Bu kadar şatafat seyirci
00:00, 28/10/2012, Pazar
Yeni Şafak
Bu kadar şatafat seyirci
Şark Dişçisi oyunuyla tiyatro seyircisinden tam not alan Engin Alkan bu sezon da Çehov''un Vişne Bahçesi eserini sahneye koydu. Oyunda şatafatlı kostümlerin yer almasının sebebini ''gençlerin ilgisini çekmek ve onlara tiyatroyu sevdirmek'' diye açıklayan Alkan''a göre genç seyirci mizaha ve müzikale alışmaya başladı.
Bir yandan şarkı seslerinin yankılandığı, diğer yandan repliklerin tekrar edildiği, sağımızın solumuzun kostümlerle kaplı olduğu bir koridordan geçiyoruz. Kağıthane Sadabad sahnesinin kulisine doğru ilerliyoruz. Kulisin kapısını açtığımızda Engin Alkan bizi koskocaman bir gülümsemeyle karşılıyor, tiyatro ve oyunlar adına güzel bir muhabbet başlıyor. Bu hoş sohbeti merak edenler için de "Buyursunlaar!" diyoruz...
Bu sezon Şehir Tiyatroları''ndaki oyun formatı olarak yeni oyunları görüyoruz. Yeni bir oyun olarak Çehov'un eseri Vişne Bahçesi''ni sahnelemenizin özel bir sebebi var mı?
Klasikleri yeni okumalarla sahnemeleyi seviyorum. Çehov''da gelenekçi bir yaklaşımla sahneye kondu. Vişne Bahçesi Çehov' un oyunları içinde en sevdiğim oyunudur. Rus aristokrat aile üzerinden devrimin hemen öncesinde Rusya''daki çalkantılı toplumsal süreci anlatır. Statükoya bağlı, bir çeşit nostalji içinde kafasını kuma gömen mahkum bir aile vardır. Dışarıda, onların çektikleri dışındaki hayat da devam etmektedir. Toplum yeni oluşuma doğru adım atmaktadır. Bir yandan modernizasyon çabaları vardır, diğer taraftan "Batılılaşma" olgusu ve bunun kafa karışıklığı söz konusudur. Bunların hepsi bir araya geldiğinde toplumsal panaroma çizer bize Vişne Bahçesi. Burada haklıyla haksızın savaşı değil, herkesin kendi varoluşu gerçekleştirilir. Neredeyse karakterlerin tümü sosyal karakterlerdir. Çeşitli referanslarla, inanışlarla, sosyal kültürün farklı sınıflarındandır ve bir çatışma hali içerisindedirler. Oyunun içinde karşılaşılan bütün hikayeler bugün bizim toplumda karşılaştığımız duruma büyük yakınlık gösteriyor. Çünkü Cumhuriyet Türkiye''sinden bu yana, modernizasyon ve Batılılaşma hamlelerinin aynı algılandığı bir süreçten geçiyoruz. Biz deVişne Bahçesi''nde, Rus karakterler üzerinden bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyoruz.
Vişne Bahçesi oyununu ne kadar sürede hazırladınız?
2 ay prova yaptık. Daha önce bu oyun Yeditepe Üniversitesi'nde de sekiz ay oynanmıştı. Şehir Tiyatroları''nda konsepti yeniden gözden geçirildi ve sahneye kondu. Oyuncuların özverisi ve çalışkanlığı sayesinde kısa bir sürede bitti.
TİYATRODA SİYASET OLMAZ
Hükümet ile Şehir Tiyatroları arasındaki anlaşmazlık göz önünde bulundurulduğunda, "Rağmen" sloganıyla sezonu açan Şehir Tiyatroları''nda şuanki durum nedir? Neler değişti?
