
Kapitalizmin hedef odaklı dünyası değişiyor. Artık hedefler bahanelerle birlikte geliyor. Çünkü onyıllardır canlı olan jeopolitik risklerin gerçekleşmesine ramak kalmış gibi görüyor.
Bu durum hem makroda hem mikroda bir yönetim zorluğu ortaya çıkarıyor. Ekonomi yönetimleri, finansal piyasalar, işletmeler orta-uzun vadeli öngörü kuramadıklarından ekonomik faaliyetlerde aksamak endişesi yayılıyor. ABD’deki gibi… ABD’de resesyon ihtimali yeniden beklentilere girdi.
Artık siyah (kara) kuğunun tekilliğinden söz edilemez. Belli ki birçok hatta sayısını bilmediğimiz kadar çok siyah kuğu var ve nereden hangisi çıkacak belli değil. Hangisinin ne denli etkisi olacağının belli olmadığını da söylemek gerekir. Japonya’nın kara pazartesinin bu anlamda iyi bir örnek…
Evet, beklentim maliye politikasına rol yüklenmek isteneceği ama bunun mümkün olup olmadığı meselesini tartışmak istiyorum. Bu tartışma küresel enflasyonun gidişatına dair bir öngörü kazandırabileceğinden değerli olabilir.
Maliye politikası, önümüzdeki dönemde ekonomi politikasının temel enstrümanı yahut ihtiyacı olarak gerçekten ön plana çıkacaksa ülkelerin borçlulukları asıl tartışma konusu olacaktır.
ABD’nin merkezi hükümet borcu gayrisafi yurtiçi hasılasının %135’i seviyesindeyken dünya başka neyi tartışabilir ki zaten?
Gene de biz önce Türkiye’ye bakalım… Çünkü Türkiye düşük borçluluğuyla maliye politikasına başvurabilecek neredeyse tek ekonomi durumunda. Türkiye’nin ayarında Suudi Arabistan ve Rusya var. Dikkat buyurun; enerji ihracatçısı ekonomiler kadar düşük borçlu bir ekonomi Türk ekonomisi…
Türkiye enflasyonunu %38 seviyesine indirebildiğini daha önce zaten gösterdi. Bunu maliye politikası ve kur yönetimi ile başarmıştı. Sonra baz etkisi aleyhte çalışırken maliye politikası da enflasyonist yönde kullanıldı. Böylece enflasyon %75 seviyelerine kadar tekrar çıktı.
Şimdi “jeopolitik riskler gerçekleşmezse” baz etkisi ve sıkılaştırıcı para politikasıyla beraber kur istikrarı Türkiye’nin enflasyonunu tekrar %38’e indirecektir. Gerçi son enflasyon toplantısı artık tahmin ufkunun üst sınırı olan %42’nin Merkez Bankasınca daha makul görüldüğünü gösterdi… Buradan kurun önümüzdeki aylarda aşağı bırakılmayacağını kati şekilde anlayabiliriz. Faiz artırımı olmayacağını da… Evet, Türkiye %38’e olmasa da %42’ye mevcut trendinde ulaşabilir fakat mesele sonrası ve daha aşağısı…
Enflasyonu %38’in yahut %42’nin altına düşürürken hasar alma riski çok fazla. Eğer tercih edilirse bu hasarın önünü almak, yok, tercih edilmezse oluşabilecek hasarın etkilerini gidermek için maliye politikasını genişlemeci yönde kullanmak bir zaruret olarak görülebilir.
Açıkçası borçlanmaya başvurulabileceği daha önce ekonomi yönetimince ifade edilmişti ama “likidite sterilizasyonu” için…
Fakat maliyenin üzerinde asrın afeti çapındaki depremlerin ve EYT’nin yükü varken borçlanma-strilizasyon ilişkisi tartışma çıkarır.
Geldik asıl meseleye… Maliye üzerinde olağanüstü yüklerin olduğu bu şartlarda borçlanmayla muhtemel ekonomik sarsıntının giderilmesine alan kalıyor mu? Aslında dünya ortalamalarına bakıldığında Türkiye’nin borçlanmak için çok geniş bir alanı var ama dünya ortalamaları değil, kendi parametreleri etrafında kalırsa da yok… Türkiye bu anlamda hayli muhafazakâr. AK Parti hükümetleri oldum olası borçlu olmayı sevmiyor zaten… Üstelik sosyal devlet güçlenirken…
Maliye politikası vergiler yönüyle esnetilebilir mi, sorusunun cevabı da ekonomi yönetiminin tavrından anlaşılacağı üzere negatif. Bu halde vergi toplama performansının fevkalade artırılması gerektiği anlaşılıyor ki gayret bu yönde. Ancak ekonomi yavaşlarken vergi performansı tatmin edici ölçüde artırılabilir mi, sorusunun cevabı da negatif. Üstelik artan vergi performansı azalan ekonomik aktivite sonucu da çıkarabilir. Koca holdingler dahi küçük kârlar açıklıyor.
Hasılı, enflasyon raporunda çıktı açığının derinleşeceği tahmin edilirken maliye politikası da destek veremeyecekse yumuşak iniş için faiz indirimi şart gibi duruyor.
Aksilik maliye politikasıyla bir yumuşak iniş garanti edilebilecek tek ekonomi Türk ekonomisiyken deprem ve EYT alanı kapattı. Türkiye’de hal böyleyken varın gayrisafi yurtiçi hasılalarının %100 civarında ortalamada borçlu diğer ülkeleri düşünün…
Yani diğer ülkelerin zaten hiç alanı yok… Var diyen küresel ekonomik gidişatın iyi bir yere olmadığını söyler. Gerçi sistem adil değil. Batılı ekonomiler borçlandıkça borçlanıyor ve “faizi indirmeden tahvilleri aldınız aldınız,” argümanı satıyor.
Gene de artık dünyada herkes her şeyin farkında. Borçlanmak için kimsenin alanı yok. Hal böyle iken merkez bankaları faiz indirimlerine başvurmak zorunda. Bu zaruretinse küresel enflasyonist etkiler ortaya çıkaracağı kesin denebilir. Türkiye de bu etkilerden azade kalamaz…
Üstelik jeopolitik riskler bu matematiğe dahil değilken…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.