“Tarih boyunca her dilde “İnsan…” diye başlayan sonsuz sayıda cümle kurulmuştur. Ben dahi yüzlercesini kurdum. Bunca insan bunca insana ne anlatmak istiyor acaba?
Ceketlerimizin bile kaybolmasından korktuğumuz şeyleri saklamak için bir iç cebi var, insanlığımızın da bir iç cebi olması gerekmez mi?
İnsanların boyları içlerinin derinliğiyle orantılı olsaydı, korkarım çoğumuz ceketlerimizi asmak için üstüne çıkacak bir sandalye arardık!
“Eskiden zaman zaman da olsa sevgini gösterecek jestler yapardın” dedi kadın. “Belki sevgimi ifade etmeye yetecek güzellikte jestler bulmakta zorlanıyorumdur!” dedi adam.
“Yaşamdan, onun gelişi güzel şekilde kendisine sunduklarının ötesinde bir şey beklemeyen, kedilere özgü bir içgüdü ile güneş olduğunda gün ışığını, olmadığında ısıyı arayan ve onu bulabileceği yere giden insan ne mutlu bir insandır. İmgelem uğruna kişiliğinden vazgeçen, başka insanların yaşamları üzerine düşünmekten keyif alan, yalnızca bütün izlenimleri değil, fakat bütün izlenimlerin varlık kazandığı o harici ekseni içinde duyumsayabilen insan ne mutlu bir insandır. Ve nihayet, her şeyden vazgeçen, kaybedebileceği, elinden alınabilecek hiçbir şeyi olmayan insan ne mutlu bir insandır” diye yazmış Fernando Pessoa, ‘Huzursuzluğun Kitabı’nda.
Mutluluğu kovalayan insan gölgesini kovalayan insandır, hiçbir zaman yakalayamaz. Durmalı, hayatın içini sükûnetle doldurmasını beklemesi gerekir.
Boşa kürek çekmekten usanıp gerçekten bir yere varmak isteyenler, belki de yaşadığı şeylerin ‘farkına varma’yı denemelidir.
Gerçek güzellik, uçarı zevklerin peşinde olanları atlatıp kendini ancak güzel bakanlara gösterir.
“Madem içini bu kadar yakıyor, neden sever ki insan?” diye bir soru bıraktı geceye. Ve sonra göz kırptı tek tek bütün yıldızlara.
Rainer Maria Rilke, ‘Çünkü Zordur Sevgi’ adıyla çevrilen kitabında minicikten sonsuza bir köprü kuruyor: “En olmayacak çalılığın bile yapraklarla donanıp çiçeklerle bezendiği, meyveye durduğu görülür bir yerde. Ve bakarsınız ‘takdir-i ilahi’de bir böceğin varlığı öngörülmüştür, bu çalılığın çiçeklerinde zenginlikler taşıyıp taşıyıp götürür.”
Böcek deyip geçmeyin, muhtemel ki yeryüzündeki hiçbir böcek insan deyip geçmiyor.
Dışındaki şu sonsuz alemde neler olup bittiğinin farkında olmayanların problemi, içlerindeki sonsuz alemin farkında olmayışlarıdır.
İnsanın görüş menzili içinin derinliği kadardır; kimisi uzağı göremez bu yüzden, kimisi yakını.
Uzaktan baktığınızda her insan küçük görünür gözünüze, gerçek cesametini görmek için yaklaşmanız gerekir. Bu bedenler için de böyledir, ruhlar için de.
Siz herhangi bir çiçeğin ileride daha büyük bir şey olmak için yerinde duramaz hale geldiğini gördünüz mü hiç?
Gerçek bir serveti olmasını isteyen paraya çevrilemeyecek şeylere yönelmeli. Paraya çevrilebilen her şey harcanabilir hale gelir çünkü!
“Üstünde etiketi olmayan ne kadar az şey kaldı!” diye hayıflandı kendi kendine beyaz saçlı adam.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.