Başkanlık sistemine karşıyım

04:0011/01/2016, Pazartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Bülent Orakoğlu

Bilindiği gibi, 13 yıldan bu yana milletten aldığı destekle tek başına siyasi iktidarını devam ettiren Ak-Parti daha uzun yıllar bu siyasi başarısını devam ettirerek, iktidarda kalmayı garantilemiş gibi görünüyor. Bu başarının en önemli sırrı başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet yetkililerinin, Türkiye'nin “Milli Güvenliği, toprak bütünlüğü, bölgesel hedefleri” söz konusu olduğunda taviz vermeyen kararlı dik duruş ve tutumlarında saklı görünüyor. Yurt içinde ve dışında özellikle Suriye ve Musul'da

Bilindiği gibi, 13 yıldan bu yana milletten aldığı destekle tek başına siyasi iktidarını devam ettiren Ak-Parti daha uzun yıllar bu siyasi başarısını devam ettirerek, iktidarda kalmayı garantilemiş gibi görünüyor. Bu başarının en önemli sırrı başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet yetkililerinin, Türkiye'nin “Milli Güvenliği, toprak bütünlüğü, bölgesel hedefleri” söz konusu olduğunda taviz vermeyen kararlı dik duruş ve tutumlarında saklı görünüyor. Yurt içinde ve dışında özellikle Suriye ve Musul'da küresel güçlerin oyununu bozabilecek şekilde terörle mücadele, askeri strateji ve taktikler ile diplomatik faaliyetlerin eşgüdüm içinde yürütülmesi sonucu ''ülke yararı gözetilerek'' alınan kararların başarılı bir şekilde psikolojik harp metotları ile desteklenmesi ülkemizin caydırıcı gücünü arttırırken, dost ülkelere güven düşmana korku salması hedefleniyor.

Bu minvalde, Türkiye'nin başkanlık sistemine geçmesinin en önemli prosedürlerinden biri olan Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesine yönelik 12 Eylül 2010 tarihli referandum yüzde 58 evet oyu oranı ile kabul edilmişti. 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 52 oy alan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olarak halkın oylarıyla 12. Cumhurbaşkanı seçilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimler öncesinde ve sonrasında Türkiye'deki mevcut sistemin ''siyasette istikrarsızlık'' yarattığı gerekçesiyle değiştirilmesi gerektiğini açıklamış bu nedenle 12 Eylül Darbe Anayasası değişikliği içinde başkanlık sistemine geçişin de yer alması gerektiğini belirtmişti.

Bu tarihten sonra siyaset mekanizmaları ve kamuoyunda başlayan tartışmalarda Başkanlık sistemlerinde ''hükümet istikrarı ve güçlü muhalefet'', ''yerel yönetimlerin güçlendirilmesi'' yeni sistemin iki temel hedefi olarak, Yeni Türkiye'nin yeni bölgesel ve küresel vizyonuna önemli katkılar sağlayabileceği, yeniden yapılanma demokratik değişim ve dönüşüme ayak uyduramayan siyaset kurumları açısından tehlike çanlarının çalması anlamına da geldiği savları ortaya atılmıştı.

İktidar açısından Türkiye usulü rasyonel veya yarı başkanlık sistemi, insanı öne çıkaran demokratik ve özgürlükçü bir anayasa ve daha demokratik bir seçim sistemi ve parti içi demokrasiye geçişi sağlayabilecek siyasi partiler yasası ile desteklendiği takdirde, Türkiye'de siyasi istikrarsızlığı önleyecek, Yeni Türkiye'nin Ortadoğu ve dünyada bölgesel ve küresel güç olma yolunda önemli bir parametresi olabilecekti.

Muhalefet açısından ise, ülkemizde milli irade ve demokrasiye karşı olarak, vesayet sistemlerinin güçlenmesinin önünü açan, dış ülkelerin de müdahil olduğu darbe süreçlerinin yaşanmasına neden olan mevcut sistemin gözü kapalı desteklenmesi, parti içi değişim ve dönüşümlere kapalı bir strateji ile hareket edilmesi neticesi oluşan güçsüz ve aciz muhalefet perspektifinin seçimler sonrasında ağır bir yara alarak liderleri de içine alan siyasi bir tasfiyeye dönüşme ihtimali ile kaçınılmaz bir son olduğu

analizleri yapılmıştı.

Bu tarihlerde muhalefet partilerinin ve bazı vesayetçi yapılar ile kalemlerin başkanlık sistemine yalnızca kendi menfaatleri ve 'Erdoğan karşıtlığı' nedeniyle karşı çıkmaları kamuoyunu tatmin etmemişti. 7 Haziran'dan yalnızca aylar sonra yüce Türk milleti Türkiye üzerinde oynanan oyunların farkındalığında olarak milli güvenliğimize toprak bütünlüğümüze yönelik tehditlere karşı başta Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan olmak üzere Ak Parti'ye güven ve itimadını yenilemek suretiyle kritik bir süreçte iç ve dış sorunlara karşı Türkiye'nin elini güçlendirmişti.

1 Kasım seçimleri sonrasında 12 Eylül darbe Anayasası'nın kaldırılması katılımcı ve güçler ayrılığı prensibine dayanan insan onurunu öne çıkaran yeni ve sivil bir anayasa yapılması konusunda Ak Parti, CHP ve MHP anlaşmış görünüyor. Ancak CHP ve MHP'de başkanlık sistemi ile ilgili eski görüşlerinde bir değişiklik görünmüyor. Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta yaşanan gelişmeler ışığında, ulusal güvenlik terör özellikle dış politika konularında hızlı ve süratli karar almaya ihtiyacı olduğu bir vakıa olarak karşımızda dururken CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan'a karşı değilim ama ''başkanlık sistemine karşıyım'' açıklaması geçmişe bakarak yeni ve sivil bir anayasa konusunda bu partiye ne kadar güvenilebileceği sorusunu akıllara getiriyor. Özellikle Kılıçdaroğlu'nun ''Yeni Gladio FETÖ'' ile ilişkileri göz önüne alındığında, doğal olarak Türkiye'yi yeni bir referandum veya yeni bir genel seçim beklediğini düşünmemiz herhalde yanlış olmaz.
#fetö
#kılıçdaroğlu
#ortadoğu