“Eski ve yeni elitler arasındaki güç paylaşımı”

00:005/06/2007, Tuesday
G: 28/08/2019, Wednesday
Davut Dursun

Ünlü Fransız gazetesi Le Monde''da yayınlanan bir analizde Türkiye''deki son gelişmeler ve kriz değerlendirilmiş. Bazı şehirlerde gerçekleştirilen “Cumhuriyet Mitingleri” ile Cumhurbaşkanı seçimiyle ortaya çıkan siyasi kriz, erken seçim süreci, seçimler sonunda ortaya çıkacak muhtemel tablo gibi konularda değerlendirmeler yapan Le Monde “Türkiye''de yaşanan krizin asıl nedeninin din değil, eski ve yeni elitler arasındaki güç paylaşımı olduğunu” iddia etmiş.Yaşanan krizin asıl nedeninin “din” olmadığına

Ünlü Fransız gazetesi Le Monde''da yayınlanan bir analizde Türkiye''deki son gelişmeler ve kriz değerlendirilmiş. Bazı şehirlerde gerçekleştirilen “Cumhuriyet Mitingleri” ile Cumhurbaşkanı seçimiyle ortaya çıkan siyasi kriz, erken seçim süreci, seçimler sonunda ortaya çıkacak muhtemel tablo gibi konularda değerlendirmeler yapan Le Monde “Türkiye''de yaşanan krizin asıl nedeninin din değil, eski ve yeni elitler arasındaki güç paylaşımı olduğunu” iddia etmiş.

Yaşanan krizin asıl nedeninin “din” olmadığına yapılan vurgu önemli. Toplum kesimleri arasında ve özelikle de aydınlar arasında “din”in anlaşılması konusunda ortak bir anlayışın olduğu söylenemez. Zaten dinin anlaşılması hususunda farklılıklar tarih boyunca öne çıkmış ve buradan mezhepler, düşünce ekolleri, tarikatlar, hizipler ve farklı teoriler gelişmiştir. Bütün bunların belli bir meşruiyet içerisinde varlıklarını sürdürdüklerini biliyoruz. Önemli olan bu farklı anlayış ve yaklaşımların bir çatışmaya, gerginliğe ve bölünmeye yol açmadan yaşıyor olmasıdır. Türkiye''de farklı din anlayışlarının genelde bir çatışma ve bölünme konusu olmadığını sevinerek ifade edebiliriz.

Le Monde''un yaşanan krizi “eski ve yeni elitler arasındaki güç paylaşımı” olarak değerlendirmesi yeni ve farklı bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bildiğim kadarıyla söz konusu kriz ve bu süreçte yaşananlar hakkında pek çok değerlendirme yapılmış ve birbirinden farklı analizler önümüze serilmiştir. Her bir analizde farklı faktörler öne çıkarılmıştır. Hiçbirinde burada olduğu gibi krizin “eski ve yeni elitler arasındaki güç paylaşımı”ndan kaynaklandığının değerlendirildiğini görmedik. Bu bakımdan bu yaklaşım önemli ve yeni bir yaklaşımdır.

Önce şu soruyu sormamız gerekiyor: Türkiye''de sistem üzerinde belirleyici rol oynayan “eski ve yeni elit” gruplar var mıdır? Zaman zaman “Eski Türkiye, Yeni Türkiye”, “ Resmi Türkiye, Öteki Türkiye” gibi belli düzeyde karşıtlığa vurgu yapan ve farklılığı ortaya koyan kavramlaştırmalar yapılmaktadır. Bu tür kavramlaştırmaların belli toplumsal, düşünsel ve hatta siyasal bir temeli olduğunu biliyoruz.

Peki elit olarak tanımlanan toplumsal kesim kendi içerisinde eski ve yeni olarak ikiye bölünmüş ve bunlar arasındaki bir güç paylaşımı mücadelesi var mıdır?

Buradaki “elit” kesimi “aydın” olarak da okuyabileceğimizi sanıyorum. Bu durumda “eski ve yeni aydın kesimler arasında güç paylaşımı”nın yaşandığına işaret etmiş oluruz.

Cumhuriyetin kendisine özgü bir “özgün aydın” kesimi oluşturduğunu biliyoruz. Özellikle Tek Parti Yönetimi döneminde takip edilen politikalarla Cumhuriyetle özdeşleşen, Cumhuriyet değerlerini içselleştirmiş, ideolojik/düşünsel çerçevede belli katkı sağlayan bir aydın kesimi yetişmiştir. Bu kesimin kendi içerisinde belli bir homojeniteye sahip olduğu ve farklılıklara yer olmadığı biliniyor.

Çok partili yönetime geçildikten sonra Türkiye''nin bütünleşmeye çalıştığı demokratik dünyadaki gelişmeler ışığında toplumsal/siyasal düşüncelerin farklılaştığı, aydın kesiminde farklı eğilimlerin belli oranda yaşama imkanı bulduğu ve aydın kesimin monist yapısı kaybederek çoğulcu bir yapıya doğru evrildiği gözlenmiştir. Mesela ellili yıllarda iktidar olan Demokrat Partinin takip ettiği politikaların da etkisiyle “hür dünya”dan yana, liberal değerlere yakın duran yeni bir aydın kesimi gelişmiştir. Altmışlarda ise öne geçen demokrasiyi yadsıyan otoriter sistem yanlısı Baasçı sosyalist aydınlar olmuştur. Yetmişli yıllarda yaşanan toplumsal ve siyasal kriz ve kaos biraz da aydınlar arasındaki kriz ve kaos olarak ortaya çıkmıştır. Seksenlerde hem dünya hem de Türkiye yeni bir yola girmiş ve liberal değerler ve bunu savunan aydınlar öne çıkmışlardır. 24 Ocak 1980 Ekonomide istikrar tedbirleri ile başlayan yeni dönemde devletçi, merkeziyetçi klasik aydın kesimleri yarıştan koparken liberal ve küreselliği savunan aydınlar etkili olmuşlardır. Doksanlı yıllarda aydın sınıfına yeni ve farklı bir grup katılmıştır ki bunlar da muhafazakar/liberal veya muhafazakar/demokrat aydın grubudur. Doksanlardan sonra Türkiye''deki iktidar yarışında belli bir etkiye sahip olan bu son grupla birlikte aydın sınıfı kendi içerisinde farklı kesimleri içeren bir yapıya kavuşmuştur.

Şimdi sorulacak soru şu: Le Monde''un sözünü ettiği “eski ve yeni elitler” hangileridir? Aydın kesimini bu şekilde bölmek fazla gerçekçi gözükmemekle beraber sırtını devlete dayamış, devletten beslenen ve varlığı statükonun devamına bağlı olan kesimlerle sivil, değişimden yana, küresel gelişmeler ışığında toplumun ve siyasetin yeniden yapılanmasını talep eden demokrat kesimler arasında bir mücadelenin olduğu açıktır. Bunu bürokrasi ile siyasetin veya merkez güçleri ile kenar kesimlerin güç paylaşımı olarak da okumak mümkün.