O en çok Turunç Ağacı’nı severdi
04:00, 15/04/2023, CumartesiG: Güncelleme: 06:24, 15/04/2023, Cumartesi
Yeni Şafak

Arşiv.
Jokha Alharthi’nin Timaş Yayınları arasında çıkan “Turunç Ağacı” isimli romanı, okuyucuyu Umman ve İngiltere, geçmiş ile bugün arasında yolculuğa çıkarıyor. 2019 Man Booker International Prize sahibi ilk Arap kadın olmayı başaran Ummanlı yazar, yeni romanıyla da adından söz ettireceğe benziyor.
Ummanlı yazar Jokha Alharthi, Dolunay Kadınları adlı romanı ile adını tüm dünyaya duyurmuştu. Genç yazar, aynı zamanda bu romanıyla 2019 Man Booker International Prize sahibi ilk Arap kadın olmayı başardı. Şimdi ise karşımıza, “Turunç Ağacı” adlı yeni romanı ile çıktı. Timaş Yayınları’ndan çıkan roman, daha şimdiden Time ve New Yorker tarafından 2022 yılının en iyi kitabı seçildi. İngiltere’de okuyan Ummanlı Zuhur’un geçmişle bugün, İngiltere ve Umman arasında sıkışıp kalan ve büyükannesini merkeze koyduğu hikayesi, Alharthi’nin güçlü anlatımıyla “Turunç Ağacı”nda hayat buluyor.
KAYBOLAN GEÇMİŞİN KURBANI
Romanın anlatıcısı Zuhur, bir İngiliz şehrinde eğitim alan Ummanlı bir öğrencidir. Yazar, şehrin ismini vermez. Ancak Alharthi’nin Edinburgh’da okuduğu düşünüldüğünde isimsiz şehirdeki Zuhur’un anılarının kendisinden uzak olmadığını düşünebiliriz. “Dil aczi yüzünden içimdekileri anlatamıyordum. Tekerlekli sandalyeye mahkûmdum sanki.” diyen Zuhur, doğum sonrası depresyondan asla çıkmayan annesine dönüşmekten ölümüne korkar. Bu korkular içerisinde hikayenin merkezinde olan büyükannesini anlatmaya başlar. “Turunç Ağacı”nın ana karakteri, Amir’in kızı Birinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra doğar. Gençken dışlanan bir Bedevi olan babasının, onları terk etmesi ve ağabeyinin ölümüyle yaşadığı tüm felaketlerden sonra kendini bir akrabasının evinde, ailenin nesillerini büyütürken bulur. Okuma yazma bilmeyen, bir gözü kör, hiç evlenmemiş ve hayatının büyük bir bölümünü bir akrabasının evinde geçiren Amir’in kızının hayatı geleneksel bir kırsal toplumdan müreffeh modern bir topluma şaşırtıcı geçişlerle sürer.
KÜÇÜK BİR TARLASI BİLE OLMADI
Torunu Zuhur’un gözünden bakıldığında, Amir’in kızı hem kaybolan bir geçmişin bağlantısı hem de bir geleneğin kurbanıdır. “Seksen yıl, belki daha fazla yaşasa da büyükannemin kendine ait küçük bir tarlası bile olmadı. Orayı ekip biçemedi. Şu yeryüzünde hiçbir şeyi olmadan göçüp gitti. Bağ bahçe işine yatkın biriydi. Evimizin avlusundaki limon ve turunç ağaçlarını o dikmişti. En çok turunç ağacını severdi. Diktiği hiçbir ağaç kurumadı, onlarla hep ilgilendi. Fakat o ev, o avlu, o ağaçlar bize aitti. O sadece bizimle yaşayan biriydi. Gerçekte biz onun torunları değildik. Ona layık torunlar olmayı da başaramadık.” diyen Zuhur, büyükannesine yaptığını düşündüğü haksızlıklarla yüzleşir.

Turunç Ağacı, Jokha Alharthi, Çev. Süleyman Şahin, Timaş Yayınları, Nisan 2023 176 sayfa
MUTLULUĞUN VE HAYAL KIRIKLIĞININ SORUMLUSU
Zuhur’un Umman’la ilgili ürkütücü anıları, vegan Amerikalı Christine ve iki Pakistanlı kız kardeşle olan arkadaşlıklarıyla daha da ortaya çıkar. Daima mutlu görünen, siyah uzun saçları beline dökülen ve ışıl ışıl gülmeseyen Sürur, Karaçi’de lüks bir villada doğar ve İngilizce’den başka bir dilde konuşmaz. Ayrıcalıklı bir sınıftan geldiğine inanan Sürur’un aksine kızkardeşi Kuhül, kendisini gibi tıp fakültesinde okuyan yoksul bir çiftçinin oğlu olan İmran ile aşk yaşar. “Bir çiftçi... Anne babası okuma yazma bilmeyen cahil insanlar...” deyip duran Sürur’un tavrına karşı ablası Kuhül, annesini suçlar. “Ah şu modern anneler! Mutlulukta ve hayal kırıklığında bütün sorumluluğu çocukları yüklenir. Çünkü doğurdukları vakit her şey planlanmıştır.” diyen Pakistanlı genç kız, bu eleştirisini geçmişle yüzleştiği, “Büyükannelerimiz şartlar elverdiğince sağ kalan çocuklarını korumak, kötü sağlık koşulları altında onları gözetmekle meşguldüler. Fakat modern annelerin işi gücü çocuklarının hayatlarını programlamak.”ifadeleriyle sürdürür. Romanda sınıf çatışmasına yönelik en çarpıcı tespitler Kuhül’ün bu eleştirileri olur. İki kız kardeş arasındaki bu çekişmelerin ortasında kalan Zuhur ise yine büyükannesinin dünyasına sığınır.
BANA BEKLEMEKTEN HABER VER
İngiltere’de eğitim gören Zuhur ve Amir’in kızı... “Evsiz, tarlasız, sarılacak kocasız, ona bakacak ağabeysiz, kendi etinden ve kanından çocuksuz olarak hem de.” Zuhur, Amir’in kızı bu sözlerle anlatırken içinde bulunduğu çaresizliğe de şu sözleriyle hayat verir. “Bana beklemekten haber ver. Bu değişmeyen, isteyip de korktuğum kaderin kendisi. Burada işte, sırtımda taşıyorum. Nereye gitsem benimle.” Yazar Alharthi, okuyucusunun her iki kadına da duygusal olarak bağlı kalmasını sağlamayı başarmış. Aynı zamanda bir karakterin geçmişi ile diğerinin bugünü arasındaki geçişleri ve deneyimlerini birbirine bağlamış. “Turunç Ağacı” dünya savaşları arasındaki Umman yaşamı hakkında da pek çok ayrıntı veriyor. Padişahın hangi vatandaşın tıbbi tedavi için seyahat edebileceğine ve hatta gözlük takabileceğine karar verecek kadar geniş yetkilere sahip olduğu zamanları da anlatıyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.