Avrupa ışığı Türkiye’de arıyor

Ahmet Özay
04:004/05/2026, Pazartesi
G: 4/05/2026, Pazartesi
Yeni Şafak
Ursula von der Leyen / İngiltere Kralı 3. Charles, Başkan Donald Trump’a hediyesini sunarken, 
"Bize ulaşmanız gerekirse, sadece çanı çalın" dedi.
Ursula von der Leyen / İngiltere Kralı 3. Charles, Başkan Donald Trump’a hediyesini sunarken, "Bize ulaşmanız gerekirse, sadece çanı çalın" dedi.

Alman siyasetçi Leyen, Hamburg’dan Türkiye’ye sallayadursun, siyasi gelişmeler hiç de öyle AB Başkanı’nı doğrular yönde değil. Başbakan Merz’in geçtiğimiz yıl Türkiye ziyaretinde “Türkiye’nin lojistik altyapısının değişimine katkıda bulunacağız” sözleri, 2026 yıl sonuna kadar “Hicaz Demiryolu’nun” hayata geçirilmeye başlanması ile vücut bulacak. Fransa, Avrupa’nın yalnız kurdu rolünü kendisine layık görse de kıtanın güvenlik mimarisinin sıklet noktası İngiltere, Almanya, Polonya üçgeni. Önemli olan Türk kamuoyunun kendi dinamikleri ile siyasi gelişmeleri bütünsel olarak okuması, toplumu Avrupa’da marjinalleşmiş odakların etkisinden uzak bir sağduyu ile aydınlatması.

Hamburg’da Die Zeit gazetesinin 80. kuruluş yıl dönümü etkinliği. Alman liberalizminin sesi yayın organının doğum günü. Bu anlamlı gün, Türkiye ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen arasında bir krize dönüştü. Almanya elitlerinin katıldığı siyasi forum, Alman politikacının “gafı” ile siyasi gündemin merkezine oturdu.

Von der Leyen, AB’nin bütünleşmesi içerikli konuşmasında “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük düşünmeliyiz” ifadesine yer verdi. “Büyük lokma yut, büyük söz söyleme” misali bir konuşma oldu.

Leyen “gaf” yapsa da Avrupalı yeni nesil siyasilerin çoğunluğu, Merkel döneminin muhafazakâr söyleminden kurtulmuş durumdalar.

Eski Alman Savunma Bakanı da olan Leyen, Helmut Kohl silsilesinden, Angela Merkel döneminden kalma siyasi bir figür. Merkel’in de “kankası.” Aslında Avrupa’nın; Rus enerjisi, Çin’in ucuz üretimi ve Amerika’nın güvenlik şemsiyesi altında yaşadığı dönemin bittiğini vurgulamak istedi. İçgüdüsüne yerleşmiş anti-Türkiye enerjisi ve Almanya mahfillerine egemen Türkiye söylemi, Avrupa’nın hayrına olmayan bir ifadeye imza atmasına neden oldu.

OTUZ YILLIK KLİŞE

Türkiye’nin Ukrayna ile birlikte Avrupa kurumları dışında tutulması fikri 30 yıllık bir maziye sahip. Die Zeit gazetesinde eski Başbakan Helmut Schmidt tarafından Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bugüne kadar zaten savunuluyor.

Peki, 30 yıldır tekrarlanan bu klişe neden şimdi tepki çekiyor?

İki ülkenin birlikte dışarıda tutulmasının artık Avrupa’nın canını yakan bir bedeli var.

Ursula von der Leyen üzerine bir kurgu oluştursak da Türk yorumcuların ekseriyetinden farklı bir değerlendirme yapmak daha gerçekçi. Konu AB, NATO, Türkiye ekseninde, olumsuz mazi referans alınarak analiz ediliyor. Fransa ve Yunanistan tezleri yerli kamuoyunda korkuya dönüştürülüyor.

Amerika, İngiltere, Almanya ve Rusya’nın, hatta Çin ile Japonya’nın savunma stratejileri alanındaki gelecek tasarımları ile ilişki gözden kaçırılıyor.

Türkiye’nin Avrupa’nın kararsızlık sürecinde, Ukrayna millî mücadelesine can suyu olduğu, Karabağ’ı Batı emperyalizminin elinden çekip aldığı, Somali üzerinden Hint Okyanusu’nun önemli mevkiinde alan hâkimiyeti oluşturduğu, Libya’da Yunanistan kartını yırtıp attığı, Suriye’de Atatürk’ün görmeye ömrünün vefa etmediği Hatay sürecini sürdürdüğünü AB ve NATO uzmanı Türk yorumcular seslendirmiyor.

