Massachusetts diye bir yer yokmuş

00:004/08/2013, Pazar
G: 9/09/2019, Pazartesi
İbrahim Paşalı - Pazar

Artık Massachusetts kelimesini yazmaya veya okumaya çalışırken eziyet çekmemize gerek yok.İtiraf edin, yazının başlığını okuyunca siz de —ister istemez— mutlu oldunuz, üstünüzden ağır bir yük kalkmış gibi hissettiniz.Oysa ne kaynağım, ne de delilim var. Emin olduğum tek şey: Geçen gün, başlıktaki cümleyi tekrar edip dururken yakaladım kendimi. Hem de yataktan kalkarken. Güne başlarken. Yüzümü bile yıkamamışken.Aklım başıma geldiğinde, bu defa da "hayırdır inşallah" deyip durmaya başladım. Yüzümü

Artık Massachusetts kelimesini yazmaya veya okumaya çalışırken eziyet çekmemize gerek yok.

İtiraf edin, yazının başlığını okuyunca siz de —ister istemez— mutlu oldunuz, üstünüzden ağır bir yük kalkmış gibi hissettiniz.

Oysa ne kaynağım, ne de delilim var. Emin olduğum tek şey: Geçen gün, başlıktaki cümleyi tekrar edip dururken yakaladım kendimi. Hem de yataktan kalkarken. Güne başlarken. Yüzümü bile yıkamamışken.

Aklım başıma geldiğinde, bu defa da "hayırdır inşallah" deyip durmaya başladım. Yüzümü yıkarken.

Bu da nereden çıkmıştı? Bilincimin altını üstüne getirmem uzun sürmedi, çağrışım yapabilecek hiçbir şey bulamadım. Büyük ihtimalle, her şey Massachusetts"te kanatlarını çırpan bir kelebeğin etkisiyle olmuştu.

Yazması da okuması da zor bu eyaletin neden beni ziyarete geldiğini bulamadım. Kimsenin adını yazmaya ve anmaya cesaret edemediği bu eyalet, gidecek bir yer bulamayınca, bu miskini tekke mi sanmıştı? Dışarıdan bakınca, miskinler tekkesine mi benziyordum...

Bir yandan kendime gülerken, diğer yandan da pes etmiyor, düşünüyordum. Hatta şükrediyordum. Çünkü daha kötü sabahlarım olmuştu. Hay bin kunduz! Nereden dilime takılıyorlarsa, Serdar Ortaç şarkıları söyleyerek uyandığım sabahlar olduğunu bir ben bilirdim, bir de Allah. Başkalarının bilmesini istemezdim.:

" Sen o tür oyunlara katlanamazsın

Senin bir kalbin var var var...

Naranay naranay...*

Binlerce dansöz var var var.."

Binlerce dansöz birbirine benzese de, onları geride bırakarak, kendi acı gerçeğime dönmem uzun sürmedi: Yazıya başlık olan cümleyi telaffuz ederken, büyük dertten kurtulmuş gibi güne mutlu başlamıştım. Bu haber (!), nasıl oluyorsa beni tahmin edemeyeceğim kadar çok mutlu etmiş, yüzümü güldürmüştü...

Ta ki haber asılsız çıkana, yani uyanana kadar.

Böyle yazı mı olur demeyin, kaybettiğim eşeğimi bulduktan sonra ne yapacağımı bildiğim gibi, bu yazıyı da nereye bağlayacağımı biliyorum:

Uykusuz Ramazan gecelerinde, güneş doğana, gökyüzü maviye boyanana kadar okuduğum kitaplara bağlayacağım. Özellikle de son okuduğum, "Celal Hoca"nın (1882-1961) hayatını anlatan kitaba.**

Mehmet Akif Ersoy"un talebesi rahmetli Celal Hoca, 69 yaşından sonra büyük mücadeleler vererek İmam-Hatip liselerini açmış, bir saka kuşu gibi, yatağını kaybetmiş nehre yol göstermiştir. Adı bilinse de bilinmese de, Türkiye"de herkesin hayatını etkilemiş insandır.

Bu yazının ana fikrini tek cümleyle özetlemeye çalışanlara yardımcı olalım: Massachusetts kelimesini doğru yazmaya ve telaffuz etmeye gösterilen özen, bu memlekette hiç kimseye ve hiçbir şeye gösterilmemiştir!

Massachusetts kelimesini doğru telaffuz etmeye gösterdiğimiz özeni, İmam-Hatip liseleri gibi yıllardır tartıştığımız meselelere göstermiş olsaydık, asılsız haberlerin ve evhamlarımızın yerini gerçekler alacağı için, sabahları daha iyi uyanacaktık.

16 yaşındaki oğlu günlerdir komada olan bir annenin acısına da hassasiyet gösterebilecektik. Verilen emir cümlesini, harfi harfine doğru telaffuz etmeye çalışırken, acılı annenin basın açıklaması yapmasını engellemek gibi anlamsız işlere tenezzül etmeyecek, alçalmayacaktık.

Ömrünün yarısını Osmanlı Devleti"nde, diğer yarısını Türkiye Cumhuriyeti"nde öğretmen maaşıyla geçiren mütevazı Celal Hoca, Arapça, Farsça ve Fransızca bilen son ilim adamlarımızdandır.

Celal Hoca"nın hikayesini başka bir yazıda anlatırız. Ama çok sık yinelediği bir sözü hatırlatarak, meseleyi anlamada, Celal Hoca"dan ne kadar geride olduğumuzu idrak edelim. Özellikle günümüzün Türkiye"sinin, Celal Hoca"yla kıyasla, ne kadar mürteci olduğu, ne kadar geride kaldığı daha iyi anlaşılacaktır. Onun tek cümleyle meseleyi özetleyebilen ilmi karşısında şapkamızı çıkartalım ve kendisine rahmet okuyalım:

İmam-Hatip liselerinin kurucusu Celal Hoca, bu ülkedeki müslümanları kast ederek, "Bu cemaatin belden yukarısında ahlak yoktur!" dermiş. Sözlerini tutmayanları, kaypak insanları, güçlü insanlardan korkup hakikati seslendirmeyenleri, menfaati yüzünden adalete sırtını dönenleri gördüğünde... "Evladım bu yaştan sonra seccademi cehenneme seremem" der, hakikati seslendirirmiş.

"Belden yukarısında ahlak olmayanlar" ile "belden aşağısında ahlak olmayanlar" tartışıp duruyorlar. Oysa her şeyden önce eksiklerini kabul etseler, dertleşebilecekler. Birbirlerinden bir şeyler öğrenebilecek, böylece herkes "yarım ahlak"larını tamamlayabilecek. Amma velakin sadece telaffuz şekilciliğiyle, anlamsızlığı çoğaltıp duruyorlar.

Oysa Mesaçusits desen ne olacak, diyemesen ne olacak...

*Hatırlayamadığım için o mısraı ben uydurdum. İ.P

**Hüseyin Yorulmaz, Celal Hoca, Bir Neslin Öncüsü, İstanbul, Hat Yayınevi, 2011.