https://img.piri.net/resim/imagecrop/2023/01/04/12/46/resized_3780c-7f5ad902mc3bcnirc3b6zkul22.jpg
İstanbul'da 15 Ağustos 1925'te dünyaya gelen sanatçı, İstanbul Erkek Lisesi'nde eğitim gördü. Henüz lise öğrencisiyken, 1937'de Bakırköy Ortaokulu'nda ilk defa sahneye çıkan sanatçı, daha sonra 1940'ta kurulan Bakırköy Halkevi sahnesinde, "Erkek Güzeli" adlı oyundaki başarısıyla adını duyurdu.
12:31, 04/01/2023, ÇarşambaG: Güncelleme: 13:02, 04/01/2023, Çarşamba

Yeşilçam'ın çınarı Münir Özkul'un vefatının üzerinden 5 yıl geçti

Türk sinemasında oynadığı rollerle hatırlanmaya devam eden usta oyuncu Münir Özkul tam 5 sene önce 5 Ocak gününde hayata gözlerini yumdu. Münir Özkul'un, 1986 yılında Zafer Dergisi'nde yayınlanan kendi deyimiyle 'inkar ve karanlıktan nasıl çıktığını ve Allah inancına nasıl eriştiğini' anlattığı röportajı da yeniden gündeme geldi. İşte Yeşilçam'ın usta sanatçısı Hababam Sınıfı'nın Mahmut Hocası, Gülen Gözler'in Yaşar Ustası Münir Özkul'un hayatı...

Muhsin Ertuğrul, "İnsan ve Tiyatro Üzerine Gördüklerim" adlı kitabında yer verdiği bir anısında, usta oyuncunun 12 yaşındayken sahneye çıktığı Ankara'daki bir tiyatro oyununu Mustafa Kemal Atatürk'ün de izlediğini belirterek, etkili bir oyunculuk sergileyen Özkul'u Atatürk'le tanıştırdığını, Atatürk'ün Özkul'a "Çocuk, çok büyük bir tiyatrocu olacaksın." dediğini aktarmıştı.
Muhsin Ertuğrul, "İnsan ve Tiyatro Üzerine Gördüklerim" adlı kitabında yer verdiği bir anısında, usta oyuncunun 12 yaşındayken sahneye çıktığı Ankara'daki bir tiyatro oyununu Mustafa Kemal Atatürk'ün de izlediğini belirterek, etkili bir oyunculuk sergileyen Özkul'u Atatürk'le tanıştırdığını, Atatürk'ün Özkul'a "Çocuk, çok büyük bir tiyatrocu olacaksın." dediğini aktarmıştı.
Ses Tiyatrosu'nda 1948'de sahnelenen "Aşk Köprüsü" ile profesyonel olarak oyunculuğa adım atan sanatçı, daha sonra Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne'ye geçti.
Ses Tiyatrosu'nda 1948'de sahnelenen "Aşk Köprüsü" ile profesyonel olarak oyunculuğa adım atan sanatçı, daha sonra Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne'ye geçti.
Münir Özkul, 1951'de John Steinbeck'in "Fareler ve İnsanlar" ile John Millington Synge'in "Babayiğit", 1954'te George Axelrod'un "Yaz Bekarı", 1955'te John Patrick'in "Çayhane" eserlerinin yanı sıra "Bana Çiçek Yollama", "Generalin Aşkı", "Yağmurcu" ve "Godot'yu Beklerken"in de aralarında olduğu önemli eserlerde rol aldı.

Münir Özkul, 1951'de John Steinbeck'in "Fareler ve İnsanlar" ile John Millington Synge'in "Babayiğit", 1954'te George Axelrod'un "Yaz Bekarı", 1955'te John Patrick'in "Çayhane" eserlerinin yanı sıra "Bana Çiçek Yollama", "Generalin Aşkı", "Yağmurcu" ve "Godot'yu Beklerken"in de aralarında olduğu önemli eserlerde rol aldı.
İstanbul Şehir Tiyatroları, Ankara Devlet Tiyatrosu ve özel tiyatrolarda da görev yapan sanatçı, Sadık Şendil'in "Kanlı Nigar" oyunundaki rolüyle 1968'de İlhan İskender Armağanı'nı kazandı.
İstanbul Şehir Tiyatroları, Ankara Devlet Tiyatrosu ve özel tiyatrolarda da görev yapan sanatçı, Sadık Şendil'in "Kanlı Nigar" oyunundaki rolüyle 1968'de İlhan İskender Armağanı'nı kazandı.
Sanat yaşamında beş kişinin büyük etkisi olduğunu düşündüğünü ifade eden Özkul, bir röportajında şunları anlatmıştı:
Sanat yaşamında beş kişinin büyük etkisi olduğunu düşündüğünü ifade eden Özkul, bir röportajında şunları anlatmıştı:
"Bu isimler, Muhsin Ertuğrul, Ferdi Tayfur, Haldun Dormen, Sadık Şendil ve Şakir Eczacıbaşı'dır. Bugün sanatımın geleceğiyle ilgili hiçbir şey söyleyecek durumda değilim. Yalnız şu sıralarda Haldun Taner'in benim için yazdığı bir eser var. Tüm arzum bu piyesi başarıyla oynamak. Sanat yaşamım içinde her zaman 'İbiş'e ve 'Kavuklu'ya hayranlık duymuşumdur. Nedenini şöyle anlatayım; insanı çeşitli etkilerden kurtarabilseydik, ortaya birçok müşterek yönleri olan bir insan tipi çıkardı. Bu, gerçek yönleri ağır basan evrensel insan tanımı ve tipidir. Ben Kavuklu'da veya İbiş'te kendi içimdeki o insanı yakalamak ve o insana varmak istiyorum."
"Bu isimler, Muhsin Ertuğrul, Ferdi Tayfur, Haldun Dormen, Sadık Şendil ve Şakir Eczacıbaşı'dır. Bugün sanatımın geleceğiyle ilgili hiçbir şey söyleyecek durumda değilim. Yalnız şu sıralarda Haldun Taner'in benim için yazdığı bir eser var. Tüm arzum bu piyesi başarıyla oynamak. Sanat yaşamım içinde her zaman 'İbiş'e ve 'Kavuklu'ya hayranlık duymuşumdur. Nedenini şöyle anlatayım; insanı çeşitli etkilerden kurtarabilseydik, ortaya birçok müşterek yönleri olan bir insan tipi çıkardı. Bu, gerçek yönleri ağır basan evrensel insan tanımı ve tipidir. Ben Kavuklu'da veya İbiş'te kendi içimdeki o insanı yakalamak ve o insana varmak istiyorum."
1968'de Dümbüllü'nün kavuğunu devraldı

Geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Hakkı Dümbüllü, Kel Hasan'dan devraldığı 50 yıllık simgesel kavuğunu 1968'de Özkul'a teslim etti. Münir Özkul'un ardından Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin'in taşıdığı kavuk son olarak Şevket Çoruh'a devredilmişti.

1968'de Dümbüllü'nün kavuğunu devraldıGeleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Hakkı Dümbüllü, Kel Hasan'dan devraldığı 50 yıllık simgesel kavuğunu 1968'de Özkul'a teslim etti. Münir Özkul'un ardından Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin'in taşıdığı kavuk son olarak Şevket Çoruh'a devredilmişti.
Münir Özkul, Haldun Taner'in "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı" oyunundaki rolüyle "Avni Dilligil", "Ulvi Uraz", "İsmet Küntay" ve "İsmail Dümbüllü" ödüllerinin sahibi oldu.

Sinemada 1950'lerden itibaren görünmeye başlayan sanatçı, canlandırdığı karakterlerle büyük beğeni kazandı. Özellikle 1970'li yıllarda, kalabalık kadrolu Ertem Eğilmez filmlerinde önemli rolleri canlandırdı.



Münir Özkul, Haldun Taner'in "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı" oyunundaki rolüyle "Avni Dilligil", "Ulvi Uraz", "İsmet Küntay" ve "İsmail Dümbüllü" ödüllerinin sahibi oldu.Sinemada 1950'lerden itibaren görünmeye başlayan sanatçı, canlandırdığı karakterlerle büyük beğeni kazandı. Özellikle 1970'li yıllarda, kalabalık kadrolu Ertem Eğilmez filmlerinde önemli rolleri canlandırdı.
Sanatçı, Hababam Sınıfı serisindeki Özel Çamlıca Lisesi'nin tatlı sert müdür yardımcısı "Kel Mahmut" tiplemesiyle unutulmazlar arasına girdi.

Sanatçı, Hababam Sınıfı serisindeki Özel Çamlıca Lisesi'nin tatlı sert müdür yardımcısı "Kel Mahmut" tiplemesiyle unutulmazlar arasına girdi.
Başarılı oyuncu, yönetmenliğini Sırrı Gültekin'in yaptığı 1979'da yayınlanan "İbiş'in Rüyası" adlı yapımla ilk kez televizyon dizisinde rol alırken, dizilerin yaygınlaşmaya başladığı 1990'lı yıllarda, "Uzaylı Zekiye", "Ana Kuzusu", "Şaban ile Şirin" ve "Reyting Hamdi"de de oynadı.

Başarılı oyuncu, yönetmenliğini Sırrı Gültekin'in yaptığı 1979'da yayınlanan "İbiş'in Rüyası" adlı yapımla ilk kez televizyon dizisinde rol alırken, dizilerin yaygınlaşmaya başladığı 1990'lı yıllarda, "Uzaylı Zekiye", "Ana Kuzusu", "Şaban ile Şirin" ve "Reyting Hamdi"de de oynadı.
"Mavi Boncuk", "Bizim Aile", "Aile Şerefi", "Gülen Gözler", "Neşeli Günler", "Gırgıriye" ve "Görgüsüzler" adlı aile filmlerinde Adile Naşit ile başrolü paylaşan Özkul, canlandırdığı karakterlerle Türk izleyicisinin hafızasına kazındı.

"Mavi Boncuk", "Bizim Aile", "Aile Şerefi", "Gülen Gözler", "Neşeli Günler", "Gırgıriye" ve "Görgüsüzler" adlı aile filmlerinde Adile Naşit ile başrolü paylaşan Özkul, canlandırdığı karakterlerle Türk izleyicisinin hafızasına kazındı.
Sanat yaşamı boyunca birçok ödülün sahibi oldu

Usta sanatçı, "Sev Kardeşim" filmindeki rolüyle 1972'de Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Karakter Oyuncu Ödülü"ne, "Bizim Aile" filminde canlandırdığı "Yaşar Usta" rolüyle de 1977'de Azerbaycan Film Festivali Özel Ödülü'ne değer görüldü.
Sanat yaşamı boyunca birçok ödülün sahibi olduUsta sanatçı, "Sev Kardeşim" filmindeki rolüyle 1972'de Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Karakter Oyuncu Ödülü"ne, "Bizim Aile" filminde canlandırdığı "Yaşar Usta" rolüyle de 1977'de Azerbaycan Film Festivali Özel Ödülü'ne değer görüldü.
Başarılı oyuncu, 1980'de 40. sanat yılını, 1996'da Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen etkinlikte ise 55'inci sanat yılını kutladı.

Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali tarafından 2006'da verilen Onur Ödülü'ne layık bulunan sanatçı, 2014'te 18. Afife Tiyatro Ödülleri'nde Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü'nü, 2015'te ise Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü aldı.
Başarılı oyuncu, 1980'de 40. sanat yılını, 1996'da Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen etkinlikte ise 55'inci sanat yılını kutladı.Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali tarafından 2006'da verilen Onur Ödülü'ne layık bulunan sanatçı, 2014'te 18. Afife Tiyatro Ödülleri'nde Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü'nü, 2015'te ise Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü aldı.
Hayriye, Ferdi ve Güner adlı üç çocuğu bulunan sanatçıya, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1998'de "devlet sanatçısı" unvanı verildi. 5 Ocak 2018'de yaşamını yitiren usta oyuncu, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gerçekleştirilen törenin ardından Bakırköy Mezarlığı'ndaki aile kabristanına defnedildi.
Hayriye, Ferdi ve Güner adlı üç çocuğu bulunan sanatçıya, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1998'de "devlet sanatçısı" unvanı verildi. 5 Ocak 2018'de yaşamını yitiren usta oyuncu, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gerçekleştirilen törenin ardından Bakırköy Mezarlığı'ndaki aile kabristanına defnedildi.
MÜNİR ÖZKUL’UN BİLİNMEYEN RÖPORTAJI

Münir Özkul, 1986 yılının Haziran ayında Zafer Dergisi’nde yayınlanan röportajında kendi deyimiyle inkar ve karanlıktan nasıl çıktığını ve Allah inancına nasıl eriştiğini anlatıyor.
MÜNİR ÖZKUL’UN BİLİNMEYEN RÖPORTAJIMünir Özkul, 1986 yılının Haziran ayında Zafer Dergisi’nde yayınlanan röportajında kendi deyimiyle inkar ve karanlıktan nasıl çıktığını ve Allah inancına nasıl eriştiğini anlatıyor.
Vehbi Vakkasoğlu’nun sorularına tüm samimiyetiyle yanıtlayan Özkul, 30 yıl önce kendisi için “huzursuzluğu” şöyle tanımlıyor:

Vehbi Vakkasoğlu’nun sorularına tüm samimiyetiyle yanıtlayan Özkul, 30 yıl önce kendisi için “huzursuzluğu” şöyle tanımlıyor:
“Huzursuzluk, tek kelimeyle inançsızlıkta. Çünkü inanacak hiçbir şeyim yoktu. Ben o zamanlar bugün inandığım şeyleri inkar etmek istiyordum. Çünkü, yine o zamanlar bize şöyle telkinler yapılıyordu: “Müsbet kafalı olun. Görmediğiniz şeylere inanmayın. Herkesin kafası ve bilinci var. Bunun için de anlamadığınız şeye inanmayın.”
“Huzursuzluk, tek kelimeyle inançsızlıkta. Çünkü inanacak hiçbir şeyim yoktu. Ben o zamanlar bugün inandığım şeyleri inkar etmek istiyordum. Çünkü, yine o zamanlar bize şöyle telkinler yapılıyordu: “Müsbet kafalı olun. Görmediğiniz şeylere inanmayın. Herkesin kafası ve bilinci var. Bunun için de anlamadığınız şeye inanmayın.”
Sonra ilkokul sıralarında da bu telkinleri destekleyen icraatlar yapıldı. Tam hatırlamıyorum, camiler mi kapatıldı, namaz mı yasaklandı, bir şeyler oldu yani…”
Sonra ilkokul sıralarında da bu telkinleri destekleyen icraatlar yapıldı. Tam hatırlamıyorum, camiler mi kapatıldı, namaz mı yasaklandı, bir şeyler oldu yani…”
“İnandığım her şeyi inkar etmek istiyordum”
Vehbi Vakkasoğlu: Münir Bey, içinde bulunduğunuz, inanç, fikir ve anlayış değişmesi bizi çok sevindirdi. İnşaallah hayatınız da yansıyacak olan bu iç değişmesi devam edecek ve tamamlanacaktır.

Münir Özkul: İnşallah Efendim, çok teşekkür ederim…

Vehbi Vakkasoğlu: Ben sizdeki bu değişmeyi sormak istiyorum. Niçin değişmek istediniz? Bunu gerektiren huzursuzluklarınız, bunalımlarınız dertleriniz nelerdi?

