
Dünya bu barbar devleti durduramadı ve İsrail, İran’a saldırarak bir tür Üçüncü Dünya Savaşı başlattı. ABD, “aptalca, salakça” İsrail’in peşine takılıp, İsrail vesayeti altında, bir adım sonrası nereye varacağını bile kestiremediği bir savaş yürütüyor.
Acımasız bir saldırı altında bulunan İran ise, belki de kendisi için “son savaş”ı veriyor. Tahran’ın diz çökeceğini söyleyenler yanıldı. Tam tersini yaptı; ABD ve İsrail’in hiç beklemediği bir tepki ile bütün ABD müttefiklerini savaşın içine soktu.
28 Şubat 2026 İran tarihinin en büyük travmalarından biri olacak. Dini lider Ali Hamaney’in İsrail ve ABD tarafından İran’ın kalbinde öldürülmesi, bir millet için kolay üstesinden gelinebilecek bir şey değil.
Daha önce de Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi Azerbaycan dönüşünde “kaza” süsü verilmiş bir helikopter saldırısında ölmüştü. İran’ın kendi liderlerini, komutanlarını hatta dini liderini koruyamaması, dışarıdan bakınca korkunç bir iç zaaftır.
Ancak, 1979 devriminden bu yana İran üzerinde çalışan, İran içinde örgütlenen, İran’ın rejim sinir sistemine kadar sızan ABD istihbaratı, on yıllarca beklediği günlere kavuşmuş ve harekete geçirilmişti. O hücreler şu an İsrail’e çalışıyor.
Tıpkı Türkiye’de elli yıl, devletin bütün kurumlarının sinir sistemlerine yerleşen FETÖ gibi bir istihbarat yapılanması İran içinde de örgütlenmiş, yıllar sonra İsrail için harekete geçirilmişti. İsrail şu an işte bu yapıları kullanıyor.
Hamaney’in öldürülmesi korkunç bir ihanetti. İçerideki yapı ya da ABD-İsrail istihbaratlarına çalışan hücreler olmasaydı böyle bir suikast mümkün değildi. Burada bir askeri başarıdan çok iç ihanete pay biçmek daha doğru olacaktır.
Daha önceki 12 gün savaşında, İran’ın bütün kişi ve kurumları vurulmuş, içerideki istihbarat unsurları kapıları açmış, İran adeta içeriden çökertilmişti. İhanet kadar zaaf o savaşta kendini belli etmişti. İran harekete geçti ama geç kaldı. İsrail ve ABD ise, İran’ın iç tasfiyeyi tamamlamasından önce harekete geçmek istiyordu. Öyle de yaptı.
İçerideki istihbarat unsurları, cumartesi günü Hamaney’in üst düzey bir toplantı yapacağını bildirdiler. Günlerdir bölgeye yığınak yapan ABD ve İsrail sabah dokuzda harekete geçerek bu toplantıyı vurdu.
Akşama kadar da Hamaney’in ölüm haberinin kesinleşmesini beklediler. Ölüm haberini bile ABD/İsrail’in İran içindeki istihbarat unsurları verdi.
28 Şubat saldırılarında İran’ın nükleer meselesi yoktu. Rejim devirme de yoktu. İran’la uzun soluklu bir savaş da yoktu. Doğrudan Hamaney ve ekibine saldırı vardı. Ve amaç hasıl oldu.
İran yönetimi 1979 devriminden sonra dün bir dönüm noktasına girdi. Artık ülkeyi Şii retoriği ile, ideolojik kimlikle yönetme şansları kalmadı. Bunun yerine daha rasyonel, gerçekçi dinamikleri harekete geçirmek zorunda kalacaklar. Bu anlamda İran’da rejim dönemi kapanmış, yeni bir dönem başlamıştır.
Bunu yapamazlar, bu dönüşümü sağlayamazlarsa İran’ın parçalanması muhtemeldir. Evet rejim dışarıdan kolay devrilmez ama İran toplumu korkunç bir iç parçalanma yaşayabilir. Bu da İran’ı parçalayabilir.
Hamaney’in ölümünün verdiği öfke ile İran, ABD üssü barındıran bütün bölge ülkelerine saldırıya başladı. İran öfkesi bütün bölgeyi yakıyor, olağanüstü, öngörülemez şeyler oluyordu.
Adeta bir intihar saldırısıydı. BAE, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan hatta Kıbrıs Rum Kesimi füzelerle vuruldu. Tel Aviv ise çok ağır füze saldırılarına maruz bırakıldı. Ve devam ediyor. On dört ülke İran füzelerinin hedefi oldu.
Ortadoğu’da bu ilk kez oluyordu. İran’ın bütün bölgeyi savaş alanı ilan etmesi ve saldırması ilk kez yaşanıyordu. Bu sefer hedefler oldukça başarılı seçilip vuruluyor, İran füzelerinin isabet oranı oldukça yüksek görünüyordu.
