Gündem Laik-dindar çatışması geride kaldı

Laik-dindar çatışması geride kaldı

Meclis Başkanı Yıldırım, Atatürk üzerinden provokasyon oluşturma gayretlerinin boşuna olduğunu söyledi. Yıldırım, “İş görmez. Toplum bunlara çok itibar etmiyor. Değerler üzerinde çıkarılmaya çalışılan ihtilafları geride kalmış buluyorum. Atatürk, laiklik, dindarlık, muhafazakârlık.. bu değerler artık Türkiye’nin çatışma alanı olmaktan çıkmıştır” dedi.

İbrahim Karagül Yeni Şafak
​TBMM Başkanı Binali Yıldırım
​TBMM Başkanı Binali Yıldırım

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Belarus ziyaretinin ardından yurda dönüşünde beraberindeki gazetecilerle sohbetinde önemli açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

* Birkaç gündür yoğun bir tartışma var. Medyada, sosyal medyada... Atatürk karşıtları tartışması söz konusu.

Kamuoyunu rencide edecek boyuta ulaştı. Tuhaf tuhaf olaylar ortaya çıktı. TBMM Başkanı olarak bu konuda mesajınız nedir?

Esasında toplum aklıselimle hareket ediyor. Bunlara çok itibar etmiyor. Toplumun büyük kesimi bunları anormallikler olarak görüyor. Ciddiye de almıyor. Atatürk, ülkemizin kurucu değerlerinin başında geliyor. Yani, imparatorluk bakiyesinden bir cumhuriyet... Dünya Savaşı’nda tabiri caizse ölüm fermanı verilmiş bir milletin, tekrar kendi küllerinden ortaya çıkmasında; tarih, coğrafya ona böyle bir sorumluluk yüklemiş. 13 milyon vatan evladıyla bir mücadele yapılmış. Ama onun başında bu işin organizasyonunu yapan Gazi Mustafa Kemal var. Dolayısıyla ben Atatürk ve cumhuriyetin değerleri üzerinde çıkarılmaya çalışılan ihtilafları, kavgaları artık çok geride kalmış buluyorum. Toplum nazarında hiç bir kıymeti harbiyesi yok. Yani, her dönemde meczup çıkabilir.

Tekil olayları, kişilik problemi olanları, topluma uyum sağlamayan insanların ortaya koyduğu anormal davranışları veri olarak kabul edip, buradan böyle Atatürk’ün karşısında yer alanlar diye bir duruşa dönüştürmek çok zorlama bir iş olur. Türkiye bugünleri çoktan aştı.

TOPLUMSAL TEMELİ YOK

* Tek tek de olsa sistematik bir şeyler olabilir mi? Özellikle seçim yaklaşırken?..

Yapıyor olabilirler; özellikle çıkarılmış hadiseler de olabilir; ama iş görmez. Bugün Atatürk, laiklik, dindarlık, muhafazakârlık, bu değerler artık Türkiye’nin çatışma alanı olmaktan çıkmıştır. Türkiye’nin daha farklı konuları var. Ülkenin, milletin konuşacağı daha farklı konuları var. Türkiye, Cumhuriyet’in 100’ncü yıl hedeflerini nasıl yakalar, Türkiye nasıl bölgesel bir güç olur? Türkiye nasıl gönül coğrafyasına daha fazla destek olabilir? Türkiye’nin liderliğini içeride birçok kesim fark edemiyor. Türkiye’nin Ortadoğu için, Orta Asya için, Balkanlar için ne anlam ifade ettiğini bu bölgelerde, bu coğrafyalarda yaşayanlar çok daha iyi biliyor. Çok daha yakından görüyor.

