
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında iç ve dış siyasete dair net mesajlar verdi. Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) Ramazan ayı genelgesini hedef alan kesimleri sert bir dille eleştiren Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" vizyonu kapsamında bölücü terör örgütünün tüm unsurlarıyla derhal lağvedilmesi çağrısında bulundu. Orta Doğu'da artan ABD-İran gerilimi ve bölgesel savaş senaryolarına da dikkat çeken MHP lideri, "Dışımız kaynarken içimizi kaynaştırmalıyız" dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan ayı genelgesine karşı bildiri yayımlayan 168 isme "Alayınız karanlıktasınız, Allah’a iman gericilikse biz de gericiyiz" sözleriyle sert çıkan Bahçeli; konuşmasının devamında 'Terörsüz Türkiye' hedefine odaklandı. Meclis'te hazırlanan kardeşlik ve demokrasi komisyonu raporuna değinen MHP lideri, af ve cezasızlık algısına prim verilmeyeceğinin altını çizerek terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve üst yapılanmasıyla birlikte derhal feshedilmesi çağrısı yaptı.
"Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın müstesna temsilcileri, haftalık olağan meclis grup toplantımızın başında saygın heyetinizi en derin hislerimle birlikte saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum. Bugünkü toplantımızı gerek yurt içinden gerekse yurt dışından televizyon ekranlarından, radyo kanallarından ve sosyal medya platformlarından takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızın her karışında şerefli bir hayatın biteviye mücadelesini veren değerli kardeşlerimize çokça selam ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
İç ve dış siyasi gündem itibarıyla yoğun bir haftayı geride bırakıyoruz. Bu yoğunluğun önümüzdeki günlerde çetrefilleşip daha da artış kaydedeceğini söylemek zannederim hatalı bir öngörü olmayacaktır.Mübarek Ramazan ayının maneviyat ikliminde akan hayatın iç yüzünü, ardışık siyasi gelişmelerin muteber özünü dikkatle, sabırla, akılla ve uyanık bir vicdan kabiliyetiyle okumanın lüzumu her cihetten asıl ve hasıl bir gerçektir. İdrak ettiğimiz rahmet ve mağfiret mevsiminde, şuurlarımıza nifakın zehirli dumanını sızdırmayı hesap edenlere karşı temkinli ve tedbirli hareket etmek mühim ve mutlak bir gerekliliktir.
"MANEVİ ERİME KÜRESEL SALGINA DÖNÜŞTÜ"
Dünyayı Türkçe yorumlamanın yanında Türkiye’yi millî birlik ve kardeşliğin tarihsel müktesebatı ile kucaklamak, sahip olduğumuz bugünkü yüksek vazife ve vaziyet hâlinin şaşmaz gereğidir. Ramazan ayı dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikasıdır. Ramazan ayı bizi biz yapan millî ve manevi değerlerin şah damarıdır. Bilhassa Ramazan ayının mübarek adabını, muazzam ahlakını, muazzez manasını yeni yetişen nesillere öğretmek hepimizin münhasır görevi olmalıdır. Her dönemde bundan rahatsızlık duyan köksüzler vardır ve olacaktır. Fakat bir türlü anlamadığımız, anlayamadığımız esas açmaz şudur. Manevi erimenin ve ahlaki erozyonun küresel bir savruluş hâlini aldığı, her cepheden tehditlerin savrulduğu bugünkü dünyanın alaca karanlık tablosunda çocuklarımızı düşünmeyelim mi? Onları Müslüman Türk milletinin haslet ve hususiyetiyle tesis etmeyelim mi? Geleceğimiz için kaygılanmayalım mı? Ne yapsaydık, akışa mı bıraksaydık. Ne yapsaydık. Üç maymunu mu oynasaydık. Ölen öldü, kaybolan kayboldu, tükenen tükendi, elden ne gelir, kalanlar bizim mi deseydik. İffetli ve itibarlı bir masumiyet yeryüzünde en nadir bulunan ve bulunacak mücevherdir. Zaman ve mekân sıkışmasıyla fazilet ve fikir zedelenmesi yaşayan çevrelere bunu anlatmak veya kabullendirmek, işin doğrusunu isterseniz pek müşküldür. Çünkü onların dilleri mühürlüdür, dilekleri mühürlüdür, dimaları mühürlüdür, hepsi bir yana kalpleri mühürlüdür. Bizim her evladımız, her çocuğumuz istikbalin henüz sabırdan satıra dökülmemiş mesajı ve müteakkit iradesidir.
"MEB'İN RAMAZAN GENELGESİ'NİN NERESİ YANLIŞ?"
