T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K R O N İ K  M E D Y A
Okurların 'A-tel' çilesi ne zaman bitecek?

BDDK, Yapı Kredi Bankası'na olan borçlarının bir bölümü için, sahibi olduğu A-tel şirketinin (Muhabbet Kart'ları pazarlıyor) hisselerini öneren Çukurova Grubu'nun teklifini kabul etti ve yılın ilk günü anlaşma kesinleşti. İşte o gün bugündür üç büyük grubun gazetelerinde A-Tel'li haberlerden geçilmiyor... Hürriyet ve Milliyet'e göre "bir masa bir telefon"dan ibaret olan şirket, Akşam ve Sabah'a göre bir "dünya devi"ydi. Dört gazeteyi önüne alan bir okurun şaşkınlığını düşünebiliyor musunuz? Tabii bir de "Akşam'ı anladık da, Sabah'a ne oluyor?" diyenler olacaktır... Anlatalım...

Üç büyük grubun üç gazetesi (Doğan, Milliyet; Ciner, Sabah; Karamehmet, Akşam), 2 Ocak tarihli sayılarında, bir "ön ödemeli cep telefonu kartı" pazarlamacısı olan A-tel adlı şirkete birer sayfaya yakın yer ayırdı. Hatta Milliyet konuyu manşete taşıdı. Sanırsınız ki memleketin en önemli hadiselerinden biri işte bu firmadır. Peki, A-tel'in birdenbire "tavan yapan" haber değeri nereden gelmektedir?

Biliyorsunuz, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ile Yapı Kredi Bankası arasında bir süredir görüşmeler yapılıyordu. BDDK, yürüttüğü araştırma sonunda bankanın "takipteki alacaklar"ının 3,5 katrilyon lira olduğu, bunun 2,8 katrilyon lirasının da Karamehmet'e ait Çukurova grubundan kaynaklandığı sonucuna varmıştı. (Teknik terimlerden arındırarak söylersek, BDDK, Karamehmet'in bankasının Karamehmet'in şirketlerine 2,8 katrilyon liralık kredi açtığını ve bunun geri dönmediğini söylüyordu.)

Görüşmeler, işte bu borcun bankaya geri döndürülmesi konusunda odaklanıyordu. Sonunda, yeni yılın ilk günü anlaşma sağlandı. A-tel işte tam bu noktada dahil oluyor hikâyemize: Yapı Kredi, borçlarının bir kısmına karşılık, yüzde 50'sine sahip olduğu A-tel adlı şirketin hisselerini 269 milyon dolar karşılığında bankaya vermeyi önermiş, BDDK da bu öneriyi kabul etmişti...

Peki bu adil bir "ticaret" miydi? Milliyet'e göre, kesinlikle değildi. Gazete, manşetten verdiği haberde şöyle diyordu:

"PAMUK ELLER CEBE... MEHMET EMİN BEY'İ KURTARIYORUZ... Sahibi olduğu Yapı Kredi'den şirketlerine 2.8 katrilyon aktaran Karamehmet, vatandaşın parasıyla kurtarılacak..."

Manşetin spotlarında, borçların bir kısmına karşılık önerilen A-tel "Bir masa bir telefon"dan ibaret, "Hiçbir varlığı olmayan ve Turkcell adına pazarlama yapan bir şirket" olarak tanıtılıyordu.

Şimdi de Akşam ve Sabah'ın A-tel haberlerine bakalım...

Akşam: "A-TEL REKORA KOŞUYOR... DÜNYAYA ÖRNEK MODEL... Türkiye'de uyguladığı sistemle tüm dünyaya örnek olan A-tel, kriz yılında 127 milyon Euro'luk ciro yaparak 500 bilişim şirketi sıralamasında 12'inci sıraya yerleşti. .."

Sabah: "A-TEL MODELİ DÜNYAYA ÖRNEK OLDU... GSM operatörü olmadığı halde Turkcell lisansı altında ön ödemeli kart sistemini geliştiren ve 3.5 milyon aboneye ulaşan A-tel, dünyaya örnek oldu. Yılı 25 milyon Euro kâr ile kapatan şirketin Genel Müdürü Çavuşoğlu, 'know-how için kapımızı çalıyorlar' dedi..."

Akşam'ın yayınını anlayan, ama Sabah'ınkine bir anlam veremeyen okurlarımız için de 21 Eylül 2000 tarihli Sabah'ta yer alan bir haberi aktaralım:

"MUHABBET KART HALKA AÇILIYOR... Medya Holding ve KVK ortaklığı ile kurulan Atel halka arz ediliyor. Ön ödemeli cep telefonu kartı sisteminin lider şirketi Atel, Aralık ayında borsada işlem görmeye başlayacak."

