Çekirge Kur’an’da geçiyor mu?
12:04, 23/07/2026, Perşembe
Yeni Şafak

Çekirge Kur’an’da geçiyor mu sorusu, Kur’an’da geçen çekirge ayetlerini merak edenlerin araştırdığı konular arasında yer alıyor. Kur’an-ı Kerim’de çekirgeden iki ayette söz edilir. A‘râf Suresi’nin 133. ayetinde çekirge, Firavun ve kavmine gönderilen ibret verici felaketlerden biri olarak anlatılır. Kamer Suresi’nin 7. ayetinde ise insanların kıyamet günü kabirlerinden çıkışları, her tarafa yayılan çekirgelere benzetilir. Böylece çekirge Kur’an’da hem ilahi bir uyarı ve azap unsuru hem de kıyamet sahnesini tasvir eden güçlü bir benzetme olarak yer alır.
Çekirge Kur'an-ı Kerim'de geçen hayvanlar arasında yer almaktadır. Kur'an'da çekirge iki farklı bağlamda anılır: İlki, A'râf Suresi 133. ayette, Hz. Musa döneminde davete ve uyarılara uymayan Firavun ile kavmine ilahi bir ikaz ve felaket olarak gönderilen mucizeler arasında "çekirge musibeti/istilası" şeklinde geçer. İkincisi ise Kamer Suresi 7. ayette, kıyamet günü insanların mahşer alanında kabirlerinden kalkıp fırlayışları ve kalabalık haldeki şaşkın çırpınışları "etrafa yayılmış çekirge sürüsüne" benzetilerek tasvir edilir.

A‘râf Suresi’nin 132. ve 133. ayetleri

A‘râf Suresi’nin 132. ve 133. ayetin tefsiri
Daha önce (130. âyette), kuraklık sıkıntısından söz edilmişti. Anlaşıldığına göre bu bir ilk uyarıydı. Ne var ki Firavun ve çevresi, bundan ders alacakları yerde, inkâr ve inatlarını daha da pekiştirdiler; bu uğurda bütün sıkıntılara katlanmaya hazır olduklarını açıklayarak âdeta Allah’a karşı meydan okudular. Yüce Allah da onları 133. âyette özetle bildirilen felâketlere mâruz bıraktı.
Kur’an-ı Kerîm’de Firavun ve Mısırlılar’ın inkârları, İsrâiloğulları’na karşı haksız tutumları ve onları serbest bırakmamaktaki ısrarları yüzünden başlarına türlü felâketler geldiği özetle anlatılmış; ibret alınması için bu kadarı yeterli görülmüştür. Tevrat’ta ise, Firavun’u İsrâiloğulları’nı serbest bırakmaya mecbur etmek için, daha çok Hârûn’un değneği vasıtasıyla gerçekleştirilen ve İsrâiloğulları’na isabet etmeyen çeşitli felâket mûcizelerinin gerçekleştirildiği bildirilmiştir. Mısırlılar’ın hayat damarları olan Nil sularının kana dönüştürülmesi, bütün ülkenin ve evlerin kurbağalarla dolup taşması, önce tatarcık, ardından at sineği (kımıl) istilası, hayvanların kırılması, insanların ve hayvanların vücutlarını çıban kaplaması, dolu felâketiyle dağdaki insanların ve önceki felâketlerden artakalan hayvanların kırılması, büyük bir çekirge sürüsünün yeri göğü kaplaması şeklinde sıralanan mûcizelerden hiçbiri Firavun’u yola getirmeye yetmemiş; o, her felâket vuku bulduğunda, Mûsâ’ya kendilerini bu felâketten kurtarması halinde İsrâiloğulları’nı serbest bırakacağına dair söz vermiş; fakat felâket geçince sözünden dönmüştür. Nihayet “Rab, ... Mısır diyarında bütün ilk doğanları vurdu... Ve Mısır’da büyük feryat vardı; çünkü içinde ölü olmayan bir ev yoktu.” Artık bu son felâket üzerine Firavun, erkeklerinin sayısı 600.000’i bulan İsrâiloğulları’nın 400 yıldır kalmakta oldukları Mısır’dan çıkmalarına izin verdi (Çıkış, 5-12).

