
Dünyanın her yerinden kriz haberleri, çatışma haberleri, işgal haberleri geliyor. Saf güce dayalı bir dünyanın kapıları ardına kadar açıldı. Neredeyse “iyi haber” yok gibi.
İnsanlığın ortak iyiliğine hiçbir adım atılmıyor, yeryüzünün her köşesinde potansiyel büyük patlamaların ilk günlerini yaşıyoruz.
ABD Başkanı Trump, Venezuela baskını ve Devlet Başkanı’nın kaçırılmasından sonra Meksika sınırına asker yığıyor. Kolombiya’yı işgal etmeyi konuşuyor. Şili ve bütün Orta/Latin Amerika’yı ABD’ye bağlayacağını söylüyor.
Diğer taraftan Kanada’yı ABD’ye katmayı, Grönland’a el koymayı planlarken BM kurumlarından çıkıyor, NATO ile bağını koparmaya yöneliyor.
Yine ABD ve İsrail, günlerdir toplumsal protestolarla sarsılan İran’a askeri müdahale yapacaklarını, açıkça saldıracaklarını, İran rejimini yıkacaklarını söylüyor. Alternatif olarak bulabildikleri tek kişi de Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu. Yani İran’a demokrasi olarak Şah’ı getirmeye çalışıyorlar!
Yani kimsenin İran’da, ABD-İsrail saldırıları altındaki ülkelerde demokrasi arayışı yok. Hepsinde petrole el koyma, doğalgaza el koyma, madenlere el koyma, kara ve deniz ticaret koridorlarına el koyma planı var. Kitleler sadece birer malzeme, sadece kullanılan birer silah.
Bunlar olurken İngiltere, Fransa ve Almanya, Grönland’a el koyacağını açıklayan ABD’ye karşı, Danimarka’ya destek veriyor hatta bu bölgeye asker çıkaracaklarını söylüyor. Hem de NATO birlikleri.
Bu durumda ABD ve Avrupa, “NATO içi çatışma ya da ayrışma” ihtimali ortaya çıkıyor. Görünüşe göre bu ABD’nin umurunda değil. Ama Avrupa, doğusunda Rusya tehdidi varken ne yapacak? Fransa’da “NATO’dan çıkmak” için yasa tasarısı bile hazırlandı.
Devam edelim: S. Arabistan, İsrail-BAE eksenini Yemen’den çıkardı, sildi. Şimdi aynı eksenin Somaliland’deki varlığına müdahaleye hazırlanıyor.
Türkiye ile birlikte, aynı eksenin Sudan’daki varlığına müdahaleye hazırlanıyor. Sudan ve Somali’deki İsrail eli kesilirse, İsrail bu bölgede ciddi anlamda güç kaybedecek. Yakında bu iki yerde de askeri müdahaleler başlayacak.
İran içindeki çatışmalar, İran’ın devrilmesi ile sonuçlanırsa, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya yer yerinden oynar.
ABD ve İsrail’in bu ülkeye hâkim olması, bölge genelinde yüz yıl sürecek devasa bir belirsizlik oluşturacak. Dünyanın bu kırılma döneminde bu buhran kaldırılabilir mi, emin değilim.
İran parçalanabilir. O parçalanırsa Türkiye de parçalanabilir. Hedefleri de bu zaten. Artık rejim meselesi, ideolojik kimlik, etnik ve siyasi kimlikler önemli değil. Güç ve kaynaklar her şeyi yönetecek.
Yeni bir küresel talan fırtınası başladı ve bu birçok ülkeyi mahvedebilecek tehlike barındırıyor.
Bunlar olurken yine Latin Amerika’da, Arjantin’de ormanlar yakılıyor. İsrail askeri kimliğine sahip kişilerin, Arjantin, Şili, Patagonya bölgelerinde ormanları ateşe vermesiyle bu ülkelerde yüzbinlerce insan sokağa çıktı.
İsrail’in bölgeye Yahudileri yerleştirme planı, bölgenin kaynaklarına el koyma hesapları bir anda bütün ülkeleri hareketlendirdi. ABD ve İsrail’in bu bölgelere askeri olarak da “müdahale edeceği”ne inanılıyor.
Şu an, Amerika kıtasından Ortadoğu’ya, Pasifik’ten Güney Asya’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya, yeryüzünde her yer hareketlenmiş durumda ve bunun nerelere varacağı kestirilemiyor.
Artık devletleri sınırlayan hiçbir üstyapı, kurum kalmadı. Ahlak, teamül, uluslararası hukuk diye bir şey kalmadı.
Çok tehlikeli bir döneme girdik. Bütün insanlık, “İsrail-ABD aşırı sağı”nın kıyamet savaşlarına dönecek işgalleriyle, hırsızlıklarıyla, talanlarıyla boğuşuyor.
Peki biz ne yapacağız? Bizim coğrafya, bu küresel fırtınaya nasıl hazırlanmalı, ne tür önlemler almalı? Yeryüzünün eksenini biz oluşturuyoruz. Bizden başka her ülke, merkezin dışında. Biz bu merkezi teslim edecek miyiz? Edersek bizi nasıl bir gelecek bekliyor?
