İran ve ABD arasındaki savaşın, taraflardan birinin kesin mağlûbiyeti yaşanmadan sona ereceğine hiç inanmadım. Bu sebeple, çürük çarık maddelerden meydana gelen son ateşkese de barış adına bel bağlamadım. Bunun üçüncü perde için bir mola olduğunu, muharebelerin er geç yeniden başlayacağını ifâde ettim. Nitekim öyle oldu. Trump Ankara’daki basın toplantısında ateşkesin sona erdiğini ve tez zamanda İran’a yeniden saldıracaklarını beyân etti. Arkası da geldi.
Rusya-Ukrayna savaşı için de benzer düşüncelerim mevcut. Bu savaşta doğru düzgün bir ateşkes olmadı. Buna mukâbil, hem mühimmat eksiklikleri, lojistik sebepler hem de iklim şartları gibi hâricî sebepler mûcibince bu savaş da dalgalı bir seyir tâkip etti. Kâh yoğunlaştı, kâh düşük bir seviyede seyretti. Şimdi her ikisine de biraz yukarıdan bakalım. Kuzeyden güneye doğru bir hat çekildiğinde bu coğrafyanın Avrasya olduğu hemen anlaşılacaktır. O hâlde bu iki savaş Avrasya savaşının iki veçhesini meydana getiriyor.
Elbette mücâdele tek başına bir Avrasya mücâdelesi değildir. Ufkî bir eksende başka coğrafyaları da; meselâ Doğu Akdeniz, Hazar ve Hint Denizini de içine almakta, hattâ Kızıldeniz civârında Afrika Kıt’asına sıçramaktadır. Evet, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Hazar ve Hint Denizi doğrudan ve dolaylı olarak bu meseleye dâhildir.
Pekiyi, neden böyle oldu? Biraz târihi hatırlayalım: Emperyal yapıların askerî boyutları, kara ve deniz eksenlerindeki ticârî dolaşımların emniyeti için işlev görürler. Meselâ bir Roma ordusu ve donanması Akdeniz’de ve İpek Yolu’nda emtiânın akışının garantörüdür. Kadim emperyal yapıların kendi yarattıkları özgül “iktisâdî” değerleri de vardır. Ama bu her yerde aynı ağırlık çıkmaz karşımıza. Binlerce sene boyunca başta mübrem mallar olmak üzere en büyük üretim havzaları (Kuzey) Hindistan ve Çin’dir. Elbette Balkanlar (Tuna) Mezopotamya(Fırat-Dicle) ve Mısır(Nil) da ihmâl edilmeyecek ağırlıklara sâhiptir. Lâkin bunlar daha çok bu havzaları tutan siyâsî yapıların iç tüketimine hizmet eder. Ama İndüs ve Sichuan’ın ürettiği artık ile mukayese edilemez. Hayli zengin üretim havzalarına sâhip olsa sa Akdeniz’de ortaya çıkan kadim emperyal yapıların kudreti, doğudan gelen zenginliklerin emniyetli dolaşımından nemâlanıyordu. Ex Oriente Lux, yâni Işık Doğu’dan gelir lâfı boşuna türememiştir.
Modern müstemlekecilik ışığın geldiği yerlere ulaşmanın iştahı ile şekillendi. İklimi berbat, toprağı zıraat için elverişsiz eski zamanlar Avrupa’sı büyük ölçüde Müslüman imparatorlukların kontrolü altındaki ticâret hatlarındaki bloklaşmaları kıramadığı için kendi aydınlanmasını ikmâl etti. Coğrafî keşifler, ilim ve fen; hattâ felsefe ve sanatın zincirleme patlamalarla gelişmesi bu sıkışmışlığı aşmak içindi. Neticede başardılar. Kendilerini boğan târihsel blokları dolaylı yollardan aşarak bu zenginliklere çöktüler. Amerikalar ise bu sürecin muhteşem bir bonusu oldu. Ziraat ve ticâret kapitalizminin eşlik ettiği bu zamanlarda (16-19.Yüzyıllar arası) yaptıkları denizaşırı üretimlerde bulunmak ve bunları kendi güzergâhları üzerinden Avrupa’ya çekmekten ibâretti.