Münir Özkul: Huzursuzluk, tek kelimeyle inançsızlıkta. Çünkü inanacak hiçbir şeyim yoktu. Ben o zamanlar bugün inandığım şeyleri inkar etmek istiyordum. Çünkü, yine o zamanlar bize şöyle telkinler yapılıyordu: “Müsbet kafalı olun. Görmediğiniz şeylere inanmayın. Herkesin kafası ve bilinci var. Bunun için de anlamadığınız şeye inanmayın.” Sonra ilkokul sıralarında da bu telkinleri destekleyen icraatlar yapıldı. Tam hatırlamıyorum, camiler mi kapatıldı, namaz mı yasaklandı, bir şeyler oldu yani… Ya da o zamanki biz gençlere mi öyle geldi bilemiyorum. Bütün bunların sonunda bizim kafamıza sokulan temel fikir şöyle oldu: Dindarlık ve inanç sahibi olmak gericiliktir. İnançsızlık ise ilericiliktir. Bu da ne demektir pek derinlemesine anlamamıştık ama içimizde beliren sonuç yorum oldu. Bunun tesiriyle hepimiz yavaş yavaş o yönde ve anlayışta yetiştik. Ve beni KÜÇÜK SAHNE’de tiyatro oyuncusu iken, bilinçli olarak “hiçbir şeye inanmıyorum” dedim. (1961) Ve böyle demeyi de, babamı geçmek zannettim. Somut olarak bunu buldum.
“İnandığım her şeyi inkar etmek istiyordum”Vehbi Vakkasoğlu: Münir Bey, içinde bulunduğunuz, inanç, fikir ve anlayış değişmesi bizi çok sevindirdi. İnşaallah hayatınız da yansıyacak olan bu iç değişmesi devam edecek ve tamamlanacaktır.Münir Özkul: İnşallah Efendim, çok teşekkür ederim…Vehbi Vakkasoğlu: Ben sizdeki bu değişmeyi sormak istiyorum. Niçin değişmek istediniz? Bunu gerektiren huzursuzluklarınız, bunalımlarınız dertleriniz nelerdi?Münir Özkul: Huzursuzluk, tek kelimeyle inançsızlıkta. Çünkü inanacak hiçbir şeyim yoktu. Ben o zamanlar bugün inandığım şeyleri inkar etmek istiyordum. Çünkü, yine o zamanlar bize şöyle telkinler yapılıyordu: “Müsbet kafalı olun. Görmediğiniz şeylere inanmayın. Herkesin kafası ve bilinci var. Bunun için de anlamadığınız şeye inanmayın.” Sonra ilkokul sıralarında da bu telkinleri destekleyen icraatlar yapıldı. Tam hatırlamıyorum, camiler mi kapatıldı, namaz mı yasaklandı, bir şeyler oldu yani… Ya da o zamanki biz gençlere mi öyle geldi bilemiyorum. Bütün bunların sonunda bizim kafamıza sokulan temel fikir şöyle oldu: Dindarlık ve inanç sahibi olmak gericiliktir. İnançsızlık ise ilericiliktir. Bu da ne demektir pek derinlemesine anlamamıştık ama içimizde beliren sonuç yorum oldu. Bunun tesiriyle hepimiz yavaş yavaş o yönde ve anlayışta yetiştik. Ve beni KÜÇÜK SAHNE’de tiyatro oyuncusu iken, bilinçli olarak “hiçbir şeye inanmıyorum” dedim. (1961) Ve böyle demeyi de, babamı geçmek zannettim. Somut olarak bunu buldum.
“Bir sene bu mesleği, her şey bırakmak ve sadece ibadet yapmak istiyorum”
Vehbi Vakkasoğlu: Öyleyse, babanız o zaman sizin için dini temsil ediyordu.

Münir Özkul: Tabii, dindardı ve hatta mutasavvıf bir adamdı. Kendisi beş vakit namazlı bir insan olduğu halde bir gün bana sen kıl dememiştir. Ya da, içki içme dememiştir.

"Sözümona abdest alırdım"


Kendisinin ilgilendiği konularla benim de ilgilenmem için baskı yapmamıştır. Yani çok ileri kafalı bir adamdı babam. Ancak, 40 sene de geçse, insan aslına dönüyor. Hatta aslından büsbütün kopamıyor. Mesela hiç unutmam, inkara düşmeden önce Küçük Sahne’nin tuvaletlerinde yüzüme gözüme, elbiseme üç kere sular sıçratarak sözümona abdest alırdım. Bilhassa zor oyunlarda, sıkıştığım sırada nefesim kesilip tâkatım kalmadığı zamanlarda, içimden, ta derinlerden “Allllahhh!” diye bir ses gelir de ben oyunu alıp götürürdüm…

Hatta bunlara benzer şeyler, daha sonra inkar ettiğim zamanlarda da oldu. Neyi inkar ediyorsun zaten… İşte, saçmalık ve çocukça bir kafa.
“Bir sene bu mesleği, her şey bırakmak ve sadece ibadet yapmak istiyorum”Vehbi Vakkasoğlu: Öyleyse, babanız o zaman sizin için dini temsil ediyordu.Münir Özkul: Tabii, dindardı ve hatta mutasavvıf bir adamdı. Kendisi beş vakit namazlı bir insan olduğu halde bir gün bana sen kıl dememiştir. Ya da, içki içme dememiştir."Sözümona abdest alırdım"Kendisinin ilgilendiği konularla benim de ilgilenmem için baskı yapmamıştır. Yani çok ileri kafalı bir adamdı babam. Ancak, 40 sene de geçse, insan aslına dönüyor. Hatta aslından büsbütün kopamıyor. Mesela hiç unutmam, inkara düşmeden önce Küçük Sahne’nin tuvaletlerinde yüzüme gözüme, elbiseme üç kere sular sıçratarak sözümona abdest alırdım. Bilhassa zor oyunlarda, sıkıştığım sırada nefesim kesilip tâkatım kalmadığı zamanlarda, içimden, ta derinlerden “Allllahhh!” diye bir ses gelir de ben oyunu alıp götürürdüm…Hatta bunlara benzer şeyler, daha sonra inkar ettiğim zamanlarda da oldu. Neyi inkar ediyorsun zaten… İşte, saçmalık ve çocukça bir kafa.
Ben o dönemlerden sonrasını bir karanlık olarak nitelendiriyorum. İçkiler, bunalımlar ve hayatım kapkaranlık… Hiçbir ışık ve ümit yok… Ne şöhret, ne para ne diğer zevkler hiçbiri beni ilgilendirmiyordu. Ulaştığım hiçbir şey, huzur ve doyum vermiyordu. Psikolojik ve şahsi etkenlerin de rolü olmakla beraber, hep devam eden bir kapkaranlık bunalım devresi… Ve müthiş bir boşluk… Sonradan eski yola dönmek isteyince, rüyalar görürüm, sesler duyarım. Hep böyle masalımsı bir hayat yaşarım. Zaten genelde de duygusal bir insanım. Babamla riyamda konuşuyorum, filan… Şimdi ise, aşrı bir şekilde dine hatta şekle dönmek geliyor içimden…. Çünkü her şeye rağmen bu yaşımda, o kadar kimsenin yapmayacağı dozda her zehirli şeyi kullandığım halde, vücuduma bir şey olamaması, hala sağlam oluşu, Allah’ın bir lütfu gibi geliyor bana. Artık O’nun yolundayım, bir sene bu mesleği, her şey bırakmak ve sadece ibadet yapmak istiyorum. Diyecekler ki benim için: “Biliyor musunuz, Münir gene oynatmış falan filan…” Anlayacağınız çevremden çekiniyorum. Desinler. Ben on küsur defa tımarhaneye girdim. Bunlar çok söylendi benim için. Korkunç bir raporumun da olduğunu söylemek istiyorum. Gerçi Ramazan’daki mübarek günlerden sonra bir sene inşaallah, sadece düşünmek ve ibadet etmek ve çok mecbur olmadıkça çalışmamak istiyorum.