Bu bahsi neden açtığımı, bu kadar açıklamayı niçin yaptığımı sabrınıza sığınarak elbette izah edeceğim. Millî Eğitim Bakanlığı 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konusunda bir genelge yayımlamıştır. Yerinde ve kıvamında bir adımla doğrusunu yapmıştır. Takdir ve tebrik ediyoruz. Yine bu günlerde Dağları Allah dedirten, her yaş grubunda göz kamaştıran bir akıma dönüşen 'Kâbe’de Hacılar Hu der Allah' isimli ilahi ve bu ilahiyi seslendiren kardeşlerimizi de gönülden alkışlıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığının mezkûr genelgesinde özetle Türk millî eğitiminin genel amacının millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren, bu değerleri davranış hâline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğu kaydedilmiştir. Türk milletinin sağduyu ve vicdan sahibi hangi mensubu bu gerçekleri inkâr ve ihmal edebilecektir. Genelgede yer alan bir diğer önemli ve altı çizilmesi gereken gerçek de şudur. 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun birinci maddesi açıktır. Buna göre ilköğretim öğrencilerin bedeni, zihni ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel bir eğitim sürecidir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemine dayanmaktadır. Genelgede ifade edildiği üzere bu modelin merkezinde erdem, değer ve eylem çerçevesi bulunmaktadır. Değerlerin öğrencilerimiz tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarına davranış olarak dönüşmesi esastır. Hülasaikâlam Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi anılan genelgede ifade bulmuş ve talimat mahiyetiyle ilan edilmiştir. Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare, en küçük bir delil göreniniz var mıdır. Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış ve kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır?
"ÇÜRÜK AYDINLAR NE İSTEDİĞİNİ SÖYLESİN"
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele bir anlatsın da duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olup olmadığını bilmediğimiz, yalnızca İslam düşmanlığı üzerinden mevzuya giren, bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açık yüreklilikle söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren, paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz, neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur. Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da Ramazan ayının mehabbetini ve muhabbetini, aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım. Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı.
Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek 'laikliği birlikte savunuyoruz' başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana, üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler. Diyorlar ki laikliği savunmak suç değildir. Diyorlar ki şeriatçı dayatmaları reddediyoruz. Diyorlar ki karanlığa teslim olmayacağız. Alayınız karanlıksınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok.
"ALLAH'A İMAN GERİCİLİKSE, GERİCİYİZ"
Millî Eğitim Bakanlığının az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye’de gerici, şeriatçı bir kuşatma varmış. Allah’a iman etmek gericilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz. Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriliyorsa biz de buna sonuna kadar ortağıyız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç. Gelin kulak verelim. "Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir." Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir.
Millî Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Millî Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. Her biri bugünün Haluk’u olan 168 imzacıyı da Âdem’e mahkûm ediyorum. Müslüman Türk milletinin haysiyetiyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın ola kalkışmayın. Haddinizi bilin. Hududunuzu bilin. Ayranımızı kabartmayın. Tepenize tasımızı artırmayın.
"TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURUCU RUHU VE EGEMENLİK HUKUKU HER ZAMAN BAKİDİR"
Bu aşamada söyleyeceklerim son olarak şudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başkent Ankara’dan yönetilen üniter devlet yapısına, Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen millî devlet yapısına ve inançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayanmaktadır. Bu yapı Cumhuriyetimizin kurucu kahramanları ve kadroları tarafından çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyon ile belirlenmiştir. Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, millî marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz, tavsama, tereddüt veya tenakus söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi bu ilkeleri benimsemekte zorlanan, reddeden ya da değiştirmeye çabalayan bedbahtların zaman zaman beyhude kalkışmalarına şahit olmuştur. Bu girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş, müsebbipleri hak ettiği karşılığı görmüştür.
