
Anlatmaya çalışacağım konuların da yukarıdaki başlık kadar karışık olacağını hemen belirteyim. Çünkü bugünlerde yaşadığımız olaylar ülke gerçeği olarak kimin nerede, nasıl bir duruş sergilediğini ortaya koyacak işaretler içeriyor.
Çukurova Elektrik bu ülkenin bir gerçeğidir. Kamu ve yöre halkının hissedarlıkları ile kurulan şirkette bizi ilgilendiren asıl bölüm 1990''lı yıllardan sonra yaşandı.
Çukurova Elektrik''te yakın dönemdeki ilk önemli kavga, Uzan ile Sabancı Grupları arasında yaşandı. Bu kavganın sonucunda Sabancı Grubu çekilerek Çukurova Elektrik Uzan Grubu''nun yönetimine geçti. O zamanki davadan bugün bizi ilgilendiren iki noktaya dikkat çekeceğim. İlk nokta Çukurova Elektrik''te Sabancı''ların avukatı kimdi? Peki, bugün Çukurova Elektrik davasında Libananco''ya karşı Türkiye''yi savunan yabancı avukatlık şirketinin Türkiye temsilcisi kim?
Türkiye Çukurova Elektrik''le ilgili bugün neden dava yaşıyor? Şirketin malvarlıklarına (imtiyazlarına) el konulurken Enerji Bakanlığı''na bu yönde kim rapor verdi? O rapora dayanılarak Enerji Bakanlığı işlemler gerçekleştirdi ise bugün Libananco davası neden yaşanıyor? Yani akıl hocası ile yaşanan dava sürecine yeni davalar eklenirken aynı akıl hocası iş başında olabilir mi?
Burada bir sürece daha değinmemiz gerekiyor. Çukurova Elektrik ile SPK arasında yıllarca süren bir sürtüşme vardı. SPK''nın Çukurova Elektrik hakkında o kadar duyuruları olmuştur ki, bu duyuruları takip etmek, anlamak, yorumlamak tam bir uzmanlık gerektiriyordu.
Ve sürecin sonunda Adanalı esnafın ve borsadaki küçük hissedarların Çukurova Elektrik üzerinden malvarlıklarına TC Devleti el koydu. (Bana göre ise devlet milletin malını gasp etmiştir.)
Çukurova Elektrik''te Uzan yönetiminin faturası herkese kesilmiştir. Yönetimle hiç ilişkisi olmayan-olamayacak olan insanlara bir bakıma Uzan faturası ödettirilmiştir. Bu konuda SPK''nın yıllarca süren kararları ise ayrı bir tartışma konusudur.
Acaba Çukurova Elektrik''in küçük hissedarlarına bu şirket Uzanlar''a satılırken satış izni verilseydi, yani şirketi yönetenin de fiyatlandırma imkânı tanınsaydı ne olurdu? Çünkü yönetim hatası nedeniyle şirketin imtiyazlarına el konuluyorsa, yönetim dışındakilerin hakkı ne olacaktır? Bu konuyu neden açıyorum?
SPK''nın yeni Başkanı Prof. Dr. Vedat Akkiray yönetim değişimlerinde “halka çağrı” denilen uygulamayı fiili olarak kaldıracak bir tasarı değişikliği peşinde. Çağrı muafiyeti için yüzde 50 şartını yeterli görmeyi arzuluyor. Yani bugün ortalama halka açıklık oranı yüzde 34 olan borsamızda, şirketlerin yönetimleri değişse bile halka çağrı olmayacak.
Yakın tarihten bir örnek vereyim. Ak Enerji halka 700 milyon dolar üzerinden halka satılıyor. Ardından Ak Enerji''yi yaratan ve küçük hissedarları da olan şirketlerden Ak Enerji hisselerini 200 milyon dolar civarından satın alınıyor. Ve ardından yabancılara “yönetim payıyla” 800 milyon dolara satılıyor. Ve çağrı yok…
Eğer bir şirketin hisse satışında “yönetim primi var ise” ve o şirketi halka satarken yönetime göre satılıyorsa, şirket el değiştirirken küçük hissedarlara “yeni yönetimle olmak veya olmamak” hakkı verilip verilmeyeceği sorgulanmalıdır.
Eğer halka çağrıyı da kaldıracaksak, o zaman kim yönetim riskini üstlenecektir? O zaman milletin hakkını gasp edenler bu hakkın parasını da tıkır tıkır ödemelidirler. Hak''tan anlaşılmıyorsa yeniden izah edelim: Milletin malını gasp etmek günahtır, günah…
Çukurova bir derstir. Ama ders almadığımızı görünce bu da bize ders olsun demekten başka bir şey söyleyemiyorum.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.