1990'lı yılların ortalarından itibaren 'gore' kategorisindeki filmleri ulusal sinemalarında marjinal bir alt-tür olmaktan çıkartıp neredeyse elbirliği hâlinde yegâne ifade biçimine dönüştüren Koreli genç kuşak yönetmenler, bu cinnet gösterilerinin her yeni halkasında sınırları biraz daha zorluyorlar.
“Korku-gerilim filmleri”ne sinemanın popüler bir türü olarak hiç bir özel önyargım yok. Aksine, bu türün nitelikli örneklerini pek çok sinemasever gibi ben de fırsat buldukça ilgiyle takip ediyorum. Sözgelimi, 1976 yapımı “Kehanet” (The Omen) muhtemelen ölene kadar söz konusu kategorideki en beğendiğim yapıtlardan biri olarak kalmaya aday…
Son 10-15 yıldır ürettiği her dört filmden üçü izleyiciye “kan banyosu” yaptıran Güney Kore sinemasında, şiddete yönelik bu ağır takıntının kökenlerini, ülkenin içinden geçtiği acılı tarihsel serüvenlerde, özellikle de 1950'lerin başlarında yaşanan “bölünme travması”nda aramak pek de abartılı bir yorum olmaz sanırım. Çin'in komünist işgali sonrasında milyonlarca insanın kaybı pahasına “Kuzey” ve “Güney” olarak ikiye bölünen, sonrasında da “büyük kurtarıcı ABD”nin topraklarındaki ayrıcalıklı askerî-siyasî-iktisadî konumunu içine sindirmek zorunda kalan Kore'de ardarda iki kuşak bu travmanın gölgesinde büyüdü. Eh, bu denli çok sayıda “parçalanmış ruh”a ev sahipliği yapan böylesine yorgun bir toplumdan da şiddetin kimi zaman başka meselelerin birer metaforu, kimi zaman düpedüz meselenin özü olarak kullanıldığı, fakat sürekli baş köşede oturduğu filmler gelmesi fazla şaşırtıcı olmamalı…
Korku filmlerine bir yere kadar tamam da, bir ülkenin sineması hayatın neredeyse bütün cephelerini şiddet ve vahşet filmleri düzleminde yorumlar olmuşsa, ulusal sinemasının omurgasını en sert korku temaları üzerine kurmayı tercih etmişse, orada artık patolojik bir durum yaşanıyor demektir.
Midesi sağlam korku-gerilim tutkunları, eğer ki bu ülkenin sinemacılarının üretmekte pek mahir oldukları estetize edilmiş şiddete ve abartılı oyunculuk gösterilerine yatkınlarsa, kan revan içinde ilerleyen bu öyküyü de belli bir ilgiyle izleyebilirler. Ancak, çocuklar, gençler ve sinemadan daha ulvî, daha şiirsel beklentileri olan duygusal izleyiciler kesinlikle uzak durmalı…









