Türkiye, PKK ve bağlantılı örgütlerin terörünü bitirmek için tarihî adımlar atarken Londra’da yeni bir denklem kurulmak isteniyor.
Önce olup bitene bakalım.
Londra’daki
“Yahudi-Kürt Kongresi”
, İsrail Kürt Yahudi Topluluğu Başkanı Yehuda Ben Yosef’in öncülüğünde, Tel Aviv Üniversitesi tarafından düzenlendi. Bu, geçtiğimiz yıl Berlin’de yapılan ilk toplantının devamıydı. Sivil ve akademik bir etkinlik görüntüsü verilmek istense de İngiliz Parlamentosundan isimler de oradaydı. Aslında sahnede İsrail Dışişleri Bakanlığı vardı.
Maddeler hâlinde gidelim.
BİR
: Katılımcılardan eski Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Tel Avivli akademisyen Ofra Bengio’ya ödül takdim etti ve onu sahnede “Kürtlerin anası
” ilan etti. Bengio, İsrail akademi çevresinin en görünür isimlerinden biri. Türkiye kamuoyu Bengio’yu, Ümit Özdağ’ın geçmiş yıllarda kendisinden övgüyle bahsetmesinden anımsayacaktır.İKİ
: İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar gönderdiği video mesajda, “Yahudiler ile Kürtler arasındaki ilişkilere önem veriyoruz”
dedi. Bu mesaj, İsrail’in, organizasyonu bakanlık düzeyinde sahiplendiğini açıkça ortaya koyuyor.ÜÇ
: Geçen yıl Berlin’de yapılan toplantının sonuç bildirgesinde İmralı’nın “Kürtler devletle ve milletle bütünleşmelidir”
sözleri hedef alınmış, böylece Terörsüz Türkiye sürecine karşı siyasi bir pozisyon belirlenmişti.DÖRT
: Kongrede PJAK’ın İran’a karşı silahlandırılmasının ve “Arz-ı Mev’ud İttifakı”
söyleminin gündeme taşınması, İsrail’in sahada yeni bir vekil güç oluşturma arayışına işaret ediyor.Bana kalırsa en çarpıcı ve üzerinde durulması gereken konu,
“Arz-ı Mev’ud İttifakı”
tezi
. Sınırlarımızı da içine alan bu Siyonist tasarı, yıllardır PKK üzerinden Türkiye’nin doğusunda kurdurulmaya çalışılan yasa dışı devletten vazgeçilmediğini gösteriyor.Tablo bu kadar net.
Şimdi asıl soruya gelelim: Türkiye’nin içeride terörü bitirme ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirme iradesine “bölünme” diye karşı çıkanlar; Tel Aviv merkezli bir ağın Londra’da düzenlediği, İsrailli bir bakanın video mesajıyla destek verdiği ve doğrudan Türkiye’nin bütünlüğüne yönelen bir organizasyona neden tek kelime etmiyor?
Madem mesele Türkiye’nin toprak bütünlüğü, bu kongrede gündeme taşınan
PJAK’ı silahlandırma önerisi
neden Terörsüz Türkiye karşıtı “hassas çevreler” tarafından konuşulmuyor?Bu sessizliğin nedenini anlamak aslında hiç de zor değil. Çünkü Terörsüz Türkiye sürecine “taviz” diyenlerin büyük kısmı için mesele hiçbir zaman Türkiye’nin bütünlüğü olmadı. Asıl kaygıları, kırk yıldır çatışma üzerinden kurulan düzenin ve vekil yapılar eliyle şekillenen hesapların bozulması.
PKK silah bırakırken coğrafyamızdaki eski dengeler de birer birer çözülüyor.
Türkiye’nin “
Terörsüz Bölge
” perspektifi net: Akan kanın durması, toplumsal huzurun güçlenmesi ve bununla birlikte Suriye’nin parçalanmasının önüne geçilmesi.Bu strateji, terör örgütleri ve vekil unsurlar üzerinden coğrafyamızda at oynatmak isteyenlerin elini fiilen zayıflatıyor.
İşte tam bu noktada, boşalan alanı “
aparat
” artıklarıyla
doldurmak istiyorlar. Üstelik bu kez doğrudan Tel Aviv merkezli bir oluşumun desteğiyle sahneye çıkıyorlar. Londra’daki kongrede savunulan tezlerin satır aralarında, coğrafyamızdan tasfiye edilen yapının bıraktığı boşluğu başka bir aparatla doldurma telaşı görülüyor.
Bu jeopolitik kurgular yeni de değil.
Tarihçi İlan Pappe, Siyonizmi Pazarlamak kitabında, Osmanlı’nın tam ortasında bir İngiliz-Yahudi devleti kurulması fikrini 1838 yılında ilk kez ortaya atan ve Batı dünyasında Siyonizmin ilk lobiciliğini üstlenen kişinin, Kudüs’te İngiliz Konsolosluğunun açılmasını sağlayan Shaftesbury Kontu Anthony Ashley Cooper olduğunu yazar.
Cooper’ın hedefi, başından beri Büyük Suriye topraklarıydı. Pappe’nin aktardığı günlük notunda Shaftesbury, bu toprakların ” yazmıştı. (Siyonizmi Pazarlamak, s. 26, Ketebe Yayınları.)
“yakında hükümdarsız, egemenlik iddiasında bulunacak bilindik ve tanınmış bir güçten yoksun kalacağını, birine ya da bir başkasına tahsis edilmesi gerektiğini
Yani Londra’da yeniden gündeme taşınan
“Arz-ı Mev’ud İttifakı”
tezi, aslında 188 yıllık ve Türkiye toprakları dışında başarıya ulaşmış hedefin güncellenmek istenen versiyonu.Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” vizyonu, tam da bu yüzden neredeyse iki asırlık bir jeopolitik projeyi bertaraf etme hamlesidir.
O hâlde bu tezin Londra’da yankılanmasına
tesadüf
diyemeyiz, değil mi?