Değerli dava arkadaşlarım. Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi unvanı ile 1 Aralık 1921 tarihinde yaptığı konuşmada kurucu felsefenin omurgasını derinlemesine tarif etmiştir. Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki temelleri 23 Nisan 1920’de atılmıştır. Kurucu felsefenin omurgasını millî egemenlik oluşturmuştur. Halkçılık da millî egemenliğin toplumsal tabanını inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa o meşhur konuşmasının bir yerinde aynen şunları söylemiştir. "Millet yürüdüğü yolu pek büyük isabetle seçmiştir. Ve bu yolun sonunda parlayan saadet güneşini bütün vücuduyla görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır ve hiçbir kuvvet ona mâni olamayacaktır." Tarihi geriye sarmak, zamanı geriye taşımak mümkün değildir. Aynı zamanda tarih bir el feneri gibidir. Nereye tutarsanız orayı aydınlatır, gerisi karanlıkta kalır. Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği üzere bugün ulaştığımız sonuç asırlardan beri çekilen millî felaketlerin doğurduğu yanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan şehit kanlarının bedelidir. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi biliyoruz. Hangi menzile varmak istediğimizin hayal ve hedefleriyle dopdoluyuz. Türk milletinin varoluş hakları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ruhu ve egemenlik hukuku her zaman bakidir. Her anlamda canlıdır, her daim muhafaza ve müdafaaya yeminli olduğumuz millî namustur. Geçmişin tecrübelerinden istifade ederek geleceğin huzurlu, gelişmiş, güvenli ve barışçı Türkiye’sinin teklifini sağlam esaslara dayanarak yapmanın arayış ve arzusundayız. Gerekirse pirincin içindeki beyaz taşları ayıklamak anlamına da gelse, gerekirse ağzımızla kuş tutmak, samanlıkta iğne aramak, deveye hendek atlatmak pahasına da olsa biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. Attığımız her adımla, yaptığımız her hamleyle ülkemizin ve milletimizin ümit sancağı, ufuk çizgisi ve huzur çimentosu olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dağılarak, dalaşarak ve dağınık hâlde durarak değil, birbirimize danışarak, dayanarak ve sarılarak demokratik ve siyasi sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getireceğiz.
Evvela bir hatırlatma yaparak düşüncelerimin pergelini açmak istiyorum. Anayasal ve demokratikleşme süreçlerinin nereden bakarsanız 118 yılı bulan paradoksal iki kanadından bahsedilir. Bu iki kanattan birisi eşitlik, diğeri özgürlüktür. Hürriyet ilanıyla yola koyulan ikinci meşrutiyet özgürlüğü tercih ederek önceliğini almış lakin sonuca ulaşamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise kurulduğu ilk andan itibaren eşitlik ilkesini çatı değer hâline görmüş ve buna müzahir devlet millet ilişkisini belirlemiştir. Eşitliğin öne çıkması özgürlüğün geri plana itildiği anlamına gelmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanımız, her kardeşimiz eşit ve özgür vatandaş olarak kabul görmüştür. Hiçbir vatandaşımız ahlaken, hukuken ve siyaseten bu ülkede ikinci sınıf insan muamelesi görmemiştir. Tarih ve kültür vadimizin hangi köşesine bakarsanız bakınız bu topraklar üzerinde ayrımcılığın izini, ötekileştirmenin izdüşümünü kolay kolay bulamazsınız.
Şu altı çizilmesi gereken hususu da yok saymıyorum. 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin farklı etaplarında iktidar mevkiinde bulunan bir kısım zevatın şahsi, vehimli, ikircikli, önyargılı ve ideolojik tutumundan kaynaklanan dönemsel yanlışları olmuştur. Ancak bu durum hiçbir zaman devlet ve toplum hayatını sabote edecek derecede tırmanmamıştır. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk neyse Kürt odur, Kürt neyse Türk de aynısı olmuştur. Bu iki halk tarih boyunca bin yıllık ortak tarih, ortak kültür ve ortak inanç kapsamında bir millete vücut vermiş, bu milletin adı da Türk milleti olmuştur. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Milletimiz Türk milletidir. Terörsüz Türkiye hedefiyle devlet ve millet kudreti hem teyit edilmiş hem de dışarıdan bizi yenemeyenlere karşı iç dünyamızda aşılamaz, yıkılamaz birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuru güçlendirilerek yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir. Millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclis en üst seviyede inisiyatif almış, birkaçı dışında siyasi partilerin büyük çoğunluğu meseleye sorumlu ve duyarlı yaklaşmıştır. Bu sayede Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tesis edilen Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos 2025 tarihinde fiilen çalışmalarına başlamıştır. Yaklaşık altı buçuk ay süresince komisyon 20 toplantı yapmış, 137 kurum temsilcisi ve kişinin bilgi ve görüşüne başvurmuş, nihayet 17 Şubat 2026 Salı günü hazırlanan raporu tamamlamıştır. Komisyon üyesi 50 milletvekilinden 47’sinin oyuyla ikmal edilen rapor kabul edilmiştir. Evvela komisyonda görev yapan her milletvekili arkadaşıma huzurlarınızda gönül dolusu teşekkürlerimi iletiyorum.
