Çocukluğundan beri tek hayali olan şarkı söylemeyi, onun mesleği haline getiren İstanbul'u çok sevdiğini söyleyen Nil Burak'ın hikayesi tıpkı bir 'İstanbul masalı' gibi. Tatil için geldiği İstanbul'da bir gece Sadri Alışık elinden tutup sahneye çıkarıyor ve o günden bugüne çok sevdiği bir şehirde çok sevdiği işi yapmanın mutluluğunu yaşıyor
'Tatlı Tatlı', 'Birisine Birisine', 'Ben Gene Sana Vurgunum' 'Yalnızım Ben' gibi klasikleşmiş şarkılarıyla Türk pop müziğinin mihenk taşlarından biri olan Nil Burak, son albümü 'Nil Burak Mavi' ile sevenleriyle buluştu. Bizi evinde ağırlayan başarılı yorumcu, yeni albümünü ve müzik yaşamının dönüm noktası olan İstanbul sevgisini anlattı.
Ben Lefke'de doğdum. Babam narenciyeci ve sinemacıydı. Kendi sinemamız vardı. Bahçeler içinde, çok güzel bir çocukluk geçirdim. Fakir bir aile çocuğu değilim. Her şeyi gördüm çok şükür. İyi bir tahsil süreci geçirdim. Dini bütün bir aile içinde büyüdüm. Annemin babası rahmetli dedem müftüydü. Kıbrıs'ta dedemin adına yapılmış İzzet Efendi Hoca Camii'si vardır. Zaten camiyi de dedem yaptırıp vakfa hibe etmiştir. Bayramlarda evinin önünden anayola kadar kuyruklar olurdu. Çok medeni bir insandı. Evimizde hep namaz kılınır, oruç tutulurdu.
Tek hayalim şarkı söylemekti. Ben daha okula gitmeden şarkı söylemeye başlamıştım.
Kesinlikle. Profesyonel olarak müziğe İstanbul'da başladım. İstanbul pek çok şeyin olduğu gibi sanatın ve kültürün de başkenti.
Evet, gerçekten öyle. Rum-Türk hadiseleri başladığı zaman Amerikan Kız Koleji'ne gidiyordum ve Amerikan Kız Koleji Rum tarafındaydı. Okuluma devam edemedim tabii. Tahsilime devam etmek için Londra'ya gittim. 1975 yılında da Londra'dan İstanbul'a geldik tatil için. Bir akşam hep beraber bir lokale gittik. O akşam Sadri Abi'nin beni fark etmesi ve sahneye çıkarmasıyla başladı her şey.
Hayır canım, hiç tanımıyor ki beni. O gece de Ayhan Işık, Ekrem Bora, Zeki Müren, Nebahat Çehre, Çolpan İlhan herkes oradaydı. Geldi, tuttu elimden ve kendimi sahnede buldum.
Shirley Bassey'in 'Something' şarkısını söylemiştim. Ama 6-7 şarkı daha söyledim o gece. Oradan hemen iş teklifi geldi. Benim ilk plağım aynı zamanda altın plağım 'Sus/Tatlı Tatlı' çıktı. Bir şansım da Fahrettin Arslan tarafından beğenilip, Maksim Gazinosu'na transfer olmam oldu. Ondan sonraki 16 yıl boyunca Maksim'de çalıştım zaten.
Evet, neredeyse (gülüyor)
Zordu ama orası çok güzel bir okul, bir üniversiteydi.
Çok güzel günler gördük biz. Ben sürünerek gelmedim. Bu açıdan da şanslıyım. Gerçekten tıpkı bir Türk filmi gibi gerçekleşti her şey.
Ben İstanbul'u her zaman çok sevdim. İlk 1969 yılında ailemle beraber tatile geldim. Daha çocuktum o zaman. Kıbrıs doğduğun yer. Köklerim orada ama İstanbul'un yeri başka. 1975 yılından bu yana hayatımın çoğu burada geçti. Sevdiğim bir şehre, sevdiğim işi yapmak için yerleşmek çok güzeldi.
Her şeyini… Dünyada güzel denilen bütün şehirleri gördüm. Ama İstanbul'u hiçbir yere değişmem. Boğaz gibi bir yer dünyada yok. Ne olur değerini bilelim. Evet, çarpık yapılaşma, trafik, gürültü, keşmekeş olabilir ama İstanbul her şeye rağmen çok güzel. Bizde olan eski eserler, bizde olan kültür birikimi yok başka bir şehirde.
Evet, 3.5 senedir buradayım. Ben 12 sene bir ara vermiştim. Çünkü Kıbrıs'ta bir butik otel inşa etmiştik eşimle birlikte ve orada kaldık. Ama sanatımı çok özlemiştim. Onun için 2007'de tekrar İstanbul'a döndüm.
Ben denizi, mavi ve yeşilin buluşmasını çok seviyorum. Denizi olmayan bir şehirde çok zor yaşarım. O yüzden İstanbul'da da Boğaz'ı çok seviyorum. Boğaz'da mavi ve yeşilin en güzel buluşmalarını görebilirsiniz.
Bütün çarpık yapıları yıkar yeniden yapardım.
Yaz aylarında Berkant, Selçuk Ural, Gökben, Semiha Yankı ve İskender Doğan'la birlikte '80'ler Altın Yıllar' adıyla bir konser dizisi yapacaklarını söyleyen Nil Burak, "Genç arkadaşlarımız hala bizim şarkılarımızı okuyor. Bugün şarkılarda o duygu yakalanamıyor. Demek ki bizler kalıcı işler yapmışız" diyor.
Yeni albümüm 'Nil Burak Mavi' 5 şarkıdan oluşan bir maxi single. Şarkılardan biri Vedat Yıldırım Boran'ın 'Yağmur'u. Cower bir şarkı. Sözlerini Naşide Göktürk'ün yazdığı, müziğini aranjörüm Tamer Özkan'ın yaptığı 'Yol Yorgunu' çok güzel bir slov şarkı. İkinci bir 'Sen de başını alıp gitme' olabilir. Üniversite öğrencisi genç ve yetenekli biri olan Uzay Cengiz Ayna'nın 'Usul Usul' diye bir şarkısı var. Sonra yurtdışında yaşayan yeğeni Emre Pehlivanlı'nın 'Saçmalardan Seçmeler' diye bir şarkısı var. Rock tarzında. 35 yıl sonra rock tarzında bir şarkı okudum. Son olarak başarılı bir gitarist ve şarkıcı olan Emre Sönmez'in 'Unuttum Adını' diye çok neşeli bir şarkısı var. Tam bir yaz şarkısı…