Şehir Tiyatrosu şu anda ılıman bir yaklaşıyor ancak tiyatronun hemen tüm iç yapısı değişti. Şehir Tiyatroları bir parti kavgası değildir ve olmamalıdır. Teknik bir meseledir bu. Fakat liyakatla atanan genel sanat yönetmeni yerine bürokratların atadığı bir sistem söz konusu oldu. Liyakatten kastım, kendi alanında kendini kanıtlamış meslekten birinin başkanlık etmesidir genel sanat yönetmeni olarak. Bürokratların son kararı verdiği bir yönetim şekli sanat adına ideal değildir. Bizim tercih etmediğimiz bu yapının düzeltilmesi gerekiyor. Bu durumun bize danışılmadan il genel meclisinden geçirilmesi çok alelacele oldu. "Niçin böyle bir şey isteniyor?" diye sorduğumuzda "Daha demokratik, daha çağdaş olması gerektiği için, çünkü siz jakobensiniz, halka tiyatro yapılmalıdır" gibi cevaplar alıyoruz. Tiyatronun içinde yaşayan biri olarak buna kesinlikle katılmıyorum. Örneğin biz jakobensek İstanbul Efendisi''ni oynuyoruz, 700 kişilik sahne nasıl doluyor? Ortaya atılan fikirlere demokratikleşme adına tabi ki destek veririz ama demokratikleşme çoğulculukla olur, tek kişinin kararıyla olacak bir durum değildir. İskender Pala''nın ilk olarak kullandığı "Muhafazakar sanat" söylemiyle oyunlarımıza ''müstehcen oyun'' damgalaması yapıldı. Ancak bu söylemin adı marksizleştirme olsaydı da tepki farklı olmayacaktı. Çünkü 98 yıllık bir kurum bir siyasal görüşün uygulama alanı olmamalı. Eğer kuşkularımızı düzeltmek ve tiyatroyu daha çağdaş hale getirmek istiyorsak, beraber ortak akıl üretelim. Sanatçılarla belediye nasıl taraf olabilir? Örneğin biz zaten sanat üreten bir kurumuz. Dışarıdan oyun satın almak ne kadar gereklidir? beraber tartışalım. Her kurumda bir arada yaşamayı öğrenme olgunluğuna erişmek durumundayız. Cumhuriyetin yahut monarşinin refleksleri -benim düşündüğüm gibi düşüneceksin, benim yaşadığım gibi yaşayacaksın, beni onaylayacaksın veya beni seveceksin gibi tutumlar- değişmeli.
Şark Dişçisi oyununu Ermeni şivesiyle sahneliyorsunuz. Bu durum sizi zorladı mı?
Bizim 3-4 ayrı nesilden Ermeni koçlarımız oldu. Çünkü kuşaklar arasında da fark ediyor diyalektler. Bir de herkesi aynılaştırmak zor oldu tabii. 20 kişi birden Ermeni diyalektiyle konuşunca bunu homojenize etmek epey uğraştırdı bizi.
Tüm oyunlarınızda ağır makyaj ve şatafatlı kostümlerle karşılaşıyoruz. Bunun özel bir nedeni var mı?
Oyunlarımda her yaş aralığına hitap etmeye çalışıyorum. Haylazlık etmek için gelen bir çocuğun bile takip edebileceği bir oyun ortaya koymaya uğraşıyorum. 90'lı yıllarda gençler tarafından "Tiyatrodan hoşlanmıyorum" sözü medeni kimliğin ifadesiydi. Bu seyirciyi tiyatroya çekebilmek, ön yargıyı kaldırabilmek tiyatronun sinemadan, dizilerden farklı bir yerde durduğunu anlatmak adına çalıştık. "Bir hikayenin sinemada çok daha gerçeğini görüyorum" algısına karşılık, oyunu izlemeye gelecek seyircinin zaten bunun bilincinde olacağını makyajla, saçla, süsle kostümlerle verdik. Seyirci gittiğinin oyun olduğunu bilip zaten bunun için tiyatroya gelmeyi tercih etti. Bugün her referanstan seyirciye ulaşıyoruz.
Azınlık sorununu Osmanlı kafasıyla çözebiliriz
19. yüzyılda Osmanlı Devleti''nde yaşayan Ermeniler, Rumlar ve diğer azınlıklar bir dış unsur olarak görülmüyordu. Milliyetçilik fikrinin yayılmasından önce hepsi "Osmanlı" ydı. Peki, günümüzde Şark Dişçisi nasıl algılandı?