Türkiye, küresel fırtınaya en hazırlıklı ülkelerden biri. Kendi bölgesinde ve küresel ölçekte, etki gücü en yüksek ülkelerden biri.
Yıllardır bugünlere hazırlık yapıyordu. Hâlâ olağanüstü bir savaş, savunma hazırlığını devam ettiriyor. Etki gücü Afrika derinliklerinden Güneydoğu Asya’ya hissediliyor. Muhtemelen bu fırtınadan güçlenerek çıkacak birkaç ülkeden biri olacak.
Ama; artık sadece ülkelerin savunması değil, bölgelerin savunması esas. Hiçbir ülke bu fırtınadan tek başına çıkamaz. Öyleyse, coğrafya ölçekli savunma kalkanları oluşturmak, dayanışma hatları oluşturmak esastır.
Pasifik kıyalarındaki Endonezya’dan, Atlantik kıyılarındaki Senegal’e kadar, Müslüman Orta Kuşak, yeryüzünün eksenidir. Dünyanın bütün medeniyetleri, dinleri, kaynakları, kara ve deniz geçişleri bu kuşaktadır.
Petrol, doğalgaz, madenler, nüfus dinamiği bu kuşaktadır. Bütün jeopolitik tezler bu coğrafyaya göre formatlanır. Küresel hakimiyet tezlerinin tamamı bu kuşaktan geçer. Bütün imparatorlukların ev adresi bu kuşaktır.
Bugünkü küresel fırtınanın da ana cepheleri bu kuşakta olacaktır. Güçler hesaplaşması burada yaşanacaktır. Bu kuşaktan uzak olan güçler, gelecekte etkili olamayacaktır.
Ve bu kuşak Müslüman’dır. Yeryüzünün ana ekseni Müslüman’dır. Dünyanın merkezi Müslümanların elindedir.
Coğrafya silahtır! Nükleer silahlardan bile güçlü bir coğrafyaya hakimiz. İnsanlığın en büyük imparatorluklarından bile güçlü bir coğrafyanın sahipleriyiz. Öyleyse, bu kuşak yeni geleceğin belirleyicisi olmak zorundadır. Onlar bizleri savaş cepheleri görürken bizler gücün ana cepheleri olmak zorundayız.
Türkiye, S. Arabistan, Pakistan, Endonezya, Malezya, Cezayir, Mısır, Özbekistan, Pakistan, Katar, Suriye, İran arasında çok acil savunma ortaklığı kurulmalı. Hiç değilse çekirdek olarak Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan arasında nükleer ortaklığı da içine alan bir savunma ortaklığı kurulmalı.
Bu ülkeler, ortak ordu; ortak hava savunması, ortak donanma gibi birçok alanda hızlı birliktelikler inşa etmeli. Bu ülkeler, kendi bölgelerindeki çatışma alanlarını hızla kapatmalı.
ABD ve İsrail’in silah olarak kullandığı bütün örgütleri tasfiye etmeli. İsrail adına hareket eden BAE, Bahreyn gibi ülkeleri kontrol altına almalı. Bu güçlerin parçaladığı Suriye, Somali, Sudan gibi ülkelere askeri destek verip, bu ülkeleri toparlamalı.
Küresel fırtına tam başlamadan, yıldırım hızıyla bu işler tamamlanmalı. Öyle bir dünyaya oluşuyor ki, kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak. Kimse kimsenin elinden tutmayacak.
Gazze’de yapılan soykırım küreselleşecek. Öyleyse, bu ülkeler şimdiden, çok hızlı adımlar atmalı. Bir gün bile gecikmemeli.
Herkes geleneksel düşmanlık tezlerini terk etsin. Batı’nın “zaaflar stratejisi” bu korukları besleyerek uygulanıyor. Zaaf alanları derhal kapatılmalı. Bölgenin merkez ülkeleri bu konuda birbirine yardım etmeli.
Bu bir lüks değil, iyi niyet değil, zorunluluk. Her ülke bunları yapmaya mecbur. Yapmayanların başına büyük felaketler gelecek.
Bu tehlikeyi gören bütün devletler, “nükleer kalkan oluşturma” dahil, bilinen her anlamda ortak savunmaya, coğrafya savunmasına geçmeli.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mısır ve İran’ı da katarak, bölge içi çatışmaları derhal durdurmalı. Sudan, Somali, Yemen, Suriye gibi, bütün kriz alanlarına askeri müdahaleler başlamalı.
Küresel fırtınaya hazırlık sadece silah üretmek değildir. İç bütünlüğü sağlam tutmak, devlet iktidar alanını sağlam tutmak, bölgesel ortaklıkları sağlam tutmakla mümkündür.
İsrail’in elinde paçavraya dönmüş Batılı ülkelerin, bizim coğrafyada ahkam kesmelerine, rejim ve lider dayatmalarına, askeri müdahalelerine artık izin verilemez.
Pasifik’ten Atlantik kıyılarına kadar, dünyanın zenginliklerini, deniz ve kara geçitlerini kontrol eden bu kuşak, bir “acizler kuşağı” değil, bir “Süper Kuşak” olmalı ve bu mümkün.
Türkiye “Süper Güç”, bu coğrafya “Süper Kuşak” olacak, bunun başka hiçbir yolu yok! Ve Türkiye’nin acilen nükleer güç olması şarttır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.