Hani jübile diye bir tabir vardır. O neymiş biliyor musunuz? Bu bir eski Yahudi adetiymiş… Bir insan 50 yaşına gelince, çevresi dermiş ki: “dur, sen çok yoruldun. Bu hayat yolunda doğru mı yapıyorsun, yanlış mı, sen çekil bir sene düşün! Hayatının muhasebesini yap!”

Bu gayeyle kenara çekilen o insan, hiç çalışmazmış ve konu komşusunun getirdikleriyle yaşarmış. İşte, jübiledeki yardım da bu anlama geliyor. Adam bir sene düşünür ve sonunda ya başka bir işe atlarmış, ya da mesleğine devam edermiş… İşte, ben de böyle bir şey yapmak ihtiyacındayım.

Bir başka şey daha var. Benim annem ve babam bu mesleğe girmemi hiçbir zaman istemdiler. Gariptir ama, annem paşa olmamı istiyordu. Ben de bu hevesteydim ve küçükten beri, “peki, paşa olacağım, paşa olacağım” diyordum. Sonraları aktör olunca, annemi pek zor da olsa ikna ettim ama, yüzündeki o üzüntü ifadeleri ve hüzün, hâlâ gözümün önünden gitmez. Mesleğimde başarı gösterip annemi memnun edecektim. Yani onu gönülden razı edip, bu işi yapacaktım. Fakat annem, sahneye çıkışımdan bir ay sonra öldü.

Aslında aktörlük meslek değildir, meşreptir. Ben, bir mesleğim olsun istiyordum. Mesela, bir dükkan açayım, orada bir işi yapayım, bu da yedek iş gibi olsun diyordum. Eskiler böyle yaparlarmış. Ben de onlar gibi düşünüyorum. Tabii gerçekleştirebilirsem, o bir sene ibadetten sonra ne olacağını henüz kestiremiyorum. Fakat böyle düşünceler içindeyim.
Ben o dönemlerden sonrasını bir karanlık olarak nitelendiriyorum. İçkiler, bunalımlar ve hayatım kapkaranlık… Hiçbir ışık ve ümit yok… Ne şöhret, ne para ne diğer zevkler hiçbiri beni ilgilendirmiyordu. Ulaştığım hiçbir şey, huzur ve doyum vermiyordu. Psikolojik ve şahsi etkenlerin de rolü olmakla beraber, hep devam eden bir kapkaranlık bunalım devresi… Ve müthiş bir boşluk… Sonradan eski yola dönmek isteyince, rüyalar görürüm, sesler duyarım. Hep böyle masalımsı bir hayat yaşarım. Zaten genelde de duygusal bir insanım. Babamla riyamda konuşuyorum, filan… Şimdi ise, aşrı bir şekilde dine hatta şekle dönmek geliyor içimden…. Çünkü her şeye rağmen bu yaşımda, o kadar kimsenin yapmayacağı dozda her zehirli şeyi kullandığım halde, vücuduma bir şey olamaması, hala sağlam oluşu, Allah’ın bir lütfu gibi geliyor bana. Artık O’nun yolundayım, bir sene bu mesleği, her şey bırakmak ve sadece ibadet yapmak istiyorum. Diyecekler ki benim için: “Biliyor musunuz, Münir gene oynatmış falan filan…” Anlayacağınız çevremden çekiniyorum. Desinler. Ben on küsur defa tımarhaneye girdim. Bunlar çok söylendi benim için. Korkunç bir raporumun da olduğunu söylemek istiyorum. Gerçi Ramazan’daki mübarek günlerden sonra bir sene inşaallah, sadece düşünmek ve ibadet etmek ve çok mecbur olmadıkça çalışmamak istiyorum.Hani jübile diye bir tabir vardır. O neymiş biliyor musunuz? Bu bir eski Yahudi adetiymiş… Bir insan 50 yaşına gelince, çevresi dermiş ki: “dur, sen çok yoruldun. Bu hayat yolunda doğru mı yapıyorsun, yanlış mı, sen çekil bir sene düşün! Hayatının muhasebesini yap!”Bu gayeyle kenara çekilen o insan, hiç çalışmazmış ve konu komşusunun getirdikleriyle yaşarmış. İşte, jübiledeki yardım da bu anlama geliyor. Adam bir sene düşünür ve sonunda ya başka bir işe atlarmış, ya da mesleğine devam edermiş… İşte, ben de böyle bir şey yapmak ihtiyacındayım.Bir başka şey daha var. Benim annem ve babam bu mesleğe girmemi hiçbir zaman istemdiler. Gariptir ama, annem paşa olmamı istiyordu. Ben de bu hevesteydim ve küçükten beri, “peki, paşa olacağım, paşa olacağım” diyordum. Sonraları aktör olunca, annemi pek zor da olsa ikna ettim ama, yüzündeki o üzüntü ifadeleri ve hüzün, hâlâ gözümün önünden gitmez. Mesleğimde başarı gösterip annemi memnun edecektim. Yani onu gönülden razı edip, bu işi yapacaktım. Fakat annem, sahneye çıkışımdan bir ay sonra öldü.Aslında aktörlük meslek değildir, meşreptir. Ben, bir mesleğim olsun istiyordum. Mesela, bir dükkan açayım, orada bir işi yapayım, bu da yedek iş gibi olsun diyordum. Eskiler böyle yaparlarmış. Ben de onlar gibi düşünüyorum. Tabii gerçekleştirebilirsem, o bir sene ibadetten sonra ne olacağını henüz kestiremiyorum. Fakat böyle düşünceler içindeyim.
Vehbi Vakkasoğlu: Efendim, inşaallah çok güzel şeyler olacaktır.