Oysa, Türkiye’nin Rusya ve Çin ile aynı cümlede sayılması sadece nezaket zaviyesinden değerlendirilebilir mi?

2017 yılından bu yana Almanya’da devlet belgelerinde Türkiye’nin Rusya ve Çin ile yan yana dizildiği bizler için malum. Hatta bu bir üçlemeye Kuzey Kore de ekleniyor. Emin olun. Yakın geleceği Avrupalı liderlerin tarih metinlerini referans alan “dogmatik zihniyet” belirlemeyecek.

Bu dogmatik zihniyete en şık uyarı, reel politikanın merkezi, İngiliz monarşisinden geliyor.

TRUMP’IN ÇANI

Bırakalım, Alman siyasetçi Leyen, Hamburg’dan Türkiye’ye sallayadursun… Siyasi gelişmeler hiç de öyle AB Başkanı’nı doğrular yönde değil. Türkiye’de olduğu kadar Avrupa’da da tepkilere neden olan sözler, NATO Genel Sekreteri Rutte’nin Ankara’da Erdoğan, Hakan Fidan ve Yaşar Güler ile görüşmeleri ile eş zamanlı basına yansıtılıyor.

“NATO Genel Sekreteri Ankara’da Türkiye ile stratejik toplantı yaparken AB cephesinde Türkiye’yi Rusya-Çin ile anmak çelişkili görüntü verdi” yorumlarına yol açıyor.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin Ankara ziyaretini İngiltere-Türkiye Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi izliyor. Birleşik Krallık ile Türkiye arasında 23 Nisan günü klasik savunma anlaşmasından daha kapsamlı bir siyasi-ekonomik çerçeve anlaşması kabul ediliyor. Alman politikacı, Türkiye’yi düşman ülkeler ile birlikte ansa da İngiltere Eurofighter uçaklarının Türkiye’ye teslimini onaylayarak, kıta Avrupa’sını devre dışı bırakıyor, Türkiye ile özel eksen oluşturuyor.

İngiltere-Türkiye ortaklık antlaşmasının Kral Charles’ın Amerika ziyareti öncesinde imzalanması da dikkate şayan. Donald Trump ile Kral Charles arasındaki temaslar, İngiliz siyasetini Avrupa’da hissedilir hâle getiriyor.

Taşralı Alman bir ailenin torunu olan Trump’ın “Biz olmasak, şu anda hepiniz Almanca konuşuyor olurdunuz…” sözlerine Kral Charles “Biz olmasak, siz de Fransızca konuşuyor olurdunuz” diyerek, tarihsel bir denge hatırlatması yapıyor. İngiliz Kral bir cümle ile sadece Amerika’yı değil, aynı zamanda Almanya’yı ve Fransa’yı da 12’den hedef alıyor.

Önümüzdeki sürecin en sembolik anlarından biri Charles’ın Trump’a sunduğu hediye ile verilen mesajda saklı. Japonya’ya karşı görev yapmış, II. Dünya Savaşı dönemi İngiliz denizaltısı ‘HMS Trump’ın orijinal çanı, Başkan Trump’a takdim ediliyor. Üzerinde “Trump1944” ibaresi bulunan bu askerî sembol, Trump’a sunulurken Charles’ın “İhtiyacınız olduğunda çanı çalmanız yeterli” sözü, İngiltere’nin dünya hiyerarşisinde kendisini nasıl konumlandırdığını açıkça ortaya koyuyor.

BRÜKSEL’DEN TEPKİ VAR

Alman politikacının reel politikaya uymayan ifadelerinin ardından eski AB Komisyon Başkanı Belçikalı Charles Michel ilk tepki veren oluyor. “Türkiye, NATO’nun temel bir müttefiki, Avrupa’nın büyük bir savunma aktörü ve ciddi bir bölgesel güçtür. Avrupa, çifte standart uygulayarak güçlenemez” diyor.

Alman siyasilerin Türkiye’yi küçümseyen dar görüşlü yaklaşımı, Ankara’da iki ay sonra yapılacak NATO Zirvesi öncesinde ters tepiyor.

Bu tepkiyi Brüksel’den Türkiye’ye Kraliçe Mathilde liderliğinde bir Belçika heyetinin Türkiye’yi ziyaret edeceği haberi izliyor. İstanbul ve Ankara’ya 10-14 Mayıs tarihlerinde ticaret ağırlıklı “Belçika Ekonomik Misyonu” ziyaretinde, iş insanları, akademisyenler ve bakanlık temsilcileriyle yaklaşık 450 kişinin yer alması bekleniyor.

