
2026 Dünya Kupası heyecanı tüm dünyayı sararken, Almanya’da yaşayan milyonlarca gurbetçi vatandaşı doğrudan etkileyen Türkiye Milli Futbol Takımı’nın müsabakaları için "ücretli yayın" kararı, akıllara EURO 2024’te yaşanan Merih Demiral krizini ve Avrupa futbol otoritelerinin Türk kültürüne yönelik bitmek bilmeyen hazımsızlığını yeniden getirdi.
Almanya, 2026 Dünya Kupası yayın haklarında skandal bir ayrımcılığa imza attı. Ülkede yaşayan yaklaşık 4 milyon Türk vatandaşının milli heyecanını adeta bir gelir kapısı ve kısıtlama aracına dönüştüren Alman yayıncılar, kendi milli takımlarının maçlarını devlet kanalları olan ARD ve ZDF üzerinden şifresiz ve tamamen ücretsiz olarak ekrana taşıyor.
Ancak sıra A Milli Takımımızın maçlarına geldiğinde, gurbetçilerin karşısına paralı platform barajı çıkarılıyor. "Bizim Çocuklar"ın gruptaki kader maçlarını izlemek isteyen Türk taraftarlar, bu heyecan için ekstra ücret ödemeye mahkum ediliyor. Bu durum gurbetçiler arasında büyük bir infiale yol açarken, kararın ekonomik gerekçelerden ziyade politik bir arka plana dayandığı görüşü ağırlık kazanıyor.

EURO 2024’teki Berlin barikatları
Yaşanan bu son yayın krizi, aslında yeni bir refleks değil. Almanya’nın ve Avrupa’nın Türk taraftarlara karşı olan katı tutumunun kökleri, iki yıl önce Almanya’nın ev sahipliği yaptığı EURO 2024’e dayanıyor. O dönem Türk taraftarların tribünlerde yarattığı muazzam atmosferden rahatsız olan Alman yönetimi, Berlin meydanlarında "Kurtlar Vadisi" müziği çalınmasını ve taraftarların kültürel bir sembol olan "Bozkurt" işaretini yapmasını yasaklamaya çalışmıştı. Bu haksız ve absürt baskılara en net cevap ise yeşil sahada, bizzat Türk futbolunun kalbinden gelmişti.
Avusturya’yı 2-1 eleyerek çeyrek finale yükseldiğimiz tarihi maçta iki gol birden atan milli savunmacımız Merih Demiral, sevincini bin yıllık Türk simgesi olan Bozkurt işaretiyle yaşamıştı. Dönemin Alman İçişleri Bakanı Nancy Faeser’ın bu kültürel hareketi siyasi bir malzeme gibi yansıtıp UEFA’yı göreve çağırması, iki ülke arasında diplomatik bir krize yol açmış ve büyükelçilerin karşılıklı olarak çağrılmasıyla sonuçlanmıştı.
UEFA’nın kişiye özel adalet terazisi
Almanya’nın başlattığı bu karalama kampanyasına çanak tutan UEFA, Merih Demiral’a jet hızıyla 2 maç men cezası vererek turnuvanın kaderini değiştirmişti. Defansımızın sigortası olan Merih’in cezası nedeniyle oynayamadığı Hollanda maçında millilerimiz 2-1 yenilerek turnuvaya veda etmiş, yarı final kapısından dönmüştü.
Ancak UEFA’nın ceza defteri karıştırıldığında ortaya çıkan tablo, adaletin renginin pasaportlara göre değiştiğini net bir şekilde kanıtlıyor:
Hollandalı Weghorst: Ülkesinin ulusal simgesi olan "Aslan" hareketini tribünlere karşı defalarca yaptı, hiçbir ceza veya soruşturma açılmadı.
Sırp Kolarov: Doğrudan aşırılıkçı ve paramiliter bir geçmişi simgeleyen "Çetnik Selamı"nı verdi, UEFA kafasını kuma gömdü.
İsviçreli Shaqiri: "Arnavut Kartalı" işaretini yaptı, sadece para cezası aldı.
İngiliz Jude Bellingham: Tribünlere yönelik sportmenlik dışı ve kışkırtıcı malum hareketi yaptı, cezası sadece "çerez parası" niteliğindeki bir para cezasına tabi tutuldu.
Söz konusu bir Türk futbolcunun kendi kültürünü sahaya yansıtması olduğunda UEFA’nın doğrudan "men" mekanizmasını çalıştırması, spor tarihine kara bir leke olarak geçti.
Viking’e kültürel miras Türk’e siyasi ceza!
Avrupa’nın çifte standart tiyatrosunun en güncel ve somut örneği ise Norveç Milli Takımı’nın son hamlesi oldu. Geçtiğimiz günlerde Norveçli futbolcular, ataları olarak kabul ettikleri Vikingler gibi giyinip, savaş baltaları ve boynuzlu miğferlerle resmi pozlar vererek bunu bir "kültürel gurur" olarak dünyaya sundular.

FIFA, UEFA ya da Avrupa medyası bu duruma en ufak bir tepki göstermedi; aksine "kültürel zenginlik" olarak alkışladı. Norveçlinin Viking baltası kültürel miras sayılırken, Türk’ün Bozkurt’unun "fobi" yaratması, batının vizyonundaki kirli ayrımcılığı bir kez daha gözler önüne serdi.