Münir Özkul: İnşaallah efendim.

Vehbi Vakkasoğlu: Münir Bey, benim çok dikkatimi çekti. Çevre üzerinde çok durdunuz. Hele hele sanat çevresi…
Vehbi Vakkasoğlu: Efendim, inşaallah çok güzel şeyler olacaktır.Münir Özkul: İnşaallah efendim.Vehbi Vakkasoğlu: Münir Bey, benim çok dikkatimi çekti. Çevre üzerinde çok durdunuz. Hele hele sanat çevresi…
“Hiçbir zaman Batılı olamayacağız”
Münir Özkul: Evet, sanat çevresi, büyük şehir çevresi…

Vehbi Vakkasoğlu: Bunların tesirlerini nasıl buluyorsunuz insan üzerinde. Özellikle bizim İstanbul gibi, ne batılı, ne doğulu olan karışık çevrelerin tesirlerini nasıl açıklarsınız?

Münir Özkul: Aman efendim, nasıl açıklayabilirim. Bu tesirler maalesef berbat bir şekilde ortaya çıkıyor. İnsanda ne rahat, ne de huzur kalıyor…

Bu düzen oradaki Türkleri sıkıyor
Biliyorsunuz yeni Almanya’dan geldim. Ben, Amerika hariç, bu kadar düzenli, bu kadar sistemli bir ülke düşünemiyorum. Aslında sevmeyerek gittim ama iki aydan fazla bir zaman kalmak zorunda olunca, çevreyi tetkik etme imkanı buldum. İşte bu düzen, oradaki Türkleri sıkıyor. Hiçbiri oradan memnun değil. Dünyanın en zengin ve en ileri memleketlerinden biri bile, onları sıkıyorsa, düşünmek gerekir. Demek ki biz, hiçbir zaman Batılı olamayacağız. Zaten biz, adı üstünde gerçek doğulu değil miyiz? Benim fikrim, hiçbir zaman Batılı olamayacağımız şeklindedir. Ancak, belki bir sentez düşünülebilir. İkisini Doğu-Batı sentezi şeklinde birleştirip bir neticeye gidebilirsek, belki olur. Tabii bu da bir süreç, bir zaman meselesi yani…
“Hiçbir zaman Batılı olamayacağız”Münir Özkul: Evet, sanat çevresi, büyük şehir çevresi…Vehbi Vakkasoğlu: Bunların tesirlerini nasıl buluyorsunuz insan üzerinde. Özellikle bizim İstanbul gibi, ne batılı, ne doğulu olan karışık çevrelerin tesirlerini nasıl açıklarsınız?Münir Özkul: Aman efendim, nasıl açıklayabilirim. Bu tesirler maalesef berbat bir şekilde ortaya çıkıyor. İnsanda ne rahat, ne de huzur kalıyor…Bu düzen oradaki Türkleri sıkıyorBiliyorsunuz yeni Almanya’dan geldim. Ben, Amerika hariç, bu kadar düzenli, bu kadar sistemli bir ülke düşünemiyorum. Aslında sevmeyerek gittim ama iki aydan fazla bir zaman kalmak zorunda olunca, çevreyi tetkik etme imkanı buldum. İşte bu düzen, oradaki Türkleri sıkıyor. Hiçbiri oradan memnun değil. Dünyanın en zengin ve en ileri memleketlerinden biri bile, onları sıkıyorsa, düşünmek gerekir. Demek ki biz, hiçbir zaman Batılı olamayacağız. Zaten biz, adı üstünde gerçek doğulu değil miyiz? Benim fikrim, hiçbir zaman Batılı olamayacağımız şeklindedir. Ancak, belki bir sentez düşünülebilir. İkisini Doğu-Batı sentezi şeklinde birleştirip bir neticeye gidebilirsek, belki olur. Tabii bu da bir süreç, bir zaman meselesi yani…
“Bütün hayatım boyunca aradığım şey Allah inancıydı”

Vehbi Vakkasoğlu: Efendim, içinizde duyduğunuz Allah inancından, ondan mahrumken duymadığınız neleri duydunuz. Size nasıl bir his verdi Allah’a iman etmek?

