Soğuk Savaşın ardından Batı’nın ötekisi tartışmalarında İslam ve Müslümanların yoğunluklu bir yer işgal ettiği bilinir. Afganistan’ın işgali ve hemen akabinde özellikle Batı basınında İslam ve Müslümanların terörle özdeşleştirilmesi, Batı’da yaşayan Müslümanlar açısından çok zorlu bir sürecin başlaması anlamına geliyordu. Edward Said’in “Covering Islam” çalışmasında da gösterdiği gibi 1979 İran İslam Devrimi ile başlayan İslam ve Müslümanların olumsuz tasviri, 2000’lerin başı ile farklı bir kulvara girmiş ve öteki olarak işaretlenen Müslümanlar için toplumsal hayatta dışlayıcı pratikler söz konusu olmuştur. Yabancı düşmanlığının merkezinde yer alan Müslümanlar sadece medyada öteki ve düşman olarak etiketlenmemiş sosyal ve siyasi hayatlarını derinden etkileyecek ötekileştirilmeye de maruz bırakılmışlardır.
Aşırı sağın ivme kazanması ile birlikte Batı, Müslümanları kategorize eden, onlar hakkında tasarrufta bulunan bir tutumu da benimsedi. Mahmud Mamdani’nin “İyi Müslüman Kötü Müslüman: Amerika, Soğuk Savaş ve Terörün Kökenleri” isimli çalışmasında gösterdiği gibi Batı, siyasi çıkarları uğruna Müslümanlar arasında bir ikilik yaratmış ve kendisine itaat eden Müslümanları “iyi” mukavemet edenleri ise “kötü” olarak kodlamıştır. 11 Eylül sonrası yoğunluk kazanan bu kategorik ayrım Müslümanlar için bir milat olmuş ilerleyen yıllarda ise İslam ve Müslümanlara yönelik ayrımcılık ciddi seviyelere ulaşmıştır. Eğitimden sağlığa, sosyal hayattan istihdama kadar geniş bir alana yayılan bu karşıtlık, İslamofobik eğilimlerin hızlanmasına neden olmuş ve zamanla bu durum olağan bir hal almıştır.
Tam da bu süreçte bir Katolik olarak hayatına devam eden John Esposito, hayatının önemli bir bölümünü İslam ve Müslümanları çalışmaya hasretmiş ve bu çalışmalar akademik sınırları aşan dostluklarla da perçinlenmiştir. Araştırma merkezlerinin yanı sıra İslam ve Müslümanların toplumsal algısını ölçmeye yönelik çalışmalarla İslamofobik dalgayı kırmaya çalışmış ve bu konuda daha sahici bilgiler üretmeye çalışmıştır. Onlarca kitabın yazarı ve derleyeni olarak öne çıkan Esposito’nun çalışmaları onun İslam ülkelerindeki saygınlığını artırdığı gibi yeni ilişkiler kurmasına da vesile olmuştur. Ölümünün ardından İslam ülkelerinden gelen tepkilere bakıldığında, Esposito’nun sahici ve güçlü dostluklar ürettiği ve dolayısıyla İslam dünyası nezdinde bir akademisyenin ötesine geçtiği rahatlıkla söylenebilir.
BİRLİKTE YAŞAMAK MÜMKÜN
Esposito’yu diğerlerinden ayıran önemli bir husus da ABD açısından bir güvenlik tehdidi olarak yorumlanan Müslümanların gerçek kimliğine dair doyurucu bilgiler üretmesiydi. Özellikle Bernard Lewis gibi oryantalistlerin çizdiği kaba tasvirleri düzeltmenin yanı sıra Huntington gibi isimlerin ortaya arttığı büyük tezleri sorgulamış ve birlikte yaşamanın mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Müslümanlara yönelik tarihsel algıları siyaset alanına taşıyan ve bunu bir güvenlik tehdidi üzerinden çerçevelendiren ana akım paradigmaya karşı çıkmanın oluşturduğu rüzgar, Esposito gibi düşünen isimleri de cesaretlendirmiş ve İslam’ın doğru temsilleri ile ilgili geniş bir literatür oluşmuştur.
Özellikle İslam ve terör kelimelerinin özdeşleştirilmesine yönelik tepkisini açığa çıkardığı “Unholy War: Terror İn The Name Of İslam” isimli çalışmasında, İslam adına terör eylemlerine tevessül eden birtakım kişi ve grupların bu eylemlerini meşrulaştırma adına kutsal metinlerden yararlanmalarının İslam dini açısından uygunsuzluğunu çok açık biçimde göstermiştir. Esposito bu çalışmasında, İslam dininde, öldürme eyleminin yasaklandığını ifade etmiş ve cihad kavramının nasıl manipüle edilerek saldırgan eylemleri meşrulaştırma adına bir enstrüman olarak kullanıldığını cesur biçimde göstermiştir.
Kendi adıma akademik çalışmalarından istifade ettiğim Esposito’yu tanımam ise dönemin Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün 2013 yılında İstanbul’da düzenlediği “Hukuk ve Medya Bağlamında Uluslararası İslamofobi Konferansı” münasebetiyle oldu. Esposito, İstanbul’daki konuşmasında İslamofobik ağların ABD’de nasıl destek bulduğunu anlatarak karşımızda duranın sadece buzdağının görünen kısmı olduğunu ifade etmişti. Hayatımıza yeni yeni dahil olan dijital medyanın da etkisine değinen Esposito, bugünleri öngörerek dijital platformların İslamofobyayı nasıl beslediğini örnekleriyle anlatmıştı.
İslam ve Müslümanlara yönelik tarihsel önyargıların Batı’da nasıl ve hangi kanallar üzerinden beslendiğini ayrıntılı biçimde anlatan Esposito, kendisini bu yanlış anlaşılmaların ortadan kaldırılmasına adadı desek herhalde abartmış olmayız. Ölümünün ardından onun İslam üzere öldüğüne yönelik şahitliklerin de söz konusu olması ona dair muhabbeti artıran bir unsur hiç kuşkusuz.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.