Öfkenin ve sevincin döküldüğü bir ada
01:00, 28/11/2012, ÇarşambaG: Güncelleme: 15:33, 28/11/2012, Çarşamba
Yeni Şafak
Öfkenin ve sevincin döküldüğü bir ada
Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikâyesi adını taşıyan dörtlemesinin son kitabı Çıplak Deniz Çıplak Ada'sı uzun bir aradan sonra okuyucuyla buluştu. Ünlü yazar eseri hakkında, "...belki de roman gibi roman değildir; acılarımı, üzüntülerimi, öfkemi, sevinçlerimi, sevgimi döktüğüm belki başka bir anlatım çeşididir" diyor
Daniel Defoe'nin herkesçe malum eseri, dünya edebiyatında 'Robinsonad' adıyla anılan ve bir tür ada alegorisinin de başlangıcı sayılır. Oysa bu romanın ortaya çıkmasından tam 613, ayrıca ütopya kavramını ilk kez ortaya atan bir başka İngiliz Thomas More'dan ise 372 yıl önce dünyaya gelen Endülüs'lü İbn Tufeyl, İbni Sina'nın eserlerinden (o da menşei Grek mi yoksa İbrani mi, hâlâ tartışılan Salaman ve Absal kıssasından) ilhamla Hay bin Yakzan adlı risalesini yazmıştı. 1700'lerin başında İngilizce başta olmak üzere Flemenkçe, Almanca, Fransızca, Rusça gibi dillere çevrilen bu risaleden günümüze birçok filozof ve romancı anlatının merkezine mekânsal anlamda adayı yerleştirmiştir. Çünkü adanın; eleştirilemeyen siyasetin, erkin, devletin, tarihin vb. eleştirilmesine, beklentilerin gerçekleştirilmesine fevkalade elverişli bir metafor olduğu zamanla ortaya çıkmıştır.
Ada; ıssız, çılgın kalabalıktan uzak, medeniyetten de ırağında. Bu hâliyle adada, saldırıdan emniyette yepyeni bir hayat, dil ve gelecek kurma şansı görünmekte; fakat kolayca güven veremeyen, insanı (ve anlatıyı), tedirgin eden de bir havası var onun. Adadan kaçış, bir istila olmadığı müddetçe ki bunun da bir kaçış olamayacağı aşikâr, hemen hemen imkânsız. Bir bakıma mecbursun adada, oranın yani kendi yarattığın imkânlarla yetinmeye. Ada ve anlatı bir araya geldiği geleneği ekseriyetle bozmaz, size bir ütopya vazeder ve yazarın düş dünyası idealize edildiği nispette realiteden uzaklaşır. Ada anlatıları insana, doğaya, masumiyete, barışa, dair bir ümitle açılır; fakat geleceğe ve insana dair beslenen bu ümit, materyalist aklın ve alışkanlıkların ürettiği vehimler, kaygılar yüzünden sürdürülemez. William Golding'in muhteşem romanı Lord of the Flies'ın adasında kötülük, düşmanlık ve savaş kadar; iyilik, erdemlilik ve barışın insanın doğasını kontrolü altına almada niçin hiç şansı yoktu? Bunu düşünmemiz lazım.
Yaşayan en büyük Türk romancısı Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikâyesi adını taşıyan dörtlemesinin son kitabı olan Çıplak Deniz Çıplak Ada'sı uzun bir aradan sonra okuyucuyla buluştu. Dörtlemenin ilk kitabı 'Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana' 1998'de, ikincisi 'Karıncanın Su İçtiği' ve üçüncüsü 'Tan Yeri Horozları' 2002 yılında yayımlanmıştı. Bir söyleşisinde eseri hakkında, '...belki de roman gibi roman değildir; acılarımı, üzüntülerimi, öfkemi, sevinçlerimi, sevgimi döktüğüm belki başka bir anlatım çeşididir.' diyor Yaşar Kemal, yani bana ve toprağıma özgü 'ütopya' mı demek istiyor acaba? Okuyanlar dörtlemenin, gerçekten de yazarın söyleşide gibi acılardan, üzüntülerden, öfkelerden, sevinçlerden oluştuğunu göreceklerdir.
