Hayır delirmiyor, panik atak geçiriyorsunuz...
00:00, 09/03/2011, Çarşamba
Yeni Şafak
Hayır delirmiyor, panik atak geçiriyorsunuz...
Panik atak sendromunun aslında 'tedavi edilebilir' olduğunu biliyor muydunuz? Prof. Dr. Sefa Saygılı'nın yeni çıkan iki kitabından biri olan Panik Atak, tam anlamıyla bir rehber
Çalışma masasına oturmuş işinizle uğraşırken, bir dostunuzla sohbet ederken birden korkunç bir his göğsünüzde boğazınıza doğru yükseliyor. Kalbiniz hızlı çarpmaya başlıyor, nefes alamıyor, terliyor ve başınız dönüyor. Titremenize engel olmak için sandalyenize yapışırken, “Neler oluyor böyle? Deliriyor muyum?” diye düşünüyorsunuz. Hayır delirmiyor, panik atak geçiriyorsunuz.
Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Sefa Saygılı'nın iki yeni kitabından biri Panik Atak Rehberi. Hani şu herkeslerin “Ay yoksa nöbet mi geçiriyorum, ben de mi panik atağım da haberim yok” diyerek en azından ömründe birkaç kez içinden geçirdiği, halk arasında nam-ı diğer şu zengin hastalığını anlatıyor... 30 yılını psikiyatriye vermiş, yurt dışında önemli konferanslarda aranılan bir ismin, önemli bir uzmanın hem de hangi yaş ve meslek grubundan olursa olsun bir tıp terminolojisi kılavuzu olmadan da kolayca anlayabileceği sadelikte yapıta çevirdiği kitabını okudukça öğreniyorum ben de nedir ne değildir şu panik atak...
Her 50 kişiden biri mustarip
Sık rastlanan bir rahatsızlık olan panik bozukluğa özellikle gelişmiş ülkelerde her 50 kişiden birinin yakalandığını söylüyor Saygılı. “Hastalığın iyi yönü ise, pek çok ilaç ve tedavi şeklinin faydalı oluşu” diyor ve ekliyor:
“Panik atak yaşayan insanlar çoğu zaman kendilerini ölecekmiş gibi hissetse de panik ataklar insanı kesinlikle öldürmez. Hiçbir fiziksel hasarın olmadığı görülür; ama beyinde çalmaya başlayan yanlış alarm, kişiyi ölmek üzere olduğuna inandırmaktadır. Tehlikeli boyutu yoktur. Panik bozuklukla baş edebilmek için uygulanabilecek en iyi plan, iyi yiyip uyumaya çalışmak ve olabildiğince düzenli bir yaşam tarzı sürdürmektir.”
Yaşayan herkes yaşlanacak
“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var, benim mi Allah'ım bu çizgili yüz, ya gözler altındaki mor halkalar, neden böyle düşman görünürsünüz, yıllar yılı dost bildiğim aynalar...” Günler geceler, aylar, yıllar derken hayat defterinden kopan sayfalar alnımızda çizgiler bırakarak ömrümüzden ömür alıyor, senelerle birlikte yıllanıyoruz. Kaçınılmaz gerçek; yaşlılık... Sanki hiç gelmeyecekmiş gibi bize o kadar uzak duran; öte yandan asla reddedemeyeceğimiz bir realite, yaşlılık... Yeni bir yaş değildir mevzubahis olan, kendimizde açtığımız yeni bir dönemdir aslında...
Prof. Dr. Sefa Saygılı'nın bir diğer kitabı Yaşlılık Psikolojisi. Merak içinde hızla yudumladığım satırlarda tüm dünya üzerinde 65 yaş ve üstü popülasyonun 2008 yılı verilerine göre, 506 milyon olduğunu öğreniyorum. Bundan 32 yıl, yani çeyrek asır sonra 2040 yılında iki katına çıkması, 1.3 milyar olması bekleniyormuş bu sayının. Yani tüm dünya nüfusunun yüzde 14'ü yaşlı bireylerden oluşacak, toplam popülasyonun en hızlı büyüyen üyelerinden.
Düşersem elimi kim tutacak?
“Yaşayabilen herkes yaşlanacaktır” diyor Saygılı, herkes... Peki egosu yüksek insan, kendine en uzak tuttuğu o kaçınılmaz gün başına geldiğinde nasıl bir ruh haline girer ki? Ömrün, hayat tecrübesi açısından bakıldığında artık 'en donanımlı' yılları, yani bir nevi hayatla mücadelede en silahşör ruh yapısıdır var olması gereken... Ama gerçekte öyle mi? Aslında bir bebek kadar ilgiye, şefkate aç kalınan yanıdır, kalbin içinde yanıp sönen. Yalnızlığın dayanılmaz acısıdır insanı yakıp yıkan. Saygılı, bu duyguların insanda yol açtığı ruhsal belirtileri ve mücadele yollarını anlatıyor. Kimbilir okudukça, yolda gördüğümüz bir yaşlı insanda belki bugüne kadar beslediklerimizden daha farklı duygular barındırmaya kapı aralayacağız.
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.