Yeniden Haliç’e indim. Musevi Hastanesi’ni geçtim.
Bir sürü futbol sahası, basketbol sahası.
Ne yazık ki bütün basketbol sahalarında futbol oynanıyor.
Futbol maçlarından birini seyretmek için saha kenarına oturdum. Yanımda oyundan çıkmış dinlenen bir genç var. Ona takımları soruyorum. Şenbağlar Spor ile Güneş Spor diyor. Hangi semtin takımları bunlar, diyorum. Biri Eserler’inmiş; öteki Kadıköy’ün...
Daha sonra delikanlı beyaz dişlerini göstererek samimi bir eda ile gülüyor. Aslında diyor abi, bu iki takım da Sivaslıdır.
Allah, Allah...
Evet diyor Sivas’ın Suşehri Kazası’nın Akıncılar Nahiyesi’nin Şenbağlar Köyü’nden.
Gördünüz değil mi aziz okuyucular.
İstanbul’da Haliç kıyısında, Balat önlerinde bir futbol maçı. İki takım da Sivaslı, Sivas’ın neresinden...
Abi, diyor genç, bizim köyden böyle daha iki takım çıkabilir... Demek bütün köylü İstanbul’a akmış. Öyle değil diyor delikanlı. Burada çalışıyoruz ama köyü terk etmedik. Sonra gözleri dalıyor. Köyümüz güzeldir abi, diyor, her yaz gideriz.
Şenbağlar Köyü gençleri minibüsçülük yapıyorlar. Gün olur bir Esenler-Beyazıt veya Pendik-Kadıköy minibüsüne binerseniz, bilin ki bu minibüs Suşehri’nin Şenbağlar Köyü’ne aittir. Fazıl Hüsnü bir “Sivaslı Karınca”dan bahsederdi... Aradan yıllar geçti karınca minibüs oldu...
İstanbul’u tanımak gittikçe güçleşiyor.
Yunus Emre bir şiirinde “Her dem yenileniriz/Bizden kim usanası” demektedir.
A.H. Tanpınar ise Beş Şehir’de eski İstanbul bayramlarından bahsettikten sonra, “İstanbul’a yeni hayat, yeni bayram, yeni eğlence şekli, yeni bir zaman lazım. İstanbul artık bundan böyle ekmeğini çalışarak kazanan bir şehirdir. Her şeyi ona göre düzenlenmelidir” der.
Balat’ta dolaşırken Tanpınar’ın bu cümleleri kafamda. Evet, buralarda ekmeğini çalışarak kazananlar oturuyor. Daracık sokakların, küçümen dairelerinde tıkış tıkış insanlar. Ancak onların yeni bir zamanda, yeni bir düzende durduklarına bin şahit gerek. Sivas’tan, Kastamonu’dan taşıdıkları zamanı buralara yaymışlar o kadar.

Haliç kıyısında halı sahada futbol maçları.

