NATO Ankara Zirvesi, Türkiye’nin ev sahipliğinin ötesinde ittifakın yeni dönemde karşılaşacağı meydan okumalar karşısında nasıl bir gelecek inşa edeceğini belirlemede kilit rol oynayacağı bir dönemde gerçekleşiyor. Amerika’nın yoğun baskısı altındaki transatlantik ittifakın yeniden yapılanmasının tartışıldığı bir bağlamda gerçekleşecek zirve, müttefiklerin yeni dönemdeki stratejik yönelimlerini belirleyeceği bir dönüm noktası teşkil ediyor. Daha bu senenin başında Grönland’i ilhak etme tehdidini yineleyen Başkan Trump’ın NATO zirvelerine gelmeyeceği konuşulurken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetiyle Ankara’ya gelmesi de NATO’nun iç tartışmalarının tamamen kopuşa dönüşmesini engelleyecek nitelikte bir gelişme olarak öne çıkıyor. Washington önümüzdeki dönemde ortak savunma yükünü daha fazla Avrupa’ya devretmeyi planlarken, Türkiye’nin ittifak içindeki en güçlü savunma sanayi üretim kapasitesine sahip ülkelerden biri olarak öne çıkması bu zirveyi daha da önemli hale getiriyor.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK KATKISI
NATO’nun artık kendini sadece Rusya’ya karşı ortak savunma konsepti etrafında tanımlamasının mümkün olmadığı ve Amerikan önceliklerinin değişmesiyle diğer müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Son yıllarda hem bölgesel jeopolitik tehditlerin yönetilmesi hem de milli savunma sanayiinin inşası konularında ciddi sınavlar vererek üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiren Türkiye’nin örnek liderliği öne çıkıyor. Türkiye artık NATO’nun güney kanadının savunucusu olmanın çok ötesinde bir liderlik göstererek hem ittifakın ortak vizyonuna hem de pratik sorunlarının çözümüne katkıda bulunuyor. Yakın zamana kadar ABD’yle Avrupa’nın yaşadığı sorunların ittifakı dağılma noktasına getirdiğinin tartışıldığı bir dönemde, Türkiye’nin ev sahipliğinin çok ötesinde yaptığı stratejik liderlik katkısı ittifakın ortak güvenlik mimarisinin yeniden inşasını mümkün kılacak nitelikte.
Amerika’nın uzun yıllardır Asya-Pasifik’e dönme çabası bir türlü gerçekleşmese de bu çabanın Avrupa için somut sonuçları oldu. Obama yıllarından başlayarak Amerika’nın küresel liderliğin yükünden şikayetçi tavrı, Avrupa’dan daha fazla savunma sorumluluğu talep eden bir politikaya dönüştü. Trump’la birlikte iktidara gelen anti-globalist ve ulusalcı tepki, Ukrayna’ya verilen destek üzerinden Amerika’nın müttefiklerinin güvenliğine yaptığı katkıları sorunsallaştırdı. Bununla birlikte Amerika NATO içinde vazgeçilmez aktör olarak kalmaya devam ediyor zira nükleer caydırıcılıktan stratejik istihbarata, küresel güç projeksiyonundan lojistik sistemlerine kadar birçok konuda Amerika’nın yerini doldurmak mümkün değil. Tam da bu noktada Türkiye’nin NATO içindeki rolü daha da kritik hale geliyor çünkü ittifak içindeki AB üyesi olmayan ülkelerin dışlanması Avrupa’yı zayıflatacak ve istikrarsızlaştıracak stratejik bir hata olur.
MİLLİ SAVUNMA KAPASİTESİ
Türkiye’nin NATO’nun uç garnizonu gibi algılandığı yıllardan geldiğimiz noktada Ukrayna savaşı ve Karadeniz güvenliğinden tutun da bölgesel terör ve enerji güvenliği gibi birçok konuda ana aktör haline geldiği bir dönemdeyiz. Etrafındaki bölgelerin barış ve istikrara kavuşmasının sadece bir iyi niyet beyanıyla olmayacağını gösteren Türkiye, düzensiz göç ve enerji krizi gibi konularda NATO üyesi ülkelerin güvenliği açısından da kritik rol oynadığını defalarca gösterdi. NATO üyesi olmasına rağmen NATO ülkelerinin doğrudan veya dolaylı savaşa girdiği İran ve Rusya gibi ülkelerle de bağlarını koparmayarak stratejik çıkarlarını ve diplomatik etkinliğini koruyan Türkiye, milli savunmanın ve uluslararası ittifakların başka devletler tarafından tehdit olarak algılanmamasını da sağlayan bir profil çizmeyi başardı.
Bu zirvede en fazla konuşulan konulardan biri olarak ortaya çıkan savunma sanayii kapasitesinin ne kadar kritik önem arz ettiği Ukrayna ve İran savaşlarının öğrettiği derslerin başında geliyor. Suriye iç savaşının yarattığı tehditler karşısında bu dersi çoktan alan ve harekete geçen Türkiye, insansız hava araçları, füze savunma sistemleri, elektronik harp ve mühimmat üretimi gibi birçok alanda sıçrama yaptı. Avrupa’dan farklı olarak Amerika’nın stratejik güvenlik şemsiyesi altında beklemeyi tercih etmeyerek milli kapasitesini bir an önce artırmaya çalışan Türkiye, kendi güvenliğini büyük oranda kendisi sağlayabilen bir hale geldi. Elbette bu NATO gibi ittifakların ortak güvenlik konseptlerini anlamsız hale getirmiyor bilakis Türkiye’nin kapasitesinin ittifakın caydırıcılığını artırarak ortak güvenliğe katkısını artırmasını sağlıyor.
İttifakın stratejik dönüşümü, ABD’yle Avrupa arasındaki gerginlikler, Türkiye’nin milli kapasitesi ve yeni dönemin tehditleri dikkate alındığında, Ankara Zirvesi’nin ev sahipliği vitrininden çok daha kritik bir önem taşıdığı anlaşılıyor. Bu bağlamda Türkiye’nin NATO içindeki özel yerinin kabullenilmesi ve yeni stratejik yönelimlerin Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ve önceliklerini yansıtması önem taşıyor. Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın liderliğinde son yirmi senede uç karakolu görülen bir konumdan ittifakın yöneliminin belirlenmesine katkı yapan ana aktöre dönüşen Türkiye, uluslararası güvenlik ve istikrar sağlanması açısından da vazgeçilmez bir müttefik haline geldi. Amerika’nın hem bölgede hem de uluslararası sistemde yarattığı belirsizlik ortamında Türkiye’nin kendi rotasını belirlemekte tereddüt yaşamayan tavrı, NATO’nun da bütün sorunlarına rağmen kendini dönüştürmesinin ve yeni dönemin gereklerine cevap vermesinin mümkün olabileceğinin altını çiziyor.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.