Özellikle İsrail’in en yakın müttefiki Dubai çok ağır saldırılara uğradı. Dünyanın finans ve kara para başkenti Dubai füzelerle dövüldü ve Dubai efsanesi bitti.
İsrail istihbaratının karargâhı durumundaki BAE, muhtemelen Hamaney suikastının da ana faillerinden biriydi. Ve İran bunun intikamını alıyor, alacaktı.
İran dayanıklı bir devlettir. Bütün bölgeyi yakarken bir adım sonrasında nelerle karşılaşacağını biliyor. Dünyanın güç üzerinden yönetildiğini biliyor. Ve çok şeyi göze almış görünüyor.
Bütün bölge başkentlerini vururken çok şeyi göze aldığı gayet açıktı. ABD’nin kara birlikleri getirmediği için bir istilaya girişemeyeceğini, bölge ülkelerinin de İran’la açıktan savaşa girmeyeceğini biliyordu. Arap yönetimlerinin ABD ekseninden çıkamayacağını, kendi başlarına bir savaşa giremeyeceklerini biliyor.
ABD ve İsrail sadece Hamaney’i öldürmemiş, bütün bölgeyi bir iç savaşa sürükleyecek felaketin kapılarını açmıştı. İran saldırılarına karşı harekete geçebilecek Arap yönetimlerinin aslında İsrail için savaşmış olacaklardı.
Eğer savaş bölgeye yayılırsa ABD ve İsrail keyifle seyredecek, coğrafya yıllar sürecek bir kan davasıyla imha edilecek, bu arada İsrail daha da güçlenecekti.
Nükleer müzakereler yolunda giderken, İran uranyum zenginleştirmekten vazgeçmişken İsrail bütün masaları dağıtıp savaşı başlattı.
ABD’nin askeri gücü ile “sonsuz savaş”ın fitilini ateşledi. İran’ın öfke ve ağır saldırılardan başka hiçbir seçeneği yoktu. Bunun ikinci ihtimali diz çöküp teslim olmaktı.
Lübnan’dan Yemen’e, Suriye’den Irak’a İran’ın bölgesel nüfuzu zaten yok edilmişti. Kendi vatan savunmasına geçmiş, tehlikeyi gördüğü için bu bölgelerde direnmemişti. Şimdi onu evinde de vuruyorlar.
Amaç nükleer değil, İsrail ile İran arasındaki kişisel kan davasıdır. Açık ve net, 28 Şubat günü İran’a saldırının hiçbir gerekçesi, sebebi yoktur.
İran’ın yenilmesi, çökmesi, parçalanması bütün Ortadoğu’da hesapları sıfırlar. Özellikle Türkiye’nin doğusunda İsrail eksenli yeni haritalar çizilir, yeni güçler oluşur.
Bu da Türkiye için vahim sonuçlar doğurur. Suriye’nin kuzeyindeki terör koridoru bu sefer doğu sınırımızda çizilir, İsrail oraya yerleşir, Türkiye-Orta Asya hattı kapatılır. Buna asla izin verilemez.
Hamaney’in bu şekilde öldürülmesi korkunç bir geleceğin kapılarını açtı. Artık hiçbir ülke, hiçbir lider, hiçbir önemli figür güvende değil.
Öyleyse Netanyahu’nun derhal öldürülmesi, uçağının düşürülmesi ya da kendi evinde avlanması veya ailesi ile birlikte yok edilmesi için sebepler oluşturulmuştur. Ve bunu bizzat İsrail yapmıştır.
Öyle zaman gelir ki, sivil uçaklar bile askeri hedeflere dönüştürülebilir. Böyle bir örnek sergilediler. Öyle bir zaman gelir ki, kişisel öfke ile hiçbir sebep yokken bir ülke bir başka ülkenin başkentini vurabilir.
Füzelerinin uzandığı her yeri yakabilir. Artık bir savaş sebebi aranmıyor, Netanyahu gibi hastalıklı tiplerin, şizofrenlerin, histerik korkuları, inançları yetiyor.
Bütün insanlık İsrail ve yöneticilerinin hatta toplumunun, insan ırkını, yeryüzünün nerelere sürüklediğinin farkına varmalı, acilen harekete geçmelidir. Dünya; Gazze’deki çocuk, bebek soykırımını kutlamalarla birlikte yapanlara, Epstein adasına akın eden pedofillere teslim edilemez.
Artık uluslararası ilişkiler dilinden, siyasi dilden, diplomatik dilden söz edilemez. Artık ülkelerin, güçler arasındaki ilişkinin seyri bu cümlelerle anlatılamaz.
Artık insanlığın başına musallat olan bu küresel azınlığın, şebekenin esirleri gibi davranılamaz.
İnsanlık uyanmalı ve harekete geçmeli. Çünkü çok daha vahim örneklerle yüzleşeceğiz. Şu an nükleer saldırıları bile planlayan İsrailli ırkçıların, insan ırkına vereceği zararı kestirmek mümkün bile değil.