19.Asırda ise meselenin veçhesi tamâmen değişti. Sınâî kapitalizm, binlerce sene hüküm sürmüş târihi esastan değiştirdi. Artık üretimin merkezi Avrupa olmuştu. Artık onlar üretecek, kalan dünya ise tüketecekti. Müstemlekecilik de şekil değiştiriyor ve emperyalizme evriliyordu. Bu aynı zamânda dünyâ işbölümünün yeniden teşkilâtlanması mânâsına geliyordu. Batı hârici dünyâlar Batı sanâyisi için ucuz hammadde ve emek üretecek; onlar Batı’daki sınâî komplekslerinde işlenip mâmûl hâle getirildikten sonra dünyâya pazarlarına sürülecekti. Kendilerine muazzam kârlar temin eden bu sistemin yüzdürülmesi hayli çetindi. Bir defâ kendi aralarında büyük bir rekâbet vardı. Diğer taraftan kendi içlerinde sınıf çelişkilerini, çatışmalarını çözmek mecbûriyetindeydiler. Emtia ve hizmet dolaşımının küresel emniyeti için muazzam ordular beslemeli , kontrollerini devâm ettirmek için hayâtın her sâhasına muazzam yatırımlar yapmak zorundaydılar. Kara, hava ve bilhassa deniz üzerindeki ticârî yollar onların kontrolünde emniyetli seyrüseferlere açık tutulmalıydı. Teslim etmek gerekir ki sistem çok sayıdaki bâdieyi atlatmaya muvaffak oldu. Sistem karşıtı her tepkiyi massetmeyi bildiler. Ama en ağır darbe hiç beklemedikleri bir yerden, bizzat refah toplumundan geldi. Kapitalist zihniyet refah toplumunu kendi cenneti olarak tasarladı. Ama tam aksine refah toplumu kendi cehennemlerine dönüştü. Kapitalizmi içeriden çürüttü. Akıl almaz mâliyetler doğurdu. O kadar ki, neticede kapitalizmin çarklarını çevirmek imkânsız hâle geldi. Sermâyenin niteliği ile kapitalizm içinde gelişen ve sistemin şöyle böyle massetmeyi başardığı kültürel/zihnî ve rûhî birikim arasındaki makas açıldı. 1970’lerden günümüze yaşanan hâdisat bu kopmayı anlatır. Bu süreci durdurmak için pürtelâş çok gayret sarfettiler ama netice istedikleri gibi olmadı. Sistem istemeye istemeye massettiklerinden arınmak için seferber oldu. 1980’lerde başlayan neoliberal dalga bunun içindi. Ama üretici güçlerin kaçışına mâni olamadılar. Kendi kâr arzuları istikâmetinde ihtimamla açık tuttukları küresel ticârî damarlar kendi aleyhlerine çalışmaya başladı. ARGE üstünlükleriyle gelişen teknolojik standartları ve finansal tekelleriyle buna bir müddet direndiler. 2008 Krizi sonrasında bunlar da işe yaramaz oldu. Ellerindeki son koz askerî kapasiteleriydi. Bunu devreye soktular. Mâdem ki kendi kurdukları küresel damarlar artık başkalarının lehine,kendileri aleyhine çalışıyordu; o hâlde bu damarlar içindeki dolaşımı baskılayarak rakiplerini çökertilmeliydi. Bizim Türk filmlerinde olduğu gibi, “Ya benim olacaksın, yâhut kara toprağın” kabilinden bir senaryo bu. Emperyal krizler dâima çılgınlık doğurur. Neronlar, Caligulalar için gün doğar. Trump modern bir Neron’dur. Ama her çılgınlığı hesâbî bir aklın yönettiğini de unutmamak gerekir. Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-İran savaşı ve bu eksende gelişen sâir çatışmalar bu senaryoya oturuyor. Başka bir yazıda bunun jeopolitik dağılımını da yazmak isterim. Çünkü çok ilginç seyrediyor. Ama şimdilik şuna işâret ederek bitirelim. İran ve Rusya çatışmanın kilitlendiği, Gordion düğümü hâline geldiği noktalar. Burada ya Çin Batı’yı veyâ aksine Batı Çin’i bükecek. Berâberlik kaldırmayan bir durum bu. Onun için kimse müzâkerelere, ateşkeslere kendisini kaptırmasın. Yeni evresi her defâsında daha kanlı olacak ve civârını da içine alacak bir karadeliğin eşiğindeyiz.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.