"Örtülü"nün örtüsü biraz olsun kaldırılamaz mı?

00:006/05/2013, الإثنين
G: 6/09/2019, الجمعة
Kürşat Bumin

Yeni Şafak"ın internet sitesinde yer alan dikkat çekici bir haber: "Başbakanlık örtülü ödenek harcaması 2012 yılında 303 milyon TL artışla 694 milyon 229 bin lira oldu."Siz ne düşünürsünüz bilemem ama bana sorarsanız "Örtülü Ödenek" adı verilen bu ödeneğin bugüne kadar olduğu gibi hepten örtülü olmasını günümüzün demokrasi anlayışına uygun bulmadığımı söylerim. "Örtülü Ödenek" harcamaları 5018 sayılı Kanun"la şöyle tanımlanıyor: "Örtülü ödenek, kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin

Yeni Şafak"ın internet sitesinde yer alan dikkat çekici bir haber: "Başbakanlık örtülü ödenek harcaması 2012 yılında 303 milyon TL artışla 694 milyon 229 bin lira oldu."

Siz ne düşünürsünüz bilemem ama bana sorarsanız "Örtülü Ödenek" adı verilen bu ödeneğin bugüne kadar olduğu gibi hepten örtülü olmasını günümüzün demokrasi anlayışına uygun bulmadığımı söylerim. "Örtülü Ödenek" harcamaları 5018 sayılı Kanun"la şöyle tanımlanıyor: "Örtülü ödenek, kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir."

Unutmadan şunu da hatırlatayım: 24. maddesini kısmen aktardığım 5018 sayılı Kanun, cumhuriyetin ilk yıllarından beri yürürlükte olan 1050 sayılı "Muhasebe-i Umumiye Kanunu"nun yerini almak üzere 24.12.2003 tarihinde kabul edilmiştir. Bu kanunun "Örtülü Ödenek" ile ilgisi maddesi de –5018"in 24. maddesiyle hemen hemen aynı şekilde- 77. maddedir. Besbelli ki, 1050 sayılı Kanun"un tek parti döneminin (1927) otoriter-totaliter ruhunun taşıyıcısı bu ifadeleri 2003 yılında (bile) sakıncalı görülmemiş.

Bu "ödenek" ile ilgili "kullanılma yeri, giderin kimin tarafından yapılacağı, hesapların tutulma ve kapatma yöntemi, gideri yapanın değişmesi halinde yeni yetkiliye hangi belgelerin aktarılacağı"nın Başbakan tarafından belirlendiğini de hatırlatalım. Demek ki, "Örtülü Ödenek" denilen fasıl başbakanların "belirlediği" gerek ve amaçlar doğrultusunda kullanılan, yapılan harcamalardan kimsenin haberdar olmadığı ve olamayacağı bir kaynaktır.

Ne demektir "Devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili hükümet icapları için kullanılmak üzere..." Tamam, diğer ülkelerin benzer "ödenekleri"nde olduğu gibi "kapalı istihbarat" bu işin olmazsa olmazı. Peki ya (yukarıdaki cümlede aktardığım") arkası, o neyin nesi? Devlet, "itibarının gerekleri" ve arkasından gelen fasıllar "örtülü" olarak "Örtülü Ödenek" vasıtasıyla mı yerine getirilecek?

"Örtülü Ödenek" meselesinin 27 Mayıs ertesinde Demokrat Parti yöneticilerine açılan davalarda karşımıza çıktığını da hatırlıyorsunuzdur. Ancak Adnan Menderes, bu konuda da yargılanırken, kendisine yöneltilen suçlamalar bazı gazeteci ve yazarların (mesela Necip Fazıl Kısakürek) söz konusu ödenekten yararlandırıldıkları çerçevesindeydi. Yoksa, 1050 sayılı Kanun"un 77. maddesinde belirtilen "Devletin itibarının gerekleri..." için yapılan harcamalara ilişilmemişti.

