Türkiye’ye
bakmaktaydı. Bir defâ, kültürel olarak Türkiye ve Türkleri zora sokan ve ona ağır ev ödevleri yükleyen
kültür muhasebeleri yapmıyorlardı
. Zâten tekmil
dünyânın kültürel olarak Amerikanizasonuna
dâir makro plânları vardı. Türklerin de bundan nasibini alacaklarını biliyorlardı. Türklerin Müslüman olmasının ABD’lilerin nazarında bir sorun olarak karşılığı yoktu. Türkiye, Müslüman bir devlet olarak NATO’da pekalâ yer alabilirdi.(NATO’yu Fransa veyâ Almanya’nın kurduğunu farzedelim. Türkiye ‘nin bu teşkilâta dâhil edilmesinin kolay mümkün olabileceğini hiç mi hiç zannetmiyorum). Mesele, muhtemel bir III.Umûmî Harp esnâsında Türkiye’nin sâhip olduğu
üzerinden NATO kuşatmasına dâhil olması ve
üzerinden Sovyetler’i bir süreliğine durdurmasıydı. Hâsılı Soğuk Savaş esnâsında ABD’nin Türkiye’ye yüzeysel,
ve
bir bakışı vardı.