Yaşar Kemal, adanın merkezine etnik çeşitliliğiyle Türkiye'yi yerleştirmiştir. Türkmen, Laz, Çerkes, Rum, Arap, Alevi, Yahudi... Her biri sıradan ve bu kimlikleriyle de eşit görünen kimselerden yaratılmış karakterler; farklı tarihlere, farklı tecrübelere sahiptirler; acıları kadar gelecekleri de birdir ama. Kimi adaya zorla gönderilmiş kimi oradan zorla çıkarılmak istenmiştir. Ortak özellikleri zulme ve zorbalığa (trajik biçimde zulüm birbirlerine karşı işledikleri suçlar, haksızlıklar anlamına geliyor) gösterdikleri direnç, ayrıca geleceğe duydukları inançtır. Diğer taraftan Kemal'in anlattığı kurgu değil, baştan sona yaşanmış bir tarihin realitesi. Mübadele nedeniyle doğup büyüdükleri vatanlarından koparılan insanların hikâyesi. Mübadele acısını bizzat yaşamış bir ailenin ferdi olarak savaşı korkunç sonuçlarıyla anlatmaya soyunmuş Yaşar Kemal. Öyle bir hikâye ki aynı toprağı kardeşçe paylaşamayanların kan dökücülüğü, düşmanlıkları körükleyen tarih yazımının vazgeçemediği doyuruğu bir öğündür ve tarihin hiçbir anında kardeşin kardeşi öldürmediği bir savaş savaş olarak değer görmemiştir. Anadolu coğrafyası bu tarihin doruk yaptığı yerdir işte. Yaşar Kemal'e ise tıpkı bir dengbej gibi bunu destanlaştırmak, anlatmak kalır.
Dörtlemedeki isimlerin her biri bu çetin bir insanlık savaşının özneleridir ve kimi Doğu Anadolu'dan kimi Yunanistan'dan kimi Balkanlardan kimi Karadeniz'den gelen ve geçmişin yıkıcı hatırasını unutmak isteyen bu insanlar için ada kirletilmemiş, yepyeni bir anlaşma uzamıdır. Yaşar Kemal'e bir yurt dışındaki bir konferansta ünlü bir romancı sormuş: 'Niçin durmadan Çukurova'yı yazıyorsun?' Yaşar Kemal'in cevabı: 'Çukurova'yı sadece ben yazmıyorum, Tolstoy yazıyor, Dostoyeski yazıyor. Çukurovasını yazmayan hiçbir yazar büyük yazar olamaz. Ben de herkes kadar Çukurova'yı yazdım.' olmuş. Onun, toprağının, vatanının 'ütopya'sı da son kitapla birlikte tamamlanan Bir Ada Hikâyesi adlı dörtlemede şeklini buluyor diyebilir miyiz? Yaşar Kemal'e göre hayli zahmetli, emekli, meşakkatli de olsa yakın geçmişte işlenen birtakım günahlara rağmen de olsa barış ve kardeşlik -Batı'lıların 'Pax Ottomana' (bkz: Osmanlı Barışı) dedikleri dönemin hüküm sürdüğü- Anadolu coğrafyasında imkânsız asla değildir.
Belki de Yaşar Kemal'i ve onun bu yapıtını, yazının başından beri tekrar edegeldiğimiz şu kavramdan; kolonyalizm kokan, üzerinden kapitalizm propagandası yapılan, insanın doğasına pesimist bir bakışla eğilip ona vahşet ve savaştan başka imkân tanımayan Batıcı ada ütopiğinden kurtarmak, hatta 'ütopya' kavramını Bir Ada Hikâyesi'nden toptan temizlemek gerekiyor. Evet, bunu yapmamız lazım; çünkü barış bu toprakların ütopyası değil, bir tecrübesidir.
Çıplak Deniz Çıplak Ada
Yaşar Kemal
YKY
2012
272 sayfa
Başlıklar :