"Erken gelmiş bir pop müzikçi: Tanbûrî Mustafa Çavuş"

00:0024/03/2013, Pazar
G: 6/09/2019, Cuma
Yalçın Çetinkaya

Hocam Yalçın Tura, bir "Lâle Devri" bestekârı olan Tanbûrî Mustafa Çavuş"tan; "Erken gelmiş bir pop müzikçinin; Tanbûrî Mustafa Çavuş"un, İstanbul zarâfetiyle halk mûsikîsini mezcederek ortaya koyduğu sentez" diye sözeder. O günkü pop yani halk ile bugünkü popun birbirinden çok farklı olduğunu, o günkü halkın bugünkü halktan daha yüksek seviyelerde olduğunu, Tanbûrî Mustafa Çavuş"un gündelik halk diliyle ve "Hıfzî" mahlâsıyla yazdığı güftelerden anlamak sanırım mümkün. "Tanbûrî" mahlâs ve sıfatını

Hocam Yalçın Tura, bir "Lâle Devri" bestekârı olan Tanbûrî Mustafa Çavuş"tan; "Erken gelmiş bir pop müzikçinin; Tanbûrî Mustafa Çavuş"un, İstanbul zarâfetiyle halk mûsikîsini mezcederek ortaya koyduğu sentez" diye sözeder. O günkü pop yani halk ile bugünkü popun birbirinden çok farklı olduğunu, o günkü halkın bugünkü halktan daha yüksek seviyelerde olduğunu, Tanbûrî Mustafa Çavuş"un gündelik halk diliyle ve "Hıfzî" mahlâsıyla yazdığı güftelerden anlamak sanırım mümkün. "Tanbûrî" mahlâs ve sıfatını ise sadece halk edebiyatı tarzında yazdığı şiirlerde kullanmıştır ve bu tarzda tazdığı şiirlerden dolayı da "Âşık" olarak anılmış bir bestekârdır. Raks Aksağı usulüyle ve Hisar-Bûselik makâmında bestelediği "Dök zülfünü meydâne gel" güfteli şarkısı onun bestecilik kudretini göstermek için yeterli bir örnektir diye düşünüyorum. Tanbûrî Mustafa Çavuş"tan günümüze 77 adet eserinin ulaştığı tesbit edilmiştir. Bu eserlerin tamamı şarkı formundadır ve Tanbûrî Mustafa Çavuş Kâr, Beste, Ağır Semâî gibi formlarda eser bestelememiştir. Ama, ekseriyetle dokuz zamanlı usullerle bestelediği eserleri de yüzyıllardır dillerde dolaşmış, günümüze ulaşmayı başarmıştır. Bunların hangisini sayalım bilmiyorum… "Dü çeşmimden gitmez aşkın hayâli" adlı Hisarbûselik şarkısını mı, "Sevdim yine bir âfet gibi yar" adlı Hüzzam şarkısını mı, "Küçüksu"da gördüm seni" adlı Şehnazbûselik şarkısını mı, "Çıkalım sayd-ü şîkâre" adlı Beyâtî şarkısını mı, "Muntazırım teşrifine reftâr ile revişine" adlı Nevâ şarkısını mı ?.Hele güftelerindeki "mânî" havası, bir saray ehli olmasına rağmen halka ne kadar yakın olduğunu göstermesi bakımından da çok önem taşımaktadır: Nikriz makâmında bestelediği "Elmas senin yüzün gören / Ayrılır mı kadrin bilen / Elmasımdan mendil aldım / Mecnun olur gönül veren" veya Şehnaz makâmında bestelediği "Fırsat bulsam yâre varsam / Biraz derdim ona yansam / Yâr elinden halk dilinden / Kurtulamam her ne yapsam" veya Hüzzam mâkamında bestelediği "Güzellerde ne bu hâlet / Nerde görsem olur hayret / İstediğin sevip kaçma / Âh efendim olsa âdet" veya yine Hüzzam makâmında bestelediği "Vefâ yoktur akan suda / Ne hâl oldu bize burda / Hasret oldum dilberime / Yere batsın Büyükada" isimli eserlerinin bu güfteleri ve bu güftelere yaptığı besteler, gerçekten şarkı formunun en güzel, en musanna" (sanatlı) örnekleri arasında zikredilebilir.

Onun bestelerini, özellikle de "Dök zülfünü meydâne gel" adlı Hisar-Bûselik şarkısını Osmanlı Baroku örneği saymak ve böyle tanıtmak yanlıştır. Bu şekilde tanıtanlar ya Batı müzik tarihindeki anlamıyla Barok müziğin nasıl bir müzik olduğunu pek bilmiyorlar ya da Tanbûrî Mustafa Çavuş"un eserini tam anlamıyla analiz edememişler demektir. Osmanlı mûsikî eserlerinin ve topyekûn mûsikî kültürünün, Batı müziği terimleriyle okunmasına pek anlam vermem ama ille de bir Batılı benzetme yapılacaksa bu eser Barok değil, tipik Batı Klasik Dönem müziklerine uygundur. Barok müzik, uzun müzik cümlelerinden ve melizmatik (yani bir heceye çok nota) okuyuşlardan oluşur. (Meselâ Itrî"nin Nevâ makamındaki Kâr"ı buna uygun bir örnektir). Klasik Dönem müzikleri ise Barok müziğin tersine kısa ve akılda kalıcı müzik cümlelerinden müteşekkildir. Tanbûrî Mustafa Çavuş"un hem Hisar-Bûselik eseri ve hem de diğer eserleri kısa müzik cümlelerinden oluşmaktadır, akılda kalıcı olduğu için yaklaşık üçyüz yıldır yaşamaktadır. Bu özelliğiyle de Barok"tan çok Batı Klasik Dönem müzik tarzına benzemektedir ve bence Itrî"nin ölümünden kısa bir süre sonra ortaya çıkan bu şarkı biçimi, Osmanlı mûsikîsinde bir dönüm noktasıdır. Gerçi Klasik kelimesi, müzikleri tarif ederken bizde çok farklı, Batı"da çok farklı kullanılmıştır. Bizde aynı zamanda "eskimeyen, zamana mütehammil ve her zaman kıymetli" gibi anlamları, Batı müzik tarihinde ise teknik ve teorik bir anlamı muhtevîdir. Bu konuda hem bu köşede ve hem de Türk Edebiyatı Dergisi"nde geniş ve izahatlı iki yazı kaleme aldığım için tekrara lüzum hissetmiyorum ama bu konuda kafası ve bilgisi karışık zevâta, bu müzik dönem ve başlıklarını bir daha ve doğru okumalarını tavsiye ederim. Her şeyimizi Batı"nın ürettiği kavramlarla ifade ederek ne kadar geniş müzik bilgi ve kültürüne sahip olduğumuzu ispatlamak gibi bir mecburiyetimiz yok. Hele mûsikîmizi… hiç yok !