Yazarlar Kırk yıllık yandaşım, böyle yanlama görmedim

Kırk yıllık yandaşım, böyle yanlama görmedim

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Biliyorsunuz değil mi? Bazı internet portalları, bazı gazeteler benden bahsederken yahut herhangi bir yazımı aleyhte kullanmak için alıntıladıklarında benden şöyle bahsediyorlar: “Yandaş Yeni Şafak yazarı.”

Yandaşlık, seneler içerisinde alıştığım bir tanımlama oldu doğrusu.

Biraz geriden alayım. “Yandaş” kavramı yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı. Televizyonda katıldığım bir canlı yayında Elif Çakır bana “yandaş mısın?” diye sormuştu. Tabii ki o zamanlar Elif Çakır “tam anlamıyla Reisçi” bir gazeteci idi. Ben bu soruya, onun pek de hoşlanmayacağı bir tarzda cevap vermiştim: “Normalde ben Sezai Karakoç’un yandaşıyım. Bu hiç değişmeyecek. Mevcut politik düzlem gereği de Erdoğan’ın yanında, diğerlerinin karşısındayım. Bu mevcut politik düzlem değişmediği sürece Erdoğan yandaşlığım da değişmeyecek.”

Bu cevapla aslında “yandaşlık” kavramının kötü bir kavram olmadığını, tarafını, yanını ve yönünü tayin edememiş insanların savrulup gideceğini ifade etmeye çalışmıştım kendimce.

Ne var ki seneler içerisinde “yandaş” kavramı yatağından edildi ve özel olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyen insanlar için bir “aşağılama nitelemesi” olarak dolaşıma sokuldu.

Doğrusu bu ya, kanıksadım da artık “yandaş” kavramını. Bana “yandaş” diyene “yandaşım tabii ulan” demek dışında pek bir tepkim kalmadı.

Bakınız bir yandaş olarak geçen pazar akşamı Ümit Sönmez ağabeyin televizyon yayınında “Sezen Aksu’yu, onu linç edenlerden daha çok seviyorum” dedim. Evet, henüz Erdoğan Sezen Aksu konusunda “benim kastım Sezen Aksu değildi” açıklamasını yapmamıştı. “Dilini koparırım” ifadesinin muhatabı Sezen Aksu zannediliyordu.

Yandaşım ya. O bakımdan geçtiğimiz yıl yağan karda hiç de fena performans göstermeyen İ.B.B hakkında “bakınız bu yıl bir şey dediğim yok, işlerini yaptılar çünkü” demiş de bir yandaşım. Meraklısı arşivden bulur.

Neyse, mesele ben değilim. Mesele, kırk yıllık mesleğim olan ve artık kanıksadığım “yandaşlık” pozisyonunu kaybetme korkusu. Çünkü kırk yıllık yandaşım, ben bu son kar yağışında İstanbul şehrimizin kötü sağcı belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’na yanlayanlar kadar yandaş olamadım, olamam da.

Gerçi bütün suç Ekrem İmamoğlu ve Murat Ongun’da… İstanbul’a afet boyutunda kar yağarken, insanlar 8 saatte evlerine ulaşamamışken kimse, ama hiç kimse İmamoğlu’nun İngiliz Büyükelçi ile yemek yiyor olabileceğine ihtimal vermedi. Kimse, İstanbul’a afet boyutunda kar yağacağını günler öncesinden bildiren meteorolojiye rağmen Murat Ongun’un İsviçre’de kayak tatilinde olacağına, olabileceğine, dahası “yolda kaldık” yazan insanlara İsviçre’den “trol” diyeceğine ihtimal vermemişti.

Ne yalan söyleyeyim. İnsanlar 8 saattir yollardayken Ekrem İmamoğlu’nun Sarıyer’de bir balıkçıda yemekte olacağına ben de hiç ihtimal vermedim haberi ilk gördüğümde. “Birazdan yalanlanır” dedim. Hatta “Murat Ongun’a bak, iyi numara çeviriyor” bile dedim ne yalan söyleyeyim.

Ha. Açıkça da yazayım. Fazıl Say’ından Uğur Dündar’ına, Mehmet Aslan’ından Cem Davran’ına kadar “tek sıraya dizilip” kurtarma yarışına girdikleri İmamoğlu bence çok acayip bir iş başarmış kısa sürede. Dilediğini, aklına eseni, hiç olmaz işleri yaptığında bile kendisine “mum gibin yanan” bir yandaş ordusu kurmak az iş değil. De ki Khaleesi’nin Lekesizleriyle yarışır. Askerlik desen aynı askerlik, itaat desen aynı itaat, hadımlık desen aynı hadımlık...

Aldın mesleğimizi elimizden görüyon mu Fazıl Usta?

ÖNEMLİ VE ŞAHSA ÖZEL BİR NOT:

Bu not, “Turizm Bakanı, Sezai Karakoç’un cenazesine niçin katılmadı?” yazdığım için bir tatsızlık yaşadığımız Enes Selim isimli bakan danışmanı arkadaşımıza gelsin. Fatma Girik’in cenazesinde gördük en son Turizm Bakanı’nı. Ölmüş gitmiş, arkasından konuşulmaz ama konuşabileceğim tek cümleyi kurayım: “İyi bilmezdik.” İnsanların yüzlerine tükürdüğü program da, kararttığı hayatlar da, Şişli Belediye Başkanı iken yaptıkları da, 28 Şubat sürecinde memleketin çocuklarına ettiği açık düşmanlık da hâlâ aklımızda zira.

Enes Bey, güzel insan, kardeşim. Bakandır. Yoğun insandır. Dilediği cenazeye katılabilir, dilediğine katılmaz elbette. Allah onu sevdikleriyle haşretsin. Ne diyeyim? Ancak şu kadarını bilesin ki ben bir yazarım. Hem de kendini epeyce özgür hisseden bir yazarım. Bakan da katıldığı ve katılmadığı cenazeler üzerinden eleştirilere maruz kalabileceğini bilecek denli yetişkin biri zannımca. Senden ricam, âleme nizamat vermeyi bir kenara bırak da bakanına eleştirileri hazmetmesini öner. Kimse “atandı” diye eleştirilerden münezzeh değil. Yandaşım yandaş olmasına da, ben senin bildiğin yandaşlardan değilim yahu.

Allah’a emanet olasın kardeşim.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.