KÖPRÜLÜ harf inkılabına nasıl ikna edildi?

Hamit Can
00:005/06/1999, Cumartesi
G: 26/11/2013, Salı
Yeni Şafak
KÖPRÜLÜ harf inkılabına nasıl ikna edildi?
KÖPRÜLÜ harf inkılabına nasıl ikna edildi?

Türkiye'de 1Kasım 1928'de yürürlülüğe konulan Harf İnkılabı dönemin bazı aydınları tarafından tepkiyle karşılanmıştı. İnkılabı belki de en sert bir üslupla eleştiren dönemin genç profesörü Fuat Köprülü, 1929'da 'Hristiyanlaşma Hadisesi ve Kültür Buhranı' başlıklı yazısında, Latin harflerine geçmenin şekilperestlikten ibaret olduğunu yazmıştı. Aynı Fuat Köprülü, 1938'de Halkevleri dergisi olan Ülkü'nün başındayken 'Alfabe İnkılabı' başlıklı bir yazı kaleme almış ve Latin alfabesini övmekle bitirememişti. Peki on yılda ne değişmiş de inkılab, 'şekilperestlikten' çıkmıştır?Araştırmacı-yazar Mustafa Armağan, yazısında belgelere dayanarak Köprülü'nün çelişkili söyleminin arka planında yatan nedenlere dikkat çekiyor.

MUSTAFA ARMAĞAN

Atatürk'ün 9 Ağustos 1928'de Sarayburnu'nda yaptığı ünlü konuşma, "Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz" diye başlıyor ve bin yıldır kullanılmakta olan elifbanın asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurduğundan şikayetle, yeni harflerin çok çabuk öğrenileceğini ve cehaletin bu suretle kolaylıkla hakkından gelineceğini vurguluyordu. Bu konuşma, aslında uzun ve yoğun bir hazırlık döneminin son halkasını oluşturuyordu.(1) Nihayet 1 Kasım 1928'de Cemil Meriç'in deyişiyle, 'bir gecede kütüphanelerimizi tuğla yığınına çeviren' Harf İnkılabı'na start verildi.

Başta İsmet İnönü olmak üzere son ana kadar direnen ve bir süreç içerisinde Latin harflerine geçilmesini savunan bazıları artık yeni harflerin en yılmaz bekçileri olmuştu. Bazıları ise direnmekte devam ediyorlardı. Mesela Köprülüzade Mehmed Fuad ya da Soyadı Kanunu'dan sonraki adıyla Mehmet Fuat Köprülü...

Bu inkılab şekilperestliktir...

Fuat Köprülü 1926'da başladığı (2) itirazlarını 9 Şubat 1929'da, yani Latin harflerinin kabulünden yaklaşık 3,5 ay sonra bile sürdürüyordu. "Hıristiyanlaşma Hadisesi ve Kültür Buhranı" başlıklı yazısında Köprülü, Latin harflerini almanın bir şekilperestlikten ibaret olduğunu söylüyordu cesaretle: "Çağdaş Avrupa cemiyetlerinin müesseselerini, kıymetlerini -aradaki sosyal şartların çatışması sebebiyle yalnız "şekli" bir surette- almaya çalıştık. "İnkılaplarımızı tamamlamak için artık Arap harflerini de atarak Latin harflerini almak" isteyenler, işte bu şekilperestliğin en açık birer nümunesidirler. Onlar, bu şekilde, "Ortaçağın son bakıyyesinden" de kurtularak "tamamiyle çağdaş" bir duruma geleceğimizi ümid ediyorlar. Düşünmüyorlar ki bizi Avrupa'dan ayıran en bariz fark "zihniyet" ve "mantık" farkıdır." (3)

1929'da kendisinde Gazi Mustafa Kemal'e kafa tutacak gücü gören bu genç ve istikbali parlak profesör, düşünme ve çalışma tarzlarımızı Avrupalılaştırmadıktan sonra, iktisadi hayatımızı Ortaçağdan kurtarmadıktan sonra istediğimiz kadar harf inkılabı yapalım, çağdaş bir toplum olamayız demektedir. Aslına bakılırsa Köprülü'nün derdi, bu üstyapı inkılapları sonucunda ülkemizin ödemesi mukadder olan bir kültür buhranıdır. Bu kültür buhranını dile getirdiği satırlar gerçekten de etkileyicidir:

"Ecdadından kalan sanat âbidelerini yıkıp geniş caddeler açmak isteyen belediye reislerimizi, millî tarihini ve millî edebiyatını bilmemekle iftihar eden aydınlarımızı, medenî tarihimizin bakıyyelerini saklayan kütüphanelerimizi hafife alarak onların ortadan kaldırılmasını isteyen mütefekkirlerimizi, millî mazimizi sadece bir pislik ve rezalet halitasından ibaret gösteren tarihçilerimizi, çocuklarını yabancı kültür çevrelerinde okutup eğitmeyi bir medeniyet gereği sayan milliyetperverlerimizi gördükçe, ne derin ve korkunç bir "kültür buhranı" karşısında bulunduğumuzu anlamamak imkânsızdır."(4 )

Nereden nereye?

