'Tren gelir hoş gelir Odaları boş gelir'

Melek Aydoğan
00:0025/07/2012, среда
G: 24/07/2012, вторник
Yeni Şafak
'Tren gelir hoş gelir Odaları boş gelir'
'Tren gelir hoş gelir Odaları boş gelir'

Aşkın, ayrılığın, gurbetin içinden hep bir tren geçer. 'Uzayıp gider' Anadolu'nun yanık bağrına doğru. Şiirlerde, şarkılarda, filmlerin unutulmaz sahnelerinde karşımıza çıkan trenleri Tanıl Bora, 'Tren Bir Hayattır' adlı kitabında anlatıyor ve okurken hepimizi unutamayacağımız bir tren yolculuğuna çıkarıyor.

Demiryolunu hiç kullanmayan insanların bile bir tren nostaljisi vardır. Şarkılar, şiirler ve filmler çoğu kez trenlerin dili olmuştur. Nefes alan ya da almayan her şey gibi trenler ve garlar da değişim geçirdi. Onlar nefes alıyor, bundan kuşkumuz yok. Demiryolistan diye bir ülkede yaşayan demiryolcular Tanıl Bora'nın derlediği "Tren Bir Hayattır"da bir araya geldiler. Tanıl Bora ile kitabı konuştuk.

Memleket Kitapları dizisine bir "tren kitabı" hazırladınız. Aslında, fikir babası olduğunuz kitap, kitap doğurdu. Yazarlardan beklediğiniz siyasal, sosyal ve kültürel çıkarımlar mıydı, yoksa daha kişisel hikayeler mi?

Her ikisi de. Öznel, edebî deneme mahiyetinde yazılar da olsun, kuru akademik olmamak kaydıyla bilimsel incelemeye dayanan makaleler de olsun istedik. Memleket Kitapları dizisinde genel olarak bu üslup alacalığına imkân tanıyor hatta bunu destekliyoruz. Memleket dediğinizde bu homojen bir yapı değildir, coğrafya dediğiniz yer şekilleri kâh intizamlı kâh intizamsız, engebelidir. Memleket Kitapları da buna uygun olsun, değil mi ya! Demiryolu, tren, çok cepheli bir olgu, bu çok üslupluluğu iyice teşvik ediyor.

YHT yolcusu melezdir
"Demiryolcu" kimdir, tanımlıyorsunuz kitabın sunuş kısmında. Demiryolcu sadece demiryolu çalışanlarından ibaret değildir, bunu anlatıyorsunuz. "Profesyonel yolcu" olarak siz ve ben de birer demiryolcuyuz. Peki, YHT'nin demiryolcuları kimler?

Önce kitaptaki üç yazıya dikkat çekeceğim bu sorunuza cevaben. Güngörmüş demiryolu sendikacısı Zafer Boyar, söyleşisinde, karşısına on adam dizseler, aralarından demiryolcuyu mutlaka ayıracağını söylüyor! Orhan Berent'in İzmir istasyonları ve tren depolarındaki izlenimlerini okuyun, demiryolcunun kendi aleminde ayrı bir "mahluk" olduğunu anlarsınız. Dedesi, babası, abisi demiryolcu olan Mehmet Atlı'nın makalesi de, demiryolculuğun Tanpınarcı tabirle söylersem: "eşyaya sinmiş" ruhunu çok güzel anlatıyor. YHT'lerin farkı ne? Onlar, içine uçak kaçmış trenler! O uçak kılıklı halleri, demiryolculara da yansıyor gibi geliyor bana. Eski demiryolcu folkloru, tren estetiği, havayolu folkloruyla, uçak estetiğiyle karışıyor, melez bir tarz çıkıyor ortaya. Keşke güngörmüş demiryolcularla yeni yetişen trenciler arasında, eski trenlerle YHT'leri mukayese ettikleri bir söyleşi yapmayı düşünseymişiz…

Kitabın adını hangi yazıdan aldığından bahsediyorusunuz fakat "neden" bu yazı olduğuna dair tek söz söylemiyorsunuz. Ben soruyorum: Neden?

Mustafa Uçar'ın yazısının başlığı: "Bu tren bir hayattır", tam da kitaptaki yazıların havasına uygundu. Demiryollarını kendine mahsus bir âlem olarak düşünmeye… Treni zamanla ve mekânla kendine mahsus bir ilişki, bir "makam" olarak düşünmeye uygundu.

