Avrupa’daki yırtık yamanacak gibi değil. Almanya’daki seçimin sonuçlarını “yöresel” görmeyin. Saksonya’nın gölgesi Avrupa’yı bile aşıyor…
Bu sonuçlar kendi başına sebep de değil sonuç da. Avrupa’yı vuran dalgalardan sadece biri. Bu yüzden yüksek kaygı halini AfD ile sınırlamak kısa boylu kalır. Avrupa’da büyüyen aşırı sağ ‘kitleler’ elbette önemli. Hele bizim için. Bu ülkelerde yüzbinlerce vatandaşımız var. Almanya’yla da ciddi ekonomik ilişkilerimiz var. Söylediğimiz, “acının” daha başlamamış olması…
Birincisi, Almanya eyalet seçimleri, aynı anda yapılmadığı, kendi seçim takvimleri olduğu için Berlin’in etinden et koparmak gibi; 20 Eylül’de iki tane daha var. Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern. Bu bölgelerde de AfD’nin kazanma ihtimali bulunuyor. Yine yüksek oylara ulaşırsa Berlin tökezleyebilir. Zaten sallanıyor; Şansölye Merz’in ülkedeki onay oranı, %13…
“Partimizi temellerinden sarsıyor. Ne ben ne federal hükümet eskisi gibi devam edemez. Hepimiz derin şok içindeyiz”…
Bu Almanya’nın durumu. Avrupa genelinde aşığı sağın varlığı/yaygınlığı, politik ve ekonomik istikrarsızlıkla birleşiyor; Fransa’da Ulusal Birlik Partisi’nin lideri Marine Le Pen anketlerde önde gidiyor. Macron’un konuşmalarından durumun giderek gerilim filmine döndüğü hemen anlaşılıyor…
İtalya’da Meloni nisbeten avantajlı ve yıllardan sonra en uzun hükümet süresiyle tebrikleri kabul etti ama orada da Ulusal Gelecek Partisi oylarını katlamış görünüyor. Kimi anketler, % 3’ten % 9’a sıçrayan rakamlar yayınlıyorlar…
İngiltere’de Başbakanları saymayı artık bıraktık. İspanya’da yolsuzluk iddiaları, Yunanistan’da AB fonlarını cebellezi etme rezaletleri ve başına buyruk dış politika maceraları sürüyor.
Ve.. 2027 Avrupa’da seçimler senesi; Yunanistan, Polonya, İtalya, İspanya, Fransa. Aşırı sağ partiler Avusturya ve Hollanda’da zaten hükümete girdiler. Şimdi hepsi aynı sınavından geçecek. (Gözümüz en çok Fransa’da olmalı.) Almanya’da önlem olarak ‘koalisyon boykotu’ yapıyorlar ama Ukrayna ve göç başlıklarında partiler sıkışmışlıkla AfD siyasetine yanaşabilirler!
***
Mesele sadece eski kıtanın genelinde aşırı sağ çarkın hızlanması/yağlanması değil. Genel istikrarsızlık var. Bunlardan biri ve muhtemelen en kırılganlık yaratanı da, ABD’nin Avrupa’daki fiziki varlığı ve siyasi desteğini azaltıyor oluşu. Amerika’nın ayrılışı artık tartışmalı bir konu değil. Avrupa liderleri ‘yalnızlığı’ resmen kabul ettiler. Avrupa Birliği içinde de “hizipler” oluştuğu, bunların ‘bedenlenme’ girişimlerinde bulunduğu alenen yazılıp, çiziliyor. ‘Dağılma’ korkusu bile var…
Avrupa başkentleri ve kurumlarında herkes bu çok krizli sürecin nasıl aşılacağının yollarını arıyor. Arıyor ama her derde şifa mucizevi iksir olmadığı gibi, tersine, trajik bir final dahi söz konusu olabilir; o da ekonomik kriz! Avrupa’yı bir “çağ” geriye atar!
Kriz, Avrupa’ya özel değil, ağırlıklı Batı diyebileceğimiz kümede de yaşanabilir. Hep ABD’nin borçları söyleniyor ama OECD ülkeleri merkezi hükümetlerinin tahvil borç stoku 60 trilyon doları aşmış durumda. Özel şirketler hariç. Borcu borçla çevirmek dışında yolları da görünmüyor…
***
Bunların üzerine bir de “jeopolitik yük” var; Ukrayna savaşı, başta İngiltere, Almanya, Fransa olmak üzere çoğu Avrupa ülkesi tarafından destekleniyor. Yüksek silahlanma ve savunma yatırımları tüm Avrupa’yı yeniden ‘şekillendiriyor’! Baştan yapılanmada aşırı sağ siyasetler yine köpürüyor ve ‘hizalanmaları’ gibi bir risk de var…
ABD’nin son girişimleri, Rusya ve Ukrayna görüşmeleri önceki denemelerden farklı görünüyor. Bu sefer bir ilerleme kaydedilirse-ki kendimize şerh düşelim, hâlâ çoğu uluslararası ilişkiler uzmanı ve asker savaşın devam edeceğini söylüyorlar, makûl gerekçeleri de var-şöyle bir tablo ortaya çıkacak; Berlin, Londra, Paris siyaseten yenilmiş olacak, ABD aradan sıyrıldığı ve masayı kurduğu için bu işin sorumlularından biri olduğu halde az yara alacak, Avrupa siyasetinde Rusya ile yakın ilişkiler vaad eden aşırı sağ sistemde olacak, politik ve ekonomik olarak savrulmuş, ağır lider yoksunluğu çeken, kurumları aksayan bir Avrupa, Washington-Moskova anlaşmasının şartları ‘altında/arasında kalacak’. Bu yüzdendir Kremlin ve Beyaz Saray’ın AfD sevinci. (‘A German election result heard around the world’, 07/26, Financial Times.)
***
Türkiye, işler bu aşamaya gelmeden önce Avrupa’yı stratejik hedef olarak gördüğünü söylemişti. Yerli liberaller bu açılımın üzerine atladılar. O zaman demiştik ki, “bu taktik adımdır. Avrupa savunmaya büyük yatırımlar getiriyor, bundan faydalanmak, şirketleriyle paydaş olmakta çıkar vardır, doğrudur”. AB bunu da anlamadı, istemedi, eskisi gibi dışladı hatta ‘içimize sızacaklar’ vs diye zırvaladı…
Türkiye, Avrupa’yı/AB’yi bir ‘kurtuluş kapısı’ olarak görmüyor. Avrupa’nın kimseyi kurtaracak hali olmadığı gibi Türkiye’nin de kurtarılacak bir durumu bulunmuyor…
Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan Mart 2025’te, “AB güç ve irtifa kaybının önüne geçmek istiyorsa bunu ancak Türkiye’nin tam üyeliği ile yapabilir” demişti. Kimin kime can simidi attığını gösteriyor bu. Avrupa’nın yukarıda saydığımız nedenler ve akut köhneliği yüzünden gelinen noktada Ankara’nın cümlesi ise Ağustos 2026’da şudur; “AB bizim önceliğimiz değil. Alırlarsa ne âlâ almazlarsa ne âlâ. Kaybeden siz olursunuz”…
Ve kaybediyorlar.