"KOMİSYON ÜSTLENDİĞİ TARİHİ ROLLE TABULARI YIKMIŞ, EZBERLERİ BOZMUŞTUR"
Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili samimi gayret ve girişimlerin en önemli ayağı komisyon raporuyla teşekkül etmiştir. Bahse konu bu rapora sefalet manifestosu diyenlerin bizzat kendileri sefil ve sefildir. Demokratik, katılımcı ve kapsayıcı bir anlayış ölçeğinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üstlendiği tarihî rolle tabuları yıkmış, ezberleri bozmuştur. Hiç kimse yapılan çalışmaları hafife almamalıdır. Hiç kimse millî birlik ve kardeşliğimizi barış ve huzur ortamıyla pekiştirme amacını perdelemeye kalkışmamalıdır. Devir Türk ve Türkiye yüzyılı devridir. Yeni yüzyılda terörsüz ve tereddütsüz Türkiye’yi ihya etmek vatan ve millet sevgisinde buluşan herkesin müşterek gayesi olmalıdır.
Demokratikleşme, ortak vatandaşlık, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla ekonomik refahın çıtası yükselecektir. Terörsüz Türkiye’nin kazananı herkes, hepimiz, milletimizin tamamı olacaktır. Bu da yetmez, kademe kademe ulaşılacak terörsüz bölge hedefiyle etrafımız barış ve kardeşlik kuşağı ile ihata edilecektir. Böylece terör örgütünün feshi ve silah bırakmasının güvenlik ve istihbarat kurumlarımızca takibi, teyidi ve ölçülebilir kriterleri netleşir netleşmez hukuki düzenlemelerin süratle ve şeffaflıkla hayata geçmesi mümkün hâle gelecektir. Adalet duygusunu zedelemeden, şehitlerimizin hatıralarını lekelemeden, gazilerimizin mücadelesine gölge düşürmeden silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması aşama aşama gerçekleştirilecektir.
"AF VE CEZASIZLIK ALGISINA PRİM VERMEDEN YASAL DÜZENLEMELERİN ÇERÇEVESİ ÇİZİLMELİDİR"
Raporda kaydedildiği üzere örgütün tüm unsurlarıyla feshi, silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir. Toplumsal bütünleşmenin güç kazanması maksadıyla silah bırakmayla birlikte işleyen süreci ve sonrasını yönetecek müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye vurgu yapılması ayrıca önemlidir. Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. Türk’ün itibarı Kürt’ün itibarıdır. Kürt’ün iffeti Türk’ün iffetidir. Türk’ün onuru Kürt’ün onurudur. Bunların mevcudu da büyük Türk milletinin şanı, şerefi ve haysiyetidir.
"BÖLGEMİZ TARİHİ BİR SINAMADAN GEÇMEKTEDİR"
Değerli arkadaşlarım, etrafımıza baktığımızda ve dünyanın içine gömüldüğü kaos ve kriz anaforuna göz attığımızda terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin ne kadar büyük bir boşluğu dolduracağı ortadadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldıracağı tarih hususunda deyim yerindeyse bahisler oynanmaktadır. Bölgemiz tarihî bir sınamadan geçmektedir. ABD’nin olağanüstü askerî yığınağı tehlikenin cesameti hakkında fikir vermektedir. Daha vurucu yeni nesil savaş senaryoları bölgesel dinamikleri, küresel ekonomi ve siyaset dengelerini olumsuz yönde etkileyecektir. Tehdit yakın ve sıcaktır. ABD’nin İran’a saldırması coğrafyaların ayarını bozacak ve tahminlerin ötesinde yaygın bir savaş döneminin kapısını aralayacaktır. Bir yanda ABD, diğer yanda İran müzakerelerin sürdüğünü iddia etse de Cenevre’de kurulan masa faal olsa da Arap arabulucular devrede bulunsa da İran, Rusya ve Çin Hürmüz Boğazı ile Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda ortak askerî tatbikat gerçekleştirmektedir. Aynı anda Gazze’nin yeniden imarı için Washington’da barış toplantıları yapılırken eş zamanlı şekilde İran’a karşı savaş hazırlıkları konuşulmaktadır. İsrail yönetiminin dizginlenmesi hususunda ön alması gereken Trump’ın siyonist lobinin etkisiyle İran’a meydan okuması anlaşılır değildir. ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nin teolojik ve ideolojik saplantılarla vaat edilmiş topraklar söylemini gündeme getirmesi, sınır aşan potansiyel hedeflerin dillendirilmesi ve bölge devletlerinin egemenlik haklarının tartışmaya açılması siyonist yayılmacılığın nasıl bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir.