Münir Özkul: Allah inanç ve duygusu her zaman aynı güçte duyulamıyor.

Sapıkça şeyler yaparım diye korkuyorum
Bir de şundan korkuyorum. İçki dedim, sonuna kadar gittim, tadını kaçırdım. Tiyatro dedim o da öyle… Şimdi de Allah diyorum. Benim için, bunun da sonuna kadar olmaması imkânsız. Acaba o zaman ne yaparım. Bunda da aşırı gidip sapıkça şeyler yaparım diye korkuyorum. Bu de beni biraz frenliyor. Ancak, o duyguyu, Allah inancını içinde hissettiğim zaman sonsuz bir huzurla beraber, sonsuz bir güç buluyorum. Bunların neticesi olarak da tarifsiz bir güven duygusu içimi kaplıyor. Aslında benim bütün hayatım boyunca daima aradığım şey bu imiş.. Anlatamam nasıl bir zevk veren duylar bunlar… Bunları da eşimle beraber konuşuyoruz ve buluyoruz. Bu yolda onun büyük yardımlarını desteğini ve teşviğini gördüğümü söylemeliyim.

Vehbi Vakkasoğlu: Efendim, değerli eşinizi de bu rolünden dolayı candan tebrik ederim. Bu arada şunu da ifade etmek isterim: Siz sanatçı kişiliğiniz ve bunca kültür birikiminizle, Allah inancına da ilmi açıdan bakmalısınız. Böyle yapabildiğiniz ölçüde Allah’a bağlılık ve imandan ne kadar ileri giderseniz gidiniz, ölçülü ve dengeli kalabilirsiniz.
“Bütün hayatım boyunca aradığım şey Allah inancıydı”Vehbi Vakkasoğlu: Efendim, içinizde duyduğunuz Allah inancından, ondan mahrumken duymadığınız neleri duydunuz. Size nasıl bir his verdi Allah’a iman etmek?Münir Özkul: Allah inanç ve duygusu her zaman aynı güçte duyulamıyor.Sapıkça şeyler yaparım diye korkuyorumBir de şundan korkuyorum. İçki dedim, sonuna kadar gittim, tadını kaçırdım. Tiyatro dedim o da öyle… Şimdi de Allah diyorum. Benim için, bunun da sonuna kadar olmaması imkânsız. Acaba o zaman ne yaparım. Bunda da aşırı gidip sapıkça şeyler yaparım diye korkuyorum. Bu de beni biraz frenliyor. Ancak, o duyguyu, Allah inancını içinde hissettiğim zaman sonsuz bir huzurla beraber, sonsuz bir güç buluyorum. Bunların neticesi olarak da tarifsiz bir güven duygusu içimi kaplıyor. Aslında benim bütün hayatım boyunca daima aradığım şey bu imiş.. Anlatamam nasıl bir zevk veren duylar bunlar… Bunları da eşimle beraber konuşuyoruz ve buluyoruz. Bu yolda onun büyük yardımlarını desteğini ve teşviğini gördüğümü söylemeliyim.Vehbi Vakkasoğlu: Efendim, değerli eşinizi de bu rolünden dolayı candan tebrik ederim. Bu arada şunu da ifade etmek isterim: Siz sanatçı kişiliğiniz ve bunca kültür birikiminizle, Allah inancına da ilmi açıdan bakmalısınız. Böyle yapabildiğiniz ölçüde Allah’a bağlılık ve imandan ne kadar ileri giderseniz gidiniz, ölçülü ve dengeli kalabilirsiniz.
“Secdeyi çok seviyorum”

Münir bey devam ediyor... “Secde sırasında, başımı eğince galiba kan da başa geliyor, ve insanda bir küçülme, bir teslimiyet, bir mahviyet doğuyor… Bu bakımdan ben de secdeyi çok seviyorum.”

Vehbi Vakkasoğlu: Efendim sizin de katıldığınız üzere secde, teslimiyetin en bariz ifadesi oluyor. Biraz da insanın egosu eziliyor. Bir üstünlüğe teslim olmanın zevkini duyuyorsunuz. İnsan olarak yalnızlıktan kurtuluyor ve Allah’a bağlandığınızı ilan ediyorsunuz.

Münir Özkul: Ama bakınız ego dediniz. Bu tür tabirler hep Batı tesirinden gelen şeyler. Batı’nın önemli bir yanını temsil eden FROYD doktrinin altında, sanki gizli bir peygamberlik iddiası yatıyor gibi intiba bırakıyor. Çünkü, Froyd’u komple olarak da biraz biliyorum. Eski inkar zamanlarımda iki buçuk sene psiko-analiz yaptırdım.

