
Bir süreden bu yana devam eden yüksek faiz ve buna ilave olarak sürdürülen Tür Lirası cinsinden ticari kredilere uygulanan kısıtlar reel sektörün finansmana erişimini zorlaştırıyor hem de kredi faizlerinin politika faizinin ima ettiğinin çok üzerinde kalmasına neden oluyor.
Böylesine uzun süren bir dezenflasyon programının enflasyonla mücadele konusunda faydası olduğu kadar ciddi yan etkilerinin olduğu da aşikâr. Bu yan etkilerin başında ise reel sektörün mevcut kredilerini ödemekte zorlanması, bazı firmaların konkordato ilan etmesi, çeklerinin yazılması ve maalesef son aşamada bankalara olan borç ödenmesinin yapılamaması geliyor.
TGA’lar yani tahsili gecikmiş alacaklar konusu bir süredir hem bankacılık sektörünün hem de Merkez Bankası’nın gündeminde. Ancak gördüğüm kadarıyla konu her iki tarafta da farklı açıdan ele alınıyor. Sektör temsilcileri tahsili gecikmiş alacaklarla ilgili endişe duyarken Merkez Bankası tarafında tarihsel ortalamalara bakarak konu daha sakin ele alınıyor. Oysa tahsili gecikmiş alacakların toplam krediler içindeki oranı gün geçtikçe artıyor. Diğer yandan yakın izlemedeki kredilerin oranı da belirgin bir şekilde yükselmeye devam ediyor. Yani burada esasen önemli bir sorun başlamış durumda ancak Merkez Bankası bu oranların tarihsel ortalamaların altında olduğunu ifade ederek devam eden kredi kısıtlarına yönelik eleştirileri göz ardı etmeye devam ediyor.
Peki nedir bu tarihsel ortalama meselesi? Tarihsel ortalama bir veri setinin geçmişteki belirli bir tarihten başlatılarak bugüne kadarki gelişmelerinin ortalamasının alınması ile oluşan orandır. Yani herhangi bir veri incelenirken o anda oluşan oran yerine geçmişte başlatılan noktadan bugüne kadarki gelişmeler arasındaki farklı görebilmek açısından tarihsel ortalamalara başvurulur. Bu son derece doğru bir yaklaşım olmakla birlikte tarihsel ortalamaların başlangıç tarihi de büyük önem arz etmektedir. Hatta başlangıçtan bugüne kadar yaşanan gelişmeler ve nedenleri de gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla istatistiksel olarak anlamlı olan ve risk barındırmayan bir veri bir gerçekte çok daha riskli olabilir.
Şimdi bu açıklama ışığında Türkiye’deki mevcut duruma bir göz atalım. Mayıs ayı başı itibariyle tahsili gecikmiş alacak oranının toplam krediler içerisindeki payı %2,7 seviyesine çıkmış durumda. Bu oran KOBİ’lerde %3,5 ve ticari kredilerde ise %2,1. Konuyu sadece bu verilerle ele aldığımızda ortada bir sorun yokmuş gibi görülebilir. Ancak takipteki alacak oranı son 1 yıllık dönemde 0,7 puan artarak %2,7, takipteki alacaklar+yakın izlemedeki kredi oranı ise 1,5 puan artarak %11,5’e yükselmiş. Bu veriler “tarihsel ortalama” oranının altında göründüğü için Merkez Bankası bu konuda bir risk olmadığını ifade ediyor.
Oysa söz konusu tarihsel ortalamaların başlangıç yılı 2012. 2012’den bu yana Türkiye’de ve dünyada yaşanan pek çok olay neticesinde bu ortalamaların oluşmasının kaynağı olan veride ciddi yukarı yönlü gelişmeler oldu. 17-25 Aralık 2013 darbe girişimi, 15 Temmuz 2016 kanlı darbe girişimi, 2018 kur atağı, 2020 pandemisi, 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı ve bu dönem içinde yaşanan pek çok ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktörü de göz önüne alırsak oluşan tarihsel ortalamaların kıyaslama yapmak için baz alınmasının yanlış olduğunu değerlendiriyorum. Bana göre illa bir kıyaslama yapılacaksa geçmişteki benzer sıkılaştırma programlarının tahsili gecikmiş alacak oranı sonuçları ile kıyaslama yapılmalı. Zira pandemi döneminde TGA oranı %6’ya kadar çıkmıştı. Şimdi tüm dünyayı durduran bir dönemde oluşan oranın da içinde olduğu bir dönemi baz alıp bugün %3’e dayanmış ve her geçen ay artan bir oranı sorunsuz görmek odadaki fili görmemek olur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.