Ülkemizdeki "Örtülü Ödenek" ("fonds secrets" diyor frenkler) meselesine ilişkin en "bomba" gelişmenin Tansu Çiller"in başbakanlığı döneminde yaşandığını hatırlayanlarınız çoktur. Medyaya "Parsadan olayı" olarak düşen gelişme yani.

Selçuk Parsadan adlı dolandırıcılıktan sabıkalı birisi dönemin Başbakanı Çiller"in özel kalemini arayıp Org. Necdet Öztorun"un sesini taklit ederek, "Kemalistler Derneği" hayrına kullanılmak üzere örtülüden 5,5 milyar lira istemiş, muradına da erişmişti. Çiller"in olayın açığa çıkması sonrasında yaptığı açıklama, "örtülü ödenekten yapılan harcamaların açıklanmasının yasa uyarınca yasak olduğu" şeklindeydi. Sıkılmadıysanız bu hikayeye ilişkin hoş bir bilgi daha var:

Çiller"in Parsadan davasından beraat etmesine rağmen, Başbakanlık, Çiller ile özel kalem müdürüne karşı tazminat davası açtı. Ancak dava bilirkişinin "tazminat isteminin zamanaşımına uğradığı" yolundaki raporu üzerine zaman aşımına uğradı. Başbakanlığın temyiz başvurusu da işe yaramadı; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Çiller"in beraatına karar verdi. İşin bu yönüne ilişkin mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda yer alan şu değerlendirmelerden de mahrum olmayın isterim:

"Telefon görüşmelerini sağlayan personelin de kusurlu oldukları söylenemez. Zira Türkiye"de askerliğe duyulan yüksek saygı, asker kişilerin şahsına da yönelmektedir. Emekli de olsa eski bir Kara Kuvvetleri Komutanı"nın telefonu karşısında bütün vatandaşlar fevkalade yüksek bir saygı davranışına girerler ve bu tür davranış toplumda yadırganmaz..."

Hikayenin devamı da ilginç:

Çiller hakkında TBMM Örtülü Ödenek Soruşturma Komisyonu"nun verdiği "Yüce Divan" kararına rağmen, genel kurul bu görüşte irade beyan etmedi. Çiller hakkındaki örtülü ödenek oylamasına katılan 312 milletvekili içinden sadece 141"i "buyursun gitsin" dedi.

"Örtülü ödenek" denilen fasıla yer vermeyen bir devlet yoktur herhalde. Ancak bu "yaygınlık" bizi aldatmasın; bu "fon"lar mutlaka her yerde vardır ama bizdeki gibi tartışmaya kapalı değildir.

Bu "açıklığın" en iyi örneklerinden birisi de, Fransa"nın eski Devlet Başkanı Jacques Chirac"ın özel seyahatleri için "örtülü"den harcama yaptığı iddiası dolayısıyla yaşanmıştı. Fransa"da 1959"da Michel Debre"nin çabalarıyla "Örtülü Ödenek"e ilişkin bilgilere getirilen mutlak gizlilik –tahmin ettiğiniz gibi- epeyce eleştiri almıştı. Bu eleştiriler karşısında dönemin Bütçe Bakanı"nın örtülü ödeneğe ilişkin sistemin tatmin edeci olmaktan uzak ve dolayısıyla reforma ihtiyacı olduğunu açıkladığına da şahit olmuştuk. Sözü edilen reformun birinci şartının da bu ödenekler üzerinde tesis edilmesi gereken "parlamento denetimi" olduğu belirtiliyor.

"Örtülü Ödenek"e ilişkin "parlamento denetimi"nin olması gerektiğini ben de savunuyorum. Tamam adından ("örtülü") dolayı bu ödenekten yapılan harcamaların kuruşu kuruşuna "medya"da yer almasını istemek olacak şey değildir. Ancak Meclis"te kurulacak ilgili komisyonlar bu ödeneğin nerelere-kimlere aktarıldığını da bilmeli ve sırasında denetleyebilmelidirler. Bir demokraside Meclis"ten gizlenebilecek bir devlet harcaması olabilir mi?