Kitabın içinde bir kitap var: Umran Yolu. Suavi Aydın, genelde demiryollarının özelde Türkiye demiryollarının tarihini yazmış. Bir 10 yıl sonra YHT'lerin tarihini yazacak birileri. Size anahtar kelime olarak "modernleşme"yi versem, nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Demiryolları, modernliğin "klasik" çağında, modernleşmenin en güçlü timsallerinden biriydi. İleri teknoloji, sürat, yayılma ve mekansal kısıtları aşma şevki… Tren bunları simgeliyordu. "Lokomotif" kelimesi hâlâ hızın, öncü atılımın mecazı olarak kullanılır. Demiryolu hattı, bir şehrin, kasabanın modern dünyaya bağlanmasının cisimleşmiş ifadesi, tren garları modernliğin anıt-binalarıydı. Modernliğin seyri içinde, daha şimdiki post-modernliğe gelmeden çok evvel, trenin bu simgeselliği eskidi. Bir kere normalleşti tren, büyüsünü kaybetti. Başka ulaşım araçlarının teknolojik gelişmesi onu "mazbutlaştırdı". Dahası, Türkiye'ye bakarsak, demiryollarının aktif biçimde ihmal edildiği uzun yıllar boyunca, eski hatta nostaljik bir alet sayıldı tren. Şimdi YHT'yle yine bir "tren modernizmi" heyecanı oluştu. Bu kısa hikaye bize global düzlemde şunu hatırlatıyor: Modernizm yerinde duran bir süreç değil, yeni merhaleleri var, modernliğin suret ve temsilleri de değişip duruyor. Türkiye örneğinde ise şunu düşündürüyor: "Türk modernizmi" diye bir şey varsa, bunun bir huyu galiba teknoloji arsızlığıdır! Yeni oyuncaklara hevesle el atarken, tren kültürünün köklü simgelerine, başta Haydarpaşa Garı'na böyle hoyratça davranılmasını başka nasıl tanımlayalım? "Türk muhafazakârlığı diye bir şey varsa…" diye de kurabilirdim tabii aynı cümleyi!

Demiryolunun ruhu banliyölerdir
Mehmet Atlı bir "demiryolistan" ülkesinden bahsediyor. Herkesin bir "demiryolistan"ı var. Sizinki nereye düşer?

Mehmet Atlı, demiryolcuların "kendi kendine yeterli" diyebileceğimiz iç dünyasından, o dünyanın imgelerinden, nesnelerinden, kokularından bahsediyor Demiryolistan deyince. Ama onun dedesi de babası da demiryolcu, o ülkenin kadim yerlilerinden! Biz sıradan tren muhipleri için, tren vasıtasıyla tecrübe ettiğimiz coğrafyalardır Demiryolistan. Benim için, mahcubiyetle söylüyorum, evvela Ankara-İstanbul hattıdır. Bir de Demiryolistan, dünyanın neresinde olursa olsun banliyölerdir, banliyö ruhudur. Türkçede varoş kelimesinden önce banliyö kelimesi vardı ve banliyö bizim için demiryolu kültürünün kelimesidir. Kenar mahallenin "modern" bir isim ve suret kazanmasını yani, demiryoluna borçluyuz.

Ayrıca kitapta Alper Araz'ın yer yer tekinsiz bir görkemi yansıtan fotoğraflarına bakarak da bir Demiryolistan görebilirsiniz.

"İçinden tren geçen şehirleri de bir başka severim. Çünkü onların Demirsporlu olma ihtimali vardır" diyor Yavuz Yıldırım. Yazıyı merakla okudum. Kulüpler kültürel hayata müdahilmiş, öğrendim: Caz bandoları, musiki toplulukları, şiir yarışmaları, satranç turnuvaları... Kültürel etkinlikler devam ediyor mu?

Zayıfladığını sanıyorum. Genel olarak köklü "kamu kurumlarının" içinin boşalmasıyla, özelleştirilmeleriyle falan da ilgili bu. Bu kurumların modernleşmeyi taşraya yayma misyonu da vardı, şimdi bu misyona gerek kalmadı, kapitalizm kendi kendine hallediyor! Sonra Demirspor'ların mesela, hele Adana gibi en büyük Demirspor'un, demiryollarıyla bağı iyice gevşedi, sembolikleşti. Yine de, ismi ve amblemi bile bir şeydir.

YHT'den hiphop parçası olur
Murat Meriç, trenin çoğu dönemde şarkılara sızdığı tespitinde bulunuyor, fakat yazısını şöyle bitiriyor: "Eski lokomotifler yavaş yavaş ortadan kalkıyor, trenin o güzel ahesteliği bu çağın hızına uymuyor artık. Çağ "hızlı tren" çağı. Trenlerin artık şarkılara girememesinin, bu kadar sık karşımıza çıkmamasının sebebi belki de bu." Zamanın içine girmek midir bu?

Belli olmaz, yüksek hızlı tren de rap/hiphop parçalara ilham kaynağı olabilir yarın öbür gün! Trenin "güzelliği", hem süratli hem de bir biçimde sakin, hem dağdağalı hem de bir biçimde asude olmasıydı. Tren muhiplerinin özlediği veya yitmesinden korktuğu şey, budur.

Türk sinemasında, trenler ve demiryolu çalışanları oldukça geniş yer buluyor. Ali Can Sekmeç, "Madem sinema hayatın karşılığıydı o zaman içinden tren geçmeyen film olabilir miydi?" diyor. Kurban edilmiş bir Ankara Ekspresi ve artık hiçbir yere işaret etmeyen yataklı trenler bir nostaljiyse, "Tren bir hayattır" hangi gerçekliği karşılayacak?

Nostalji de iş görür, endüstrisi bile var! Bu tabii sinik bir cevap. Bir yandan seyahat ederken, yol alırken, bir yandan ferah ferah oturup kalkarak, (yataklı trendeyseniz kıvrılıp yatarak), yiyip içerek, sohbet ederek "ikamet" halinizi de sürdürmenin trenden daha "başarılı" bir biçimi hâlâ icat edilmedi bana sorarsanız. Bu nedenle trenin ölmeyeceğine inanıyorum.

Son olarak, şunu sormak istiyorum: Demiryollarının görünmez kahramanları kimlerdir?

Demiryolcularının sahne gerisindeki bütün emekçileri.