Çıkan tartışmaların toplumsal bir temeli yok. Bu ülkede kimsenin Atatürk’le meselesi yok. Tamamen uç örnekler... Onun ötesinde bir anlam ifade etmiyor. Aynı şekilde tersinden yapılsa da aynı... Hiç fark etmez. İki tarafta da artık toplumun genel değerlendirmelerinin dışında kalmış bir durum söz konusu. Hiçbir şekilde bununla kimse bir dayatma yapamaz. Veya bir kutuplaşma vesilesi oluşturamaz. Şimdi ülkemizde başörtü konuşuluyor mu? Laiklik tehlikede söylemi var mı? Bugün kamuda, okullarda kıyafet serbestisi var. İrtica tehdidinden söz eden var mı? Yok...

  • MECLİS’TE KESKİN AYRIŞMA BİTTİ
  • * Cumhurbaşkanlığı sisteminde Meclis’in gücü nedir?
  • Bir kere şunu söyleyeyim: Bu sistem değişikliğinin içinde başından beri yer aldım. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin başarılı olması lazım. Yeni sistemi biz anlatırken hep iki şeyi söyledik: Güçlü hükümet, güçlü meclis... Güçlü hükümet seçildi. Güçlü meclis tarafına daha fazla mesai harcamamız gerekiyor. Yani, esasında yeni sistem partilerin Meclis’teki keskin ayrışmasını ortadan kaldırdı. O zaman “Baraj insin” dendiğinde, ben “Baraj kalktı” dedim. Barajın önemi kalmadı. Çünkü, bu sistem onu getirdi. Nitekim yapılan ilk seçimde de öyle olduğunu gördük. Yüzde 10 barajı orada duruyor ama Meclis’te yüzde 97 temsil var şu anda. Verilen 100 oyun 97’si Meclis’e girdi. Meclis’in hem parlamenter diplomasiyi geliştirmek adına hem de bir yandan hükümetin desteklenmesi, bir yandan da denetlenmesi adına güçlenmesine ihtiyaç var. Meclis’in kendi tüzel kişiliği üzerinden bir duruş ortaya koyması lazım. Bu, hükümete muhalefet etmek anlamına gelmiyor. Başka ülkelerde bakıyorsun, ülke ile ilgili zor bir karar alınacak, Meclis’in tavrına bakılıyor. Türkiye’de de buna ihtiyaç var. Yasama erkinin güçlenmesi lazım.

ÇOK MÜZAKERE AZ MÜNAKAŞA

Benim Meclis Başkanlığındaki hedefim ve görevim Meclis’in daha fazla yasama adına, millet iradesi adına etkinliğinin daha da artırılması, itibarının daha da yükseltilmesi, partilerin daha kaliteli bir siyaset anlayışıyla Meclis’te iş yapmaları... Yani, daha çok müzakere, daha çok istişare, daha az münakaşa...

Bu bakış açısını baştan beri ortaya koyuyorum. İlgi de görüyor. Meclis’in genelindeki tüm gruplarda bu yaklaşımın olumlu karşılığını da görüyorum. Çünkü, kısa sürede her konuda mesafe alıyoruz. Bakın, Meclis İç Tüzüğü hiç tartışıldı mı? Çağırdık bütün parti gruplarını, anlattık. Ortak bir noktaya getirdik.

Hemen geçti, çıktı... İç Tüzüğün Meclis’te değiştirilmesi Anayasa’dan bile zordur. Ona rağmen ortak akılda buluştuk. Değiştirildi. Şimdi güzel güzel o çerçevede teklifler ele alınıyor, araştırmalar yapılıyor... Yani, öyle sorgulamadan, sadece parti taassubuyla hareket etme döneminin geride kalması lazım. Getirilen makul teklifler dikkate alınmalı, ortak akılla daha iyi bir düzenleme çıkmalı. Herkesin sahip çıkacağı bir düzenleme daha geniş toplum kesimi tarafından kabul edilir.

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Belarus Parlamentosu Cumhuriyet Konseyi Başkanı Mikhail Myasnikoviç ve Temsilciler Meclisi Başkanı Vladimir Andreyçenka ile biraraya geldi. Yıldırım, Myasnikoviç ve Andreyçenka, Parlamentolararası İş Birliği Ortak Bildirisini imzaladı.