SÖYLE SÖYLE GÜZEL AYNA

Der Spiegel, Almanya’nın en saygın dergisi. Türkçesi “ayna” demek. Spiegel, Türk-Alman ilişkilerinin her zaman aynası oldu. Genellikle anti-Türkiye siyaseti izlese de “okyanus ötesine” derinden bağlıdır. Bu hafta “Antalya Diplomasi Zirvesi’ne” özel bir yer ayırdı. “Erdoğan Barış Güvercini oluyor” başlıklı analizde Türkiye’nin Antalya’da “Türk versiyonu bir Münih Güvenlik Konferansı” oluşturduğu ifade edildi.

Yani Antalya Forumu, küresel güçlerin buluştuğu prestijli stratejik platform olarak tanımlandı. Türkiye’nin “Batı dışındaki dünyayı toparladığı” ifadesine yer verilen yorumda, “Türkiye’nin sadece Batı merkezli değil, Afrika, Asya, Körfez, Rusya dâhil farklı bloklardan ülkeleri kendisine çektiği” görüşü vurgulandı.

“Türkiye’nin ‘kriz çözen, herkesle temas kurabilen ülke’ imajında başarılı olduğu” vurgulanan yazıda “ordusu, savunma sanayii ve diplomatik kapasitesiyle dikkate alınması gereken ciddi güç olarak” anlatıldı.

Sergey Lavrov’un Antalya’da konuşma zemini bulduğu, Türkiye’nin dışlanan aktörlerle konuşabilen platform sunduğu vurgulandı. Türkiye’nin artık sadece izleyen değil, masa kuran ülke olduğu vurgusu yapıldı. Der Spiegel ton değişiminin arkasında Almanya’nın artık Türkiye’yi görmezlikten gelememesi hususu var.

Başbakan Merz’in geçtiğimiz yıl Türkiye ziyaretinde “Türkiye’nin lojistik altyapısının değişimine katkıda bulunacağız” sözleri, 2026 yıl sonuna kadar “Hicaz Demiryolu’nun” hayata geçirilmeye başlanması ile vücut bulacak.

Hatırlatalım, Türk-Alman projesi olan “Bağdat ve Hicaz Demiryolları” Prusya’nın felaket ile biten en büyük idealiydi.

Kısa bir süre öncesine kadar “Bükreş Dokuzlusu” tezi ile NATO içerisinde bile Türkiye’ye tecrit uygulayan Almanya, tutum değiştiriyor.

Almanya’yı Türkiye ile yakın diyaloğa zorlayan bir faktör de Rusya’dan gelen “Druzhba Boru Hattı” üzerinden “Kazak petrolü” etiketiyle Almanya ve Avrupa’ya ulaşan petrol sevkiyatının geleceği. Petrol, Kazak menşeli görünse de Rus boru hattı sistemini kullandığı, bu nedenle Moskova’ya transit gelir sağladığı savunularak yaptırım kapsamına alınması isteniyor. Bu yaklaşım Almanya açısından yeni bir enerji stresi olarak değerlendiriliyor.

Yaptırımların genişletilmesini savunan ülkelerin başında Polonya geliyor. Varşova, Almanya’nın baskılanmasına rağmen Rus enerji altyapısına bağlı tüm hatların devre dışı bırakılmasını talep ediyor.

YALNIZ KURT: FRANSA

Von der Leyen’i huzursuz eden bir gelişme de Hırvatistan’da yaşanıyor. Polonya’nın girişimi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hırvatistan’da yapılan Karadeniz, Baltık ve Adriyatik denizleri arasında, Avrupa Birliği’nin doğu kanadındaki 12 ülkenin yer aldığı “Üç Deniz İnisiyatifi” toplantısına davet ediliyor.

Türkiye ile ilgili Avrupa’daki dalgalanmalar etkisini artırarak Ankara NATO Zirvesi’ne kadar sürecek. Rusya yanlısı “Orban’dan kurtulduk” denirken Bulgaristan’da Rusya’ya yakın bir iktidar değişikliği de Ankara’da gündemi etkileyecek.

Fransa ve Yunanistan’ın Kıbrıs’ta sergilediği yerel kaygılar ile ‘NATO’cu-Avrupacı’ düşünce çatışması gelecekte de var olacak. Fransa, Avrupa’nın yalnız kurdu rolünü kendisine layık görse de kıtanın güvenlik mimarisinin sıklet noktası İngiltere, Almanya, Polonya üçgeni. Önemli olan Türk kamuoyunun kendi dinamikleri ile siyasi gelişmeleri bütünsel olarak okuması, toplumu Avrupa’da marjinalleşmiş odakların etkisinden uzak bir sağduyu ile aydınlatması.

Zira Türkiye kaynaklı aydınlığa sadece ülkemizin değil, artık Avrupa’nın da ihtiyacı var.



#diplomasi
#politika
#avrupa