Tabii, "Medya Holding"in "Sabah Grubu" demek olduğunu bilmeyenler için hiçbir şey ifade etmemişti bu bilgi... 21 Eylül 2000'de bu haberi okuyan bir okur, aslında bir propaganda metni okuduğunu fark edememişti. Ama hiç değilse "Medya Holding" lafı vardı orada, merak eden araştırır, neyin ne olduğunu anlayabilirdi. Oysa 3 Ocak 2003 tarihli A-tel güzellemesinde bu bilgi de yok... (Medeni ülkelerin çoğunda, bu tip haberlere ancak, haberin sonunda yayın organıyla firma arasındaki ilişkinin açıklıkla belirtilmesi durumunda izin veriliyor.)

Sabah gazetesiyle A-tel arasındaki ilişkiyi, ancak aynı gün Milliyet'i de okuyan Sabah okurları öğrenebildi: "1999'da yüzde 50 Medya Holding, yüzde 50 de KVK şirketlerinin ortaklığıyla kurulan A-tel Pazarlama ve Servis Hizmetleri A.Ş., Muhabbet Kart adıyla cep telefon pazarında faturasız hatların pazarlama ve servisini yapıyor..."

Görüyorsunuz, Türk gazete okurlarının "beyin iğfali"ne uğramaksızın bilgi edinebilmeleri için çok çalışmaları, çeşitli gazetelerden "çapraz okumalar" yapmaları gerekiyor. Türkiye'de gazete okuru olmak kolay bir şey değil.

Milliyet'in ilk günkü bombardımanının ardından, ertesi gün (3 Ocak) Hürriyet de el verdi ona... Hürriyet, "Karamehmet'i iki danışman şirketin kurtardığını", "piyasa"nın A-tel'e biçilen fiyatı "çok yüksek" bulduğunu yazıyordu... Milliyet de boş durmamış, "İki ortak aynı gün muhabbet ettiler" başlıklı ironik bir habere yer vemişti: "Çukurova Grubu'nun 'İstanbul yaklaşımı'na alınması için A-Tel'in yarısının Yapı Kredi'ye geçtiğinin açıklandığı gün Sabah ve Akşam gazeteleri birörnek A-Tel haberi yayımladı..."

Bir günlük bir aradan sonra, 6 Ocak'ta Doğan Grubu'nun iki büyük gazetesi bu kez bir "A-tel ve Turkcell'de 'abone' bilmecesi" haberiyle konuyu sıcak tutmayı sürdürdüler... İki gazete, özetle "A-tel'in öne sürüldüğü gibi 3.5 milyon abonesi varsa, o zaman Turkcell'in abone sayısı bu kadar azalır" görüşünü savundular... Hürriyet "Borsa el koymalı" talebini öne sürerken, Milliyet, "İMKB ve SPK'nın mutlaka yanıtlaması gereken" bir dizi soru soruyordu...

Geçerken söyleyelim: Bütün bunlar, gazetelerin tavırlarını analiz etmeyi pek seven Habertürk'ün son analizini de berhava etmiş durumda... Çünkü Habertürk, Doğan Grubu'nun şimdiye kadar Akşam'a Gözcü'yle cevap verdiğini, bunun da "Senin eşitin Gözcü'dür" anlamına geldiğini söylemişti...

Bu yazıyı "Karamehmet Grubu Medya Grubu Başkanı" Tuncay Özkan'ın "Rüzgâr gülleri"ne yönelik yazısından (6 Ocak) birkaç bölümü aktararak bitirelim:

"Türk basınının zırvalama konusunda usta yazarları vardır. Dönem dönem, patron konularını takip için 'zırva' yumurtlarlar. Muhatap kabul etmezsiniz, kendi kusmuklarıyla beslendikleri için sağa sola salya sümük saldırmaya devam ederler. (...) Hortumcuları, yolsuzluk ekonomisinin patronlarını kurtardılar. Şimdi yarattıkları yok etme düzeninin dişlileri arasına aldıkları her zor durumdaki rakiplerinin katlini istiyorlar. Dün İstanbul Yaklaşımı'nı büyük bir övgüyle kabullendiklerini yazdılar, bugün ondan yararlanan binlerce şirketi bir yana koyup –aralarında ortakları da var– bir tanesine hücum ediyorlar. Bir tek hedefleri var: Çukurova Grubu. (...) Kendilerini o kadar büyük görüyorlar ki, yargının kürsüsünde onlar, savcının makamında onlar, cellatın tiynetsizliğinde onlar... Yuh olsun... Köpeklerinin bu yazıdan sonra nasıl havlayacağını da biliyorum..."