Ekonomide gerekenler yapılıyor

* Ekonomi ile ilgili olarak herkesin dilinde, “Bu işler düzelecek mi?” sorusu var. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde sıkıntı var.

Bu sıkıntı önceki sıkıntılardan biraz daha farklı. Geçmişteki kamunun içine düştüğü sıkıntıydı. Bu sefer kamu doğrudan sıkıntının merkezinde değil. Reel sektörün, iş aleminin... Sıkıntı burada... Bunları sıkıştıran da finans sektörü. Finans sektörünün karşı karşıya bulunduğu küresel şartlardan ağırlıklı olarak kaynaklı bir durumla karşı karşıyayız. Nedir bu durum? Türkiye’de 2002’den 2012’ye kadar dolar kuru hiç değişmedi. Enflasyon, faiz oranı yüzde 6-8 olan bir ülkede dolar kuru hiç değişmiyor. Hatta düştüğü dönemler oldu. Normal mi bu?

İşte asıl 2008 krizinden sonra bir türlü küresel piyasalar düzelmediği için, küresel ticaret daraldığı için, gelişmiş ülkelerde ne oldu? Ekonomik durgunluk oldu. İşsizlik arttı. Büyüme olmadı. Bu sefer, “Ya bizim paramız gelişmekte olan ülkelere akıyor. Biz sorun yaşıyoruz. “Parayı çekelim” dediler. Karar değiştirdiler. 2013’ten beri bu karar değişikliği yürürlükte. Amerika’nın bu yola 4,5 trilyon dolar çektiği söyleniyor.

AB ülkelerinin 2,4 trilyon euro çektiği söyleniyor. E bu nereden gidiyor? Yani, borçlanma ile kalkınma sürecini tamamlamaya çalışan ülkelerden gidiyor. Ama ne olur? Hükümetimiz kararlar alıyor. Kısa vadeli tedbirler alıyor. Ama bunun biraz uzun vadeli bir düzelme süreci olacağını da görmemiz lazım. Yapılması gereken, yapılıyor...

Özetle, Türkiye bu işten çıkar. Çünkü, Türkiye’nin varlıkları yükümlülüklerinden çok fazla. Problem vade uyuşmazlığı ile karşı karşıya olunması. Zaten alınan tedbirlerle yeniden yapılanmalar gibi şeyler oluyor. Vade uyumu sağlanırsa bu iş atlatılır...

* Küçük-orta ölçekli firmalar acil ilaç tedavisi istiyor...

Onu vaktiyle yaptık biliyorsunuz. KGF ile biz 2017’de çok geniş şekilde ve çok hızlı kararlar alarak yaptık.

  • Ülkeler arasında kan davası olmaz
  • * Rahip Brunson olayı, Halkbank meselesi, Kaşıkçı meselesi.. bütün bu olaylar art arda yaşandı; derken şaşırtıcı biçimde Türkiye ile ABD arasında inanılmaz bir yumuşama ortaya çıktı.
  • Ülkeler arasında kan davası olmaz. Yani, daimi dostluk da olmaz. Daimi düşmanlık da olmaz. Yani, büyük fotoğrafa bakacaksın. Ülkeler menfaatlerinin buluştuğu noktada anlaşırlar, çatışmaların doruğa çıktığı yerde ayrışırlar...
  • Bu, dış siyasetin temel prensibidir. “Yaşananlar bize hiçbir tahribat yapmadı” demek yanlış olur. Tekrar güven tesisi zaman alacaktır. Biz onlara, onlar bize ihtiyatlı yaklaşacağız. Yani, yaşananların oluşturduğu bir kalıcı etki muhakkak var.
  • Her iki ülke için de var... Keşke bu tip zikzaklar bu tip ayrışmalar hiç olmasa... Ama oldu, artık yapacak bir şey yok. İnşallah bundan sonra olmaz.
Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.