Aynı Fuat Köprülü, Halkevleri dergisi olan Ülkü'nün başındadır ve takvimler Eylül 1938'i gösterirken 67. sayıda "Alfabe inkîlâbı" adlı bir yazısı yayımlanır. 9.5 yıl önce şiddetle karşı çıktığı Latin harflerinin adı bu makalede artık "Türk harfleri" olmuştur! Harf inkılabının 10. Yıldönümü vesilesiyle yazılmış olan bu 2 sayfalık kısa yazıda Köprülü bambaşka bir kimlikle çıkmaktadır karşımıza. "Türk harflerini kabul ettiğimiz büyük günün onuncu yıldönümü! Türkler'in kültür tarihinde bu kadar azametli, bu kadar şümullü bir dönüm noktası daha var mıdır? Bilemeyiz" diye söze başlayan Köprülü, Arap harflerinin Türk diline hiç uygun olmadığını dile getirmek ihtiyacını duyar. Belli ki bir ta'zir yazısıdır bu. "Atatürk bu büyük inkilabı yaparken acaba ne gibi düşüncelerle hareket ediyordu?" diye sorar ve satır arasında onun düşüncelerini "sonradan yavaş yavaş anlayabildik"lerini itiraf eder. Dedik ya, bir özür dileme yazısıdır bu!

"Biz" der bu inkılapla "Orta zaman şark kültüründen silkinip muasır garp kültürü dairesine girmek iradesini göstermiş oluyorduk." Kültür buhranı gibi önceki yazısında gündeme getirdiği gerçekte çok temel bir problemin üzerinden bilerek atlayan Köprülü, "İşte, Başhocamız Atatürk'ün bu inkılâbı yaparken ve milletine millî, mükemmel bir alfabe hediye ederken ne kadar şümullü ve ne kadar derin düşünmüş olduğunu hayat, on seneden beri ispat etti: tatbikat, umulduğundan daha büyük bir muvaffakiyet gösterdi. Kısa bir zaman için sahifelerini azaltan gazeteler, sayıları azalan mecmua ve kitaplar, az bir müddet sonra eskisinden daha büyük bir inkişafa mazhar oldular. Okuma yazma öğrenmek çok kolaylaştı. Hülasâ kültür hayatının her sahasında eskisiyle ölçülemeyecek bir ilerleme hasıl oldu... Alfabe inkilâbı... memleketin kültür hayatında muazzam hamleler doğurmuş, çok feyizli, müsbet neticeler vermiştir." (5)

Görüldüğü üzere 1929'daki yazısında ne kadar savunduğu ilke ve esaslar varsa hemen hepsini unutmuş gözüken Köprülü, daha önce memleketin uğrayacağından korktuğu "büyük ve korkunç kültür buhranı"ndan da habersiz görünmektedir bu yazısında.

Köprülü neden çark etti?

Yalnız yazının muhtevası değil, üslubu da Köprülü'nünkinden çok derginin kurucusu Recep Peker'inkini andırıyor! Acaba?.. Yok yok, o kadarını düşünmek istemiyorum Köprülü için.

Fakülteden (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi) ismi bende mahfuz hocalarımdan birisi, Köprülü'nün komşusu olduklarını anlatırdı. Her gece Köprülü'nün odasında yanan ışıklarla hülyalara dalan hocam, bir gece konağın kapısının resmi görevlilerce çalındığını ve Köprülü'nün evden alınıp götürüldüğünü hatırlıyordu. O gece Latin harflerinin aslında "millî Türk harfleri" olduğuna ikna edilmiş olmalı kanaatindeydi hocam. Zira o geceden sonra bir daha Latin harflerine karşı çıkmamıştı Köprülü. Tarih konusunda da ikna edilmesinin Dolmabahçe Sarayı'nda bir gece boyu sürdüğünü bilenler biliyor...

Niyazi Berkes'in 1945-1950 arasındaki dönem için söylediği şu sözler, belki biraz hafifletilerek 1930'lara kadar geri götürülebilir sanıyorum:

"Türk düşünüş tarihinde bu devir kadar utanç verici, bu devir kadar fikir ve değerlerin aşağılaştırıldığı, bu devir kadar saldırganlığın terbiyesizleştiği bir devir yoktur... Atatürkçülüğün, aydın kütlesi arasında ne kadar yüzeyde, ne kadar takma kaldığını görmek, o zamanın ıstırabını çekenlerin acısını büsbütün derinleştirmiştir. O zamanın aydınları, bugünkü aydınların gösterdiği canlılığı gösterebilmiş olsaydı Türk toplumsal ve siyasî düşünüşü gelişebilecek, siyasî hayata şuur ve fikir katılabilecekti. Bu başarısızlıkta, kendini Batıcı sayan aydınların, özellikle de toplumsal bilimlerde yer alan profesörlerin sorumluluğu en az gericilerin sorumluluğu kadar büyüktür." (6)

1 Atatürk'ün Sarayburnu'ndaki konuşması ve Falih Rıfkı'ya okuttuğu nutkun metni için bkz. Ülkü, c. II, sayı: 67, Eylül 1938, s. 69-70; Pars Tuğlacı, Çağdaş Türkiye, ?, c. I, s. 232

2 "Harf meselesi", Millî Mecmua, 1 Aralık 1926, metin için bkz. Haz: Hüseyin Yorulmaz, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Alfabe Tartışmaları, İst. 1995, s. 233-236.

3 "Hristiyanlaşma hadisesi ve kültür buhranı", Hayat, 9 Şubat 1929, metin için bkz. Haz: Hüseyin Durukan, Türkiye Nasıl Laikleştirildi?, İst. 1991, s. 358.

4 Durukan, age, s. 359.

5 "Alfabe inkîlâbı", Ülkü, sayı: 67, Eylül 1938, s. 2.

6 İkiyüz Yıldır Neden Bocalıyoruz?, İst. 1965, s. 145'den aktaran: Kurtuluş Kayalı, "Hilmi Ziya Ülken, Dil-Tarih hocaları ve 1948 tasfiyesi", Tarih ve Toplum, sayı: 63, Mart 1989, s. 56.