Tiyatroyu yazan kişiyi milliyeti üzerinden onaylamak, yok saymak yahut ona göre oynamak ortaklaşmayı engeller. Şark Dişçisi gibi oyunlar da bu hususta önemlidir. Şark Dişçisi toplumda ihtiyaç duyulan bir eksik gibi algılandı. 140 yıl sonra prömiyer yapması, özellikle edebiyatçılar, tiyatro bilimciler tarafından önemli bir çaba olarak karşılandı. Ermenileri ayırarak bir bütünlükten söz edilebilir mi? Onların cemaat olgusunu çıkarttığınızda orta oyununda bile anlam daralır. Alemdar''da, İstanbul Efendsi''nde, Şark Dişçisi''nde altını çizmeye çalıştığım, Osmanlı''nın çok kültürlü yapısıdır. Osmanlı hoşgörüyle ötekileştirmeyi çözmüştü. Biz Osmanlı''yı hatırlayacak olduğumuzda Kürtlerle, Rumlarla yani ''Azınlıklarla'' olan sorunlarımızı çözebiliriz gibi bir algı var. Ancak zaman değişti, Osmanlı bu kavramı geliştirip hayatına aktarabildiğinden medeni bir topluluk olarak pek çok sorunu çözdü. Bugün ise hoşgörüyle çözülemez sorunlarımız, yetersiz kalır. Hoşgörüde bir diğerine toleransınız vardır. Yani bir asıl unsur vardır, yan unsur kendi değeriniz üzerinden kabul edilir. Fakat bu durum dominantı domine eder. Bunun yerine ''Demokrasi'' kavamı vardır. Demokraside ise ortaklık söz konusudur. Şu anda bir arada yaşamaya, mahalle kurmaya çok ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum. Osmanlı''ya çok saygı duyuyorum.
7 Numara''da herkes kendini oynadı
7 Numara''daki oyuncular zaten bir tiyatro grubuydu. Bu dizi ısmarlama yazılmış bir senaryo olarak gelişti. Roller oyuncuya göreydi, herkes kendini oynuyordu aslında. Biyolojik olmayan ama kültürel varlık gösteren bir aileydik.7 Numara''nın esası, bir araya gelemeyen karşıtlıkların, kadın-erkek, zengin-fakir, okumuş-okumamış vb. gibi toplumda ön yargı yaratan bu unsurların bir arada uyum içinde yaşamalarını gösteren bir hikayeydi. Sevgi, dostluk ve maneviyatla aşılan durumları gösteriyordu. Sette de kendi bakış açımızı birbirimize dayatmadan yaşadık. Çetin çalışma şartları olmasına rağmen hepimiz orada büyük bir sinerjiyle çalıştık. Bir daha da öyle bir tadı yakalayamadık diyebilirim. Hala internetten seyrediliyor, içten içe kült bir dizi olma yolunda.
Her oyuncudan yönetmen olmaz
Vişne Bahçesi hem yönetmenliğini hem de oyunculuğunu yaptığınız bir oyun. Kendi sahnenizin yönetmenliğini yapmak zor muydu?
Tabi ki zor... Kendimi yönetirken dışardan bakmaya çalışıyorum, herkese hayat hakkı tanımaya çalışıyorum. Çünkü oyunculuk narsizmi, yönetmenlik ise alçakgönüllülüğü gerektirir. Yönetmenlikte, herkesin sanatını gerçekleştirebilmesine alan tanımak gerekir. Bu yüzden her oyuncudan yönetmen olmaz. Lopahin önemli bir rol ve Vişne Bahçesi de zor bir oyun. Bu nedenle çok fazla asistan ve yönetmen yardımcısı kullandım.
Bir tiyatrocunun zorlu çalışma koşullarını alkışlar unutturuyor mu gerçekten?
Bizim koşullar hep baki, alkışlar unutturmuyor tabii. Ancak alkışı alamadığımızda hayat daha da zorlaşıyor.
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.