O zamanlar, kalp durdu mu, öteki böceklerin, akreplerin işidir, her şey bitmiştir sanıyordum. Halbuki çocukluk günlerimden kalan Cennet, Cehennem gibi başka duygular başka alemler vardı. Onların hepsi silinip gitti, zannediyorum. Ama şimdi anlıyorum ki kesilmemiş.
“Secdeyi çok seviyorum”Münir bey devam ediyor... “Secde sırasında, başımı eğince galiba kan da başa geliyor, ve insanda bir küçülme, bir teslimiyet, bir mahviyet doğuyor… Bu bakımdan ben de secdeyi çok seviyorum.”Vehbi Vakkasoğlu: Efendim sizin de katıldığınız üzere secde, teslimiyetin en bariz ifadesi oluyor. Biraz da insanın egosu eziliyor. Bir üstünlüğe teslim olmanın zevkini duyuyorsunuz. İnsan olarak yalnızlıktan kurtuluyor ve Allah’a bağlandığınızı ilan ediyorsunuz.Münir Özkul: Ama bakınız ego dediniz. Bu tür tabirler hep Batı tesirinden gelen şeyler. Batı’nın önemli bir yanını temsil eden FROYD doktrinin altında, sanki gizli bir peygamberlik iddiası yatıyor gibi intiba bırakıyor. Çünkü, Froyd’u komple olarak da biraz biliyorum. Eski inkar zamanlarımda iki buçuk sene psiko-analiz yaptırdım.O zamanlar, kalp durdu mu, öteki böceklerin, akreplerin işidir, her şey bitmiştir sanıyordum. Halbuki çocukluk günlerimden kalan Cennet, Cehennem gibi başka duygular başka alemler vardı. Onların hepsi silinip gitti, zannediyorum. Ama şimdi anlıyorum ki kesilmemiş.
“Şeyh Nurullah Cuma vaazında beni anlattı”

Vehbi Vakkasoğlu: Demek ki farkına varmadığınız biçimde devam etmiş.

Münir Özkul: Evet, öyle... Bir ara Merkezefendi’ye Dergah’a gitmiştim. Çünkü, 30 sene evvel de geçirdiğim krizler ve sarsıntılar sonucu Allah’a ihtiyaç duymuştum.


O zaman 86 yaşındaki Merkezefendi’nin Şeyhi Nurullah Bey, geçen gün yine ziyaret ettim, meğer 100 yaşında vefat etmiş. Nurullah Efendi, bana “gel bu Cuma vaazımı dinle. Senden de bahsedeceğim” dedi. Gerçekten de benden bahsetti. Şöyle dedi: Öyle insanlar vardır ki, dünyanın makbul sayılan bütün nimetleri içinde yüzerken yine de tatmin olmuyorlar, başka bir gerçek arıyorlar ve Yüce bir güce sığınmak istiyorlar.

Alkol durumumu bilerek söylüyordu
Bunlar vaktiyle yaptıklarından üzülmesinler. Çünkü, onların yetiştiği zamandaki eğitim öyleydi… Yani eğitimin yanlışlığı vardı. İkincisi de, bunlar bizce daha makbuldür. Çünkü biz, bunlara şaraptan dönme sirke deriz. Nurullah Efendi’nin o lafı da çok hoşuma gitmişti. Zira bu sözü, benim alkol durumumu da bilerek söylüyordu.

Biz bu konuşmayı yaparken yan taraftaki odandan Münir Bey’in de rol alacağı Orta Oyunun prova sesleri geliyordu. Sohbetimizi, bu provayı Münir Bey adına bölerek yapabiliştik. Ama, Fındıklı Parkı’na doğru inerken, ben, hayat oyununun en önemli dönemecinde gördüğüm ÖZKUL’lara, özden kul olabilmek yolunda kolaylıklar nasip etmesini Allah’tan dilemekteydim. Allah, onlara ve hepimize öz kulu olmamızı nasip etsin.
“Şeyh Nurullah Cuma vaazında beni anlattı”Vehbi Vakkasoğlu: Demek ki farkına varmadığınız biçimde devam etmiş.Münir Özkul: Evet, öyle... Bir ara Merkezefendi’ye Dergah’a gitmiştim. Çünkü, 30 sene evvel de geçirdiğim krizler ve sarsıntılar sonucu Allah’a ihtiyaç duymuştum.O zaman 86 yaşındaki Merkezefendi’nin Şeyhi Nurullah Bey, geçen gün yine ziyaret ettim, meğer 100 yaşında vefat etmiş. Nurullah Efendi, bana “gel bu Cuma vaazımı dinle. Senden de bahsedeceğim” dedi. Gerçekten de benden bahsetti. Şöyle dedi: Öyle insanlar vardır ki, dünyanın makbul sayılan bütün nimetleri içinde yüzerken yine de tatmin olmuyorlar, başka bir gerçek arıyorlar ve Yüce bir güce sığınmak istiyorlar.Alkol durumumu bilerek söylüyorduBunlar vaktiyle yaptıklarından üzülmesinler. Çünkü, onların yetiştiği zamandaki eğitim öyleydi… Yani eğitimin yanlışlığı vardı. İkincisi de, bunlar bizce daha makbuldür. Çünkü biz, bunlara şaraptan dönme sirke deriz. Nurullah Efendi’nin o lafı da çok hoşuma gitmişti. Zira bu sözü, benim alkol durumumu da bilerek söylüyordu.Biz bu konuşmayı yaparken yan taraftaki odandan Münir Bey’in de rol alacağı Orta Oyunun prova sesleri geliyordu. Sohbetimizi, bu provayı Münir Bey adına bölerek yapabiliştik. Ama, Fındıklı Parkı’na doğru inerken, ben, hayat oyununun en önemli dönemecinde gördüğüm ÖZKUL’lara, özden kul olabilmek yolunda kolaylıklar nasip etmesini Allah’tan dilemekteydim. Allah, onlara ve hepimize öz kulu olmamızı nasip etsin.
Başlıklar :Münir Özkul
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026