Hemen söyleyelim ki, şu anki İsrail yönetimi kesinlikle nükleer silah kullanacaktır, bütün çabaları bunun için ortam oluşturma yönündedir.
Ortada bir devlet yok. Bur Yahudi kabilesi var. Ve bu kabile bu coğrafyadan uzaklaştırılmadan, Akdeniz’e dökülmeden, bölge ülkelerinin tamamından tasfiye edilmeden, İsrail’in devlet olma ve harita hakkı elinden alınmadan, silahsızlandırılmadan, bu kabileye diz çöktürülmeden savaşların sona ermesi mümkün olmayacaktır.
Daha şimdiden Türkiye’yi tehdit etmeye başladılar. Daha şimdiden Türkiye’ye savaş açtılar, İran örneğini göstermeye başladılar. Artık bu Kabile’ye haddi bildirilmeli. Artık bütün asimetrik, örtülü saldırılar başlamalı. Artık İsrail’e karşı nükleer tehdit dahil, bütün silah ve güç tehditleri sahaya sürülmeli.
ABD olmadan üniformasını bile giyemeyen bir korkaklar ordusunun bütün bölgeye, bütün milletlere, bütün ülkelere ayar veriyor görüntüsü tahammül edilir gibi değil. Bu aşağılanmaya son verecek araçlar bir an önce harekete geçirilmelidir.
Türkiye ve İsrail, aslında uzun zamandır savaş halinde. Suriye’nin Kuzeyinde, Fırat Kalkanı bölgesinde onlarla savaştık. PKK ve DAEŞ onların silahlı güçleriydi. Libya’da onlarla savaştık. Sudan’da onlarla savaşıyoruz.
Doğu Akdeniz’de onlarla savaşıyoruz. Ege’de cephe kurdular orada örtülü bir savaş yürütülüyor. Şimdi İran tarafında, Kıbrıs Rum Kesimi’nde onlarla savaş halinde olacağız.
İsrail bu şekilde devam ettiği müddetçe bu savaş büyüyecek, yayılacak. İsrail Türkiye’nin önünde diz çökmedikçe bu savaş devam edecek. Bölgede kurduğu bütün ittifaklar Türkiye’ye karşı olan bir devletten intikam almayı bileceğiz. Onu dize getirmeyi bileceğiz.
Yine orada olacağız. Yine Kudüs’te olacağız. Bunları hamaset, retorik sananlar, tarihin intikamla dönüşünün örneklerine bir bakmalı.
Bütün ülkeler için İran örneğinden alınacak onlarca ders var. En önemlisi de, Yahudilerin bulundukları her ülkede bir iç tehdit olmasıdır.
ABD için de, Avrupa ülkeleri için de böyledir. İsrail diye bir devlet hangi kıtada olsa aynı orunlara yol açacaktı. Bu yüzden de Yahudilerin bir devleti olamaz, devlet olma hakkı yoktur.
İsrail, elindeki nükleer silaha güveniyor. Öyleyse bu ülkeye karşı nükleer tehdit dahil, bütün tehdit unsurları sahaya sürülmelidir. Türkiye, Suudi Arabistan, Endonezya, Mısır gibi ülkeler acilen nükleer silah edinmeli ve bunu ilan etmelidir. Özellikle Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasında bir nükleer ortaklık şarttır.
İran’ın İsrail’e yönelik bütün saldırıları meşrudur, savunma hakkıdır. İran’ın on yıllardır bölgemizde mezhep üzerinden yürüttüğü korkunç hataları, kötülükleri elbette unutmuyoruz. Ama İsrail’in İran’a saldırısı için bunların meşruiyet aracı olarak kullanılmasını bir akıl tutulması olarak görüyoruz.
Eğer oradan bakarsak, aynı yanlışları devam ettiririz ve bu, İsrail’in elini güçlendirmekten başka hiçbir işe yaramaz. Coğrafyada yaşayan bütün milletler, etnik ve mezhep kimliğine bakmaksızın İsrail ile savaşmakla yükümlüdür. Çünkü bu bir tarih hesaplaşması, bir vatanseverlik şartıdır. Ülkesini düşünen herkes bu eksende yerini almalıdır.
Şu an İran saldırı altındadır. Sonra Mısır, Katar, Suudi Arabistan, Türkiye ve daha birçok ülke aynı şekilde tehdit edilecektir.
Bunları bile bile İsrail ağzıyla saldırı altındaki ülkelerde suç aramak bizim için inşa edici bir akıl olmayacaktır. Eğer İsrail propaganda dilinin gerçek olduğuna inanırsanız, bütün ülkelere saldırı için gerekçe oluşacaktır. Bu zihinsel körlük, on yıllarca bölgemizi mahveden en korkunç silah haline gelmiştir.
Daha dün Gazze’de bebek avına çıkan soykırımcılarla insan ekseninde hiçbir ortak alanımız olmaz!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.