İşte böyle... İşler maalesef bu noktalara varmış durumda... (A.G.)

Olacak iş değil ama....

Aslında insanı gülümseten bir tören.... Hem de birkaç açıdan.

"Sertel Gazetecilik Vakfı" tarafından her yıl verilen "Sertel Demokrasi Ödülleri" töreni bu yıl da yapıldı. Ödül bu yıl "Kurum" dalında Türkiye Gazeteciler Sendikası'na, "Kişi" dalında ise bir süre önce uğradığı silahlı saldırıda ölen Dr. Necip Hablemitoğlu'na verildi. Ancak, Cumhuriyet (6 Ocak) gazetesinin haberine göre, Hablemitoğlu'nun eşi ödülü almayı kabul etmediği için, sonuç olarak bu yıl "Kişi" dalında ödül verilmemiş oldu.

Cumhuriyet'in bu yılki "Sertel Demokrasi Ödülü"ne ilişkin verdiği bilgi bundan ibaret. Oysa, birkaç gündür herkesin iyi bildiği gibi, bu yılın "Kişi" dalındaki ödülü jüri tarafından Radikal gazetesi yazarlarından Neşe Düzel'e verilmesi kararlaştırılmış, ancak sonra yaşanan bazı gelişmeler sonucunda ödül Hablemitoğlu'na kaydırılmıştı. Tahmin ettiğiniz gibi Cumhuriyet'te bu konuda en ufak bir bilgi yok!

Ödül hikayesini merak edenler için Radikal'in (6 Ocak) "Ben oradaydım" köşesinde yeterince bilgi var. Neşe Düzel'in ödüle layık görüldüğü vakıf yönetim kurulunca kararlaştırıldıktan sonra, Yıldız Sertel yönetim kurulunun görev süresinin dolduğu konusunda "ikaz" ediliyor ve hemen yeni bir yönetim kurulu belirleniyor. Yeni kurul da ödülün Düzel'e değil de Hablemitoğlu'na verilmesine karar veriyor. Öyle bir acelecilik ki, gülümsememek mümkün değil. Çünkü ödül töreni davetiyeleri Neşe Düzel adına basılmış bile!

Bu işin bir yönü. Gelelim törenin "gülümseten" ikinci yönüne:

Törende Yıldız Sertel'den sonra Cumhuriyet gazetesi yazarı ve İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk söz almış. Selçuk, "Sertel Vakfı Ödülleri'nin amacı insanlara görevlerini anımsatmak ve iyi işler yapanları ödüllendirmektir" demiş. Selçuk, sözü bugün karşı karşıya bulunduğumuz gelişmelere de getirerek "Türkiye bugün savaşa karşı üzerine düşeni yapamadığı için umutsuzdur" diye devam etmiş.

Biliyorsunuz, Serteller, gerçekten de Türk basın ve siyasi tarihinin çok önemli isimlerinden. Sabiha ve Zekeriya Sertel'in özellikle İkinci Dünya Savaşı döneminde verdikleri demokrasi mücadelesini hatırlamayanımız var mı? Serteller'in Tan Matbaası'nın 4 Aralık 1945'de CHP'li üniversite gençliğinin eline geçirdiği balyozlarla nasıl yerle bir edildiğini hatırlamayan var mı? Tabii şunu da çok iyi hatırlıyoruz: Serteller, İkinci Dünya Savaşı döneminde özellikle Nazi Almanyası'nın yanında yer alan Cumhuriyet gazetesiyle mücadele ettiler. "Müttefikler"in yanında yer alarak, Nazizmi bütün yönleriyle Türkiye'deki okurlara anlatmaya çalıştılar. Cumhuriyet gazetesi Serteller hakkında neler yazmadı ki? İsterseniz, bu "Ödül" dolayısıyla dönemin havasını Sabiha Sertel'in kaleminden okuyalım:

"1941 Haziran ayında, Almanların girdikleri memleketlerde halka yaptıkları zulmü, Yahudilerin fırınlarda yakılmasını belirten bir yazı yazdım.

Bu yazılar çıktıktan sonra başta Peyami Safa olmak üzere 'Cumhuriyet' gazetesinde bu yazılara karşı bir kampanya açıldı. Doğrudan doğruya şahsıma hücuma başladılar. Hergün 'Cumhuriyet' gazetesinde sütun sütun yazılar yazılıyor, çeşitli karikatürlerim neşrediliyordu.

Bu karikatürlerin altında 'Bolşevik Dudusu', 'Eli maşalı çingene' ve bunun gibi ağır haraketler birbirini kovalıyordu. Ben bu yazıları şahsi bir polemik haline sokmak istemiyor, yalnız Nazizmin teorisi ve faşistlerin barbarlıkları üzerinde duruyordum. Fakat arkadaşlar, bu ağır hakaretler karşısında susmanın aczime yorulacağını söylüyorlardı. Buna rağmen, şahsi polemiğe girişmedim 'Cumhuriyet' gazetesi aleyhine dava açtım...."

İşte böyle.... "Ödül"ü ortaya çıkaran Serteller'in kızı Yıldız Sertel bu konuda ne düşünür bilemeyiz. Ancak Türk basın ve siyasi tarihinin bu iki ünlü ismi adına konulan ödülün verildiği bir törende sözü Cumhuriyet'e vermek ne derece uygundur, sanırız bunu sorgulayabiliriz... (K.B.)

Koca basında sadece İki Cumhuriyet yazarı mı?

İşçi ve Bağ-Kur emeklilerine seyyanen yapılan zamlar, basında infiale yol açtı... Bütün gazeteler, söz birliği etmiş gibi "hani bunun kaynağı?" diye bastırıyor... Kimi "Allah Kerim zammı" diyor, kimi de "IMF'nin şokta" olduğunu vurguluyor... "Üç katrilyonluk ek yük" sızlanmasının, Hazine'den bugüne kadar batık bankalara aktarılan kaynağın tam 32 katrilyon olduğu haberleriyle birlikte yer alması da işin tuzu biberi oldu. Biz, bu cereyana göğüs gerebilen sadece iki köşe yazarı tespit edebildik: Cumhuriyet'ten İlhan Selçuk ve Oral Çalışlar... Umarız yanılıyoruzdur, umarız başkaları da vardır...

Selçuk'un 5 Ocak tarihli, "AKP'nin Yaptığı İyi İş..." başlıklı yazısından:

"(...) Ancak ne olurlarsa olsunlar, AKP'li yöneticiler iyi bir iş yaptılar: Emekliye zam yaptılar!.. Daha ölmeden üstüne toprak kürediğimiz emekli yurttaşa yapılan zam ödül değildir... Borç ödemesidir. Başbakan Gül ve arkadaşları, bu devletin, bu halkın ve bu toplumun emekliye olan borcunu yerine getirmekle iyi bir iş yapmışlardır. Ama hemen 'itiraz' sesleri yükseldi. (...) Peki, 6 milyon emekliye yapılan zammın kaynağı nereden bulunacak?.. Yükü paylaşalım arkadaş!.."

Çalışlar'ın 6 Ocak tarihli, "Yoksul Yerde mi Sürünsün?" başlıklı yazısından:

(...) Bir gazete bu haberi "Allah Kerim Zammı" başlığıyla veriyor. Bu yeni zammın bütçeye 3 katrilyon yük getirdiğinden söz ediliyor. Hükümet de bu eleştirilere, yeni vergi gelirleriyle ve kamu masraflarını kısarak çözüm bulacağı cevabını veriyor. Gazeteci ikna olmuyor, "Göster bakalım nereden bulacaksın?"

(...)

"Bir çizer arkadaşımız, bir gazetede "Emeklinin parası nasıl ödenecek?" başlıklı karikatüründe Başbakan Abdullah Gül'ü yün eğirip iplik yapan çobana benzeterek eğleniyor. Onun bu parayı toplayamayacağını söylüyor. İnsanın zaman zaman isyan edesi geliyor. Bu ülke kaynakları nasıl kullanılıyor? Lojman tartışması yeni ortaya çıkıt. Başta tasarruf meraklısı basınımız olmak üzere bütün bürokrasi ayağa kalktı. "Vay efendim, siz güvenlik güçlerimizi ortada mı bırakaçaksınız?" Dünyanın neresinde bu kadar çok devlet lojmanı var? Bunu bir tartışalım, bunun getirdiği yükü hafifletmek için ne yapacağız onu konuşalım.

(...)

"Gazetelere bu manşetleri atanlar, ayda kaç para ile geçiniyorlar acaba? Yoksulun 75 milyonundan ekonomik tasarruf mu olur? Ekonomik tasarruf olacaksa tartışacak o kadar çok şey var ki! Ama bunları dile getirmek için de yere sağlam basmak ve kimseye bağımlı olmamak gerekir. Hükümetin yaptığı en olumlu işi eleştirmek de ancak bizim "özgür medyamız"a yakışır...


7 Ocak 2003
Salı
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED