Dezenformasyon, "Bilgilerinizi rica ederim", vb.

00:004/02/2000, Cuma
G: 11/09/2019, Çarşamba
Kürşat Bumin

Sanırsınız ki açıklama gönderilen gazeteci memurlarından birisi! Bir adım daha atsa metni "Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim" diye noktalayacak.Birkaç gün önce CNN Türk''de 32. Gün Programı''nda Mehmet Ali Birand''ın konuğu eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar''dı. Konumuz Hizbullah''ın devletin güvenlik görevlilerince korunduğu yolundaki iddialardı. Unutmadan hemen söyleyeyim ki, iddialı bir haber programının böyle önemli ve nazik bir konuyu tartışmak için Ağar''ı hatırlaması başlı başına bir habercilik

Sanırsınız ki açıklama gönderilen gazeteci memurlarından birisi! Bir adım daha atsa metni "Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim" diye noktalayacak.

Birkaç gün önce CNN Türk''de 32. Gün Programı''nda Mehmet Ali Birand''ın konuğu eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar''dı. Konumuz Hizbullah''ın devletin güvenlik görevlilerince korunduğu yolundaki iddialardı. Unutmadan hemen söyleyeyim ki, iddialı bir haber programının böyle önemli ve nazik bir konuyu tartışmak için Ağar''ı hatırlaması başlı başına bir habercilik şaheseriydi! Ağar''ın programda neler anlattığını sanırım kimse merak etmiyordur; konuşmasının içeriğini özetin özeti bir biçimde vermek gerekirse, "Hep O Şarkı!" diyebiliriz. Dolayısıyla burada bizi ilgilendiren husus konuğun açıklamalarından çok, haberde iddialı bir gazetecinin her hafta "kimselere randevu vermeden" ekranın karşısına geçen izleyicilerini nasıl bir "dezerformasyon" kapanına sıkıştırdığıdır. Öyle değil mi? Eğer ülkemizin en iddialı habercileri bile bizi memleketteki asayişle ilgili sorunlardan haberdar etmek için karşımıza bula bula hakkında bunca iddia olan ve program günü TBMM komisyonunda dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilen bir emniyetçi/siyasetçiyi çıkarmayı tercih ediyorlarsa bunun adı "dezenformasyon" değil de nedir?

Programın tartışılan konunun ciddiyetini unutmuşçasına çok "neşeli" geçtiği de söylenebilir. Program sahibinin konuğuna arada bir şaka yollu "takıldığına", güzlerden gülümsemenin e ksik olmadığına da tanık olduk. Mehmet Ağar her zamanki gibi kendisinden ve söylediklerinden o kadar emindi ki, yaptığı yorumun izleyicilerin önemli bir bölümünü yanına çekmemiş olması mümkün değil. M. Ali Birand programın sonuna doğru konuğuna şu "can alıcı" soruyu yöneltti: "Derin devlet nedir?" Cevap şöyleydi: "Bir devletin başı çok sıkışır. O zaman devlet için canını verecek adamlar ortaya çıkar. Herşeylerini bir kenara atarlar. Devlet onları derinden, bir öper. Biz de yaptık bir şeyler." (!) Ve program böylece sona erdi. "Programımıza katıldığınız için teşekkürler sayın Ağar. Sayın izleyiciler haftaya bu saate kimseye randevu vermeyin..."

Bir program sıra tam da "devletin derin öpücüğü"ne gelmişken nasıl olur da böyle âniden biter? Birand gibi gerçekten değerli bir televizyon gazetecisi nasıl olur da izleyicileri için bu şekilde bir "aydınlatma" yolunu tercih eder?

Sabah''tan Nuriye Akman geçen hafta Abdülmelik Fırat ile bir röportaj yapıp yayınlamış. Birkaç gün sonra Genelkurmay Genel Sekreterliği''nden Tümgeneral Atila Işık imzalı bir açıklama almış. Açıklamadan anlaşıldığı kadarıyla Fırat bu röportajda "Genelkurmay''ın müsaadesi olmasa Öcalan Irak''taki kumandanları ile konuşamaz..." şeklinde bir ifade kullanmış. Tümgeneral Işık bu ifadeyi cevaplıyor. Generalin açıklamasında benim dikkatimi çeken bölüm Nuriye Akman''a mesleğiyle ilgili verilen öğütler oldu. Şöyle deniyor: "Yaptığınız araştırma ve röportajlarda, muhatabınızın ileri sürdüğü iddialar konusunda karşı tarafın da görüşlerine başvurmanızın kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi bakımından faydalı olacağını bilmenizi ve yukarıdaki hususların gazetenizin aynı sayfasında yayınlanmasının sağlanmasını rica eder, saygılar sunarım." Açıklama ne kadar nazik bir dille kaleme alınmış olursa olsun ben yine de önerilen yöntemi yadırgadım. Bir gazeteci yaptığı röportajlarda "karşı taraf"ın ya da diğer tarafların görüşlerine nasıl başvurabilir? Böyle bir uygulamayı şimdiye kadar görmedik. Ayrıca bu eğer mümkün olsaydı herhalde ortaya çok tuhaf, karşı tarafların görüşlerinin parantezler (o da yetmez köşeli parantezler) içinde verildiği çok karmaşık ve karışık bir metin çıkardı. Söylediğim gibi söz konusu açıklama herşeye rağmen nazil bir dille kaleme alınmış. Metinde yer alan "bilmenizi.." gibi ifadeler biraz alt-üst ilişkisini hatırlatıyorsa da o kadar kusur "kadı kızında" da bulunur!

Size şimdi de hiç mi hiç nazik olmayan, tamamen âmir/memur yazışması anlayışı çerçevesinde kaleme alınmış bir başka "açıklama"dan söz edeceğim. Bu metin de yüksek bir devlet görevlisinden bir gazeteciye iletilmiş. Birkaç gün önce elektrik kesintilerinden bahisle Enerji Bakanı''nın da adının geçtiği bir yazım yayınlanmıştı. Ertesi gün ben de bir "açıklama" aldım. Açıklamanın sahibi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Özcan İlhan Yurtçu. "Bakan adına" imzalanmış bu açıklamada yazımın okunduğu hatırlatılarak şöyle deniyor: "Elektrik kesintileri konusunda gelinen durumu iyi anlatabilmek açısından yaptığımız bakanlık açıklamasını, TRT-1''de Politikanın Nabzı programında Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel''in açıklamalarını dikkatlerinize sunuyorum. Bilgilerinizi rica ederim." (!) Evet aynen böyle; "Bilgilerinizi rica ederim." (!) Sanırsınız ki açıklama gönderilen gazeteci memurlarından birisi! Bir adım daha atsa metni "Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim" diye noktalayacak. Hadi gönlü olsun diye kendisine buradan cevap vereyim: "İlgili yazınızda sözü geçen Bakanlık Açıklaması ve Devletin Nabzı programında Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel''in yaptığı açıklamaların tarafımızdan